GÖRÜNTÜLÜ

Sarım Havzası’nda HES kararına tepki: Şirketlerin değil, doğanın parçasıyız

Sarım Havzası’nda HES için yeniden keşif kararı alınmasına tepki gösteren Emin Turhallı, HES ve baraj projelerinin doğaya, tarıma ve canlı yaşamına geri dönüşü olmayan zararlar verdiğini belirterek, “Biz doğanın parçasıyız, şirketlerin değil” dedi.

SARIM HAVZASI

Kürdistan’daki çok sayıda nehir ve dere yatağı, Hidroelektrik Enerji Santralleri (HES) tehdidi altında. Batı kentlerinde kapatılan HES'ler, Kürdistan'ın her kentinde günden güne artarken, inşa edilen HES'ler bölgede hem tarım hem de yaşam alanlarını yok ediyor. İklim krizine etki eden ve yaz aylarında hava sıcaklığının artmasına sebep olan HES'ler, yapılan itiraz ve dilekçelere rağmen inşa ediliyor.

AMED, BARAJLARLA HAFIZASIZLAŞTIRILMAK İSTENİYOR

Sadece Amed'de sekiz enerji santrali bulunurken, yapılan projelerle kentin son kalan çaylarından Sarım ve Zorê çaylarında baraj yapılmak isteniyor. Bu iki projeyle kentin dört bir yanının barajlarla çevrilmesi riski bulunurken, kentte 2011 yılında inşasına başlanan ve Türkiye'nin ikinci büyük barajı olan Silvan Barajı’nın yapımı ise devam ediyor.

Onlarca köyü sular altında bırakacak olan Silvan Barajı, kent için büyük tehdit oluştururken, yapılmak istenen Sarım ve Zorê Çayı barajlarıyla beraber özellikle Licê, Pasûr (Kulp) ve Farqîn (Silvan) bölgesinde tarım alanları, köyler ve canlı yaşamı yok edilecek.

Baraj inşası ve sonrasındaki tehditlerle mücadele eden bölge halkı, barajların topraksızlaştırma ve iklim krizinin yanı sıra insansızlaştırmayı da amaçladığını belirtti.

Yargı ise, bu proje sürecinde köylülerin itirazı ve davalarına rağmen, şirket ve sermayedarların yanında saf tutarak projelere onay veriyor.

Bunlardan biri de Sarım Çayı üzerinde yapılmak istenen HES.

YENİDEN KEŞİF YAPILACAK

Licê ilçesi ile Çewlîg’in Dara Hênî (Genç) ilçesi arasında yer alan Sarım Havzası’nda yapılması planlanan Birsu Hidroelektrik Santrali projesi, ilk süreçte halkın tepkisi üzerine geri çekildi. HES istemeyen halk, konuyu mahkemeye taşıyarak dava açtı. Açılan dava sonrasında alınan "ÇED olumlu" raporu iptal edildi.

Kararın ardından mücadeleleri sonuç veren köylüler, Danıştay 4’üncü Dairesi’nin aldığı karar sonrasında yeniden mücadeleye başladı. Danıştay, alınan "ÇED olumlu" kararının iptal edilmesine dair verilen kararı bozarak, yeniden bilirkişi heyetinin belirlenmesine ve keşif yapılmasına hükmetti.

Alınan kararla doğanın tehdit altında olduğunu ve bölgedeki baraj projelerinin kendilerine hiçbir fayda getirmeyeceğini belirten Sarım Havzası Çevresi Doğal ve Kültürel Mirasın Korunması Derneği Başkanı Emin Turhallı, HES ve baraj projelerinin doğaya, tarıma ve canlı yaşamına geri dönüşü olmayan zararlar verdiğini belirterek, “Biz doğanın parçasıyız, şirketlerin değil” dedi.

Anayasa’nın 56'ncı maddesinin hem devletin hem de vatandaşın doğayı koruma görevi olduğunu vurgulayan Turhallı, “Amacımız devlete karşı gelmek değil; şirketlerin doğaya verdikleri zararı devlete göstermek. Bu şirketler, HES projeleri gibi mantıksız uygulamaların öncülüğünü yapıyor” diye konuştu.

'SARIM HAVZASI BÖLGENİN CAN DAMARI'

Emin Turhallı, "Projenin planlandığı alan, Bingöl’den Diyarbakır’a uzanan Sarım Havzası’nın suladığı geniş bir bölgeyi kapsıyor. Meyve ve sebze üretimi açısından adeta bir vaha olan havzada, sulu tarıma dayalı üretim yapılıyor. Halkın geçim kaynağının önemli bir bölümünü oluşturan tarımsal faaliyetler sayesinde bölgede ceviz, elma, kuru ve taze fasulye, tütün, buğday, arpa, üzüm ve daha pek çok sebze, meyve ile tahıl yetişiyor. Aynı zamanda proje sahası, hayvancılık ve arıcılık bakımından da son derece elverişli koşullara sahip" diye belirtti.

Tarımsal üretimin sadece bölge halkının geçimini değil, aynı zamanda yerel ekonominin devamlılığını da sağladığına dikkat çeken Turhallı, "Havzanın suladığı topraklar, yılın büyük bölümünde yeşil kalıyor ve çeşitliliğiyle hem iç pazara hem de dış pazara katkı sunuyor. Hayvancılık ve arıcılık faaliyetleri, bölgedeki biyoçeşitliliğin korunmasına da yardımcı oluyor. Ancak HES ve baraj projeleri hayata geçtiğinde, bu verimli tarım ve hayvancılık alanlarının büyük bölümü ya sular altında kalacak ya da susuzluktan üretim yapamaz hale gelecek" dedi.

'BARAJ, DOĞANIN KALBİNİ DONDURUYOR'

Barajların sadece suyun akışını kesmediğini, aynı zamanda ekosistemleri de yok ettiğini vurgulayan Turhallı, şu ifadeleri kullandı:

“Barajlar, nehirlerin doğal döngüsünü bozar, balıkların göç yollarını keser, su altı yaşamını bitirir. Biriktirilen su, oksijen seviyesini düşürerek ekosistemi çürütür. Tarım alanlarını sular altında bırakır, binlerce insanı yerinden eder. Aşağı bölgelerdeki tarım, içme suyu ve doğal yaşam alanlarını kurutur. Kısacası barajlar, görünürde enerji sağlasa da uzun vadede doğanın kalbini durduran dev beton duvarlardır.”

İklim değişikliğinin etkilerinin Sarım Havzası’nda hissedildiğini ifade eden Turhallı, “Hava ve toprak 5-10 derece ısındı, kar yağışları azaldı. Mevsimler kısaldı; altı aylık süreçler on beş güne indi. Ormanlar yok edildi, dereler kurutuldu, tarım ilaçları doğayı zehirledi. Biyoçeşitlilik yüzde 67 azaldı. Böyle giderse biz de yok olacağız” dedi.

'DOĞAYI KORUMALIYIZ'

HES ve baraj projelerinin alternatif enerji çözümleriyle değiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Emin Turhallı, “Doğa yok olursa, varsayımsal para ve değerlerin hiçbir anlamı kalmaz. Elimizdeki gerçek dünya, doğal dünya… Onu korumazsak, yağmur selleri bizi sürükler, güneş kavurur, rüzgâr savurur. Biz kimin hizmetindeyiz? Asıl sorumuz bu olmalı” diyerek sözlerini tamamladı.