Yoksul ülkelerden COP30’ çağrısı: Yarattığınız krizin bedelini ödeyin

Afrika ülkeleri, iklim krizinin ağır sonuçlarıyla boğuşurken zengin devletlerin yardımları kesip sorumluluktan kaçması Cop30’un en kritik tartışması oldu. Yoksul ülkeler, “Biz yaratmadık, ama bu krizin bedelini biz ödüyoruz” diyerek adalet talep ediyor.

COP30

Belém’de düzenlenen Cop30 iklim zirvesi, zengin ülkelerin iklim finansmanındaki kesintileri nedeniyle gergin bir havada geçiyor. Afrika’nın en kırılgan ülkelerinden Liberya, Malawi ve diğer pek çok ülke, iklim krizinin etkileri altında ezilirken Batı’nın bütçe daralmalarını gerekçe göstererek yardım çekmesini büyük bir adaletsizlik olarak görüyor.

Liberya Çevre Koruma Ajansı Direktörü Emmanuel Yarkpawolo, ülkesindeki yıkımı anlatırken yaşanan dönüşümün hızını örneklerle paylaştı. Mayıs ayında deniz kenarında bir hindistancevizi ağacının altında durduğunu, Eylülde aynı yere döndüğünde ağacın sahil erozyonuyla yok olduğunu söyledi. Ona göre bu, ülkelerinin yaşadığı tahribatın en somut göstergesi.

Yarkpawolo ile Belém’deki mütevazı Liberya pavyonunda yapılan görüşme, Afrika ülkelerinin iklim zirvesine nasıl sınırlı imkânlarla katıldığını da gözler önüne seriyor. Birçok Afrika ülkesi kendi pavyonunu kuracak maliyetleri karşılayamadığı için ortak alanlarda çalışma yürütüyor. Bu durum, zengin ülkelerin çok odalı dev pavyonlarıyla büyük bir tezat oluşturuyor.

Power Shift Africa’dan Mohamed Adow, en yoksul ülkelerin BM iklim sistemine neden sıkı sıkıya bağlı olduğunu şöyle ifade etti: Yardımlar kesildiğinde kimse bize danışmıyor ama Cop süreci, en azından eşit söz hakkı alabildiğimiz tek alan. Bu nedenle ülkelerimiz tüm zorluklara rağmen burada müzakere masasında kalmaya çalışıyor.

Liberya gibi ülkeler, müzakerelerde seslerini güçlendirmek için Afrika Grubu, G77 ve En Az Gelişmiş Ülkeler (LDC) grubu içinde yer alıyor. LDC grubunun başkanlığını yürüten Malavili Evans Njewa, ülkelerinin iklim krizinin yükünü taşıyamadığını ve adaptasyon için daha güçlü bir finansman taahhüdüne ihtiyaç duyulduğunu vurgulayarak, en kırılgan 44 ülkenin hiçbirinin bu krizi yaratmadığını ancak en ağır bedeli onların ödediğini belirtti. LDC ülkeleri, adaptasyon fonlarının 2030’a kadar üç kat artırılarak 120 milyar dolara çıkarılmasını talep ediyor.

Ancak ABD, Britanya ve Avrupa’nın birçok ülkesinde son bir yıl içinde yapılan bütçe kesintileri nedeniyle bu taleplerin karşılanması zor görünüyor. Mercy Corps uzmanı Debbie Hillier, finansman açığının derinleştiğini ve büyük çözüm eksikliğinin para olduğunu belirtti. Ona göre yapılması gerekenler belli, ihtiyaç duyulan teknolojiler ve uygulamalar ortada ama ülkeler kasayı kapatmış durumda.

Brezilya ve Azerbaycan’ın ortaya koyduğu “Baku to Belém Roadmap”, 2035’e kadar yıllık 1,3 trilyon dolar mobilize edilmesini hedefliyor. Ancak rapor, uzmanlar tarafından bağlayıcılıktan uzak, somut adımlar içermeyen bir belge olarak değerlendiriliyor. Chatham House’tan Anna Aberg, önerilerin genel ifadelerden ibaret olduğunu ifade ediyor. Özel sektörün adaptasyon projelerine yatırım yapma ihtimalinin düşük olduğu da vurgulanıyor. Alman kalkınma finans kurumu DEG’den Philip Hein, kâr potansiyeli olmayan projelere ticari yatırım beklemenin gerçekçi olmadığını belirtiyor ve adaptasyon için hibe ihtiyacının altını çiziyor.

Kırılgan ve çatışma yaşayan ülkeler, mevcut iklim finansmanının yalnızca yüzde 10’unu alabiliyor. ODI’den Mauricio Vazquez, Cop30’un “insan odaklı zirve” olarak tanıtılmasına rağmen en kırılgan ülkelerin gündemde yer bulamadığını söylüyor. Ona göre bağışçılar felaketlerden sonra yardım göndermeyi tercih ederken, uzun vadeli direnci artıracak yatırımlardan kaçınıyor.

Liberya’nın 20 yıl önce sona eren iç savaştan bu yana istikrar algısını tam olarak toparlayamaması, ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırımları da düşürüyor. Bu nedenle ülkenin iklim kriziyle başa çıkabilmesi için büyük ölçekli dış desteğe ihtiyacı var.

Cop30’da ülkesinin sesini duyurmaya çalışan Yarkpawolo ise zengin ülkelere şu çağrıyı yapıyor: İklim finansmanı sağlamamak bizim için felaket. Bu sadece para değil; bu bir adalet meselesi. Siz daha çok emisyon salıyorsunuz, bu krizi siz yaratıyorsunuz. O halde temizlemek de sizin görevinizdir.