GÖRÜNTÜLÜ

'Alevilik ve Gelecek Sempozyumu' sona erdi

Londra’da 3 gün boyunca süren Alevilik ve Gelecek Sempozyumu’nun son gününde barış siyasetine ihtiyaç olduğu vurgulanarak, halkların birlikte hareket etmeden demokratikleşmenin mümkün olmayacağı ifade edildi.

İngiltere'nin başkenti Londra’da 3 gün boyunca süren“Alevilik ve Gelecek” sempozyumu 4 panel ve 12 workshop ile sona erdi. Sempozyum hem farklı kimlik ve inançları bir araya getirdi hem de farklı kimliklerin, hafızaların ve baskı deneyimlerinin ortaklaştığı geniş bir düşünsel zemine dönüştü. 

Sempozyum yalnızca Alevi toplumunun kendi iç meselelerini tartıştığı bir buluşma olmanın ötesine geçerek, üç gün boyunca yapılan tartışmalarda dışlanan, inkâr edilen, yerinden edilen ve eşit yurttaşlık mücadelesi veren bütün toplulukların ortak geleceğine dair sorulara cevap arandı. 

Kürtlerin, Ermenilerin, Yahudilerin, farklı inanç topluluklarının, akademisyenlerin, siyasetçilerin, gençlerin ve kadın hareketlerinden isimlerin aynı çatı altında buluştuğu sempozyumda,  çoğul bir demokratik hafıza alanına dönüştü. Sempozyumun merkezinde yalnızca Alevilerin geleceği ve inanç özgürlüğü değil; demokrasi krizi, yükselen aşırı sağ hareketler, savaş politikaları, göç, diaspora kimliği, genç kuşakların aidiyet sorunları, kadınların temsiliyeti, ekolojik yıkım, dijitalleşme ve toplumsal yabancılaşma gibi çok sayıda başlık yer aldı.

Yine ‘Mezpepçilik’, ‘dışlanma’, ‘otoriter sağ hareketlerin yükselişi’, ‘kadının toplumsal konumu ve kimliğin yeniden inşası’, ‘kapitalist kıyamet ve küresel dönüşümler’, ‘devletin dönüşüm ve Türkiye’, ‘kimlik, inanç ve gelecek’, ‘azınlık kimliğinin ikilemi’, ‘cumhuriyet döneminde Alevi katliamları ve soykırmcıların gerçekleri gibi’ birçok konu tartışıldı. 

Sempozyumda DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar, Erkan Baş, Erdoğan Aydın, Aydın Çubukçu, Çilem Küçükkeleş, Dr. Berfin Emre Çetin, Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Dr. Zafer Yörük gibi çok sayıda siyasetçi ve akademisyen konuşmacı olarak yer aldı. Alevi geleneğinin ritüellerin inancın eşitlik ve özgürlük bağlamında yerini anlatan workshoplar düzenlendi. Birçok sanatsal etkinliğinde yer aldığı Sempozyumda, Madımak Katliamı Online Müzesi ise 3 gün boyunca tanıtıldı. 

Sempozyumda, Alevilik yalnızca tarihsel bir inanç ya da kültürel kimlik olarak öne çıkmadı,  “birlikte yaşam”, “rızalık”, “hakikat”, “eşitlik” ve “dayanışma” kavramları üzerinden bugünün krizlerine cevap arayan etik-toplumsal bir yol olarak da konuşuldu. 

‘Alevilik geleceğe nasıl taşınacak’ sorusunun yanıtı ise kimi konuşmalarda Aleviliğin evrensel demokrasi mücadelesinin güçlü bir parçası olması gerektiği savunulurken, kimi tartışmalarda ise modernleşme ve diaspora koşullarında inançsal hafızanın, erkânın ve geleneksel yapının aşınabileceği kaygısı dile getirildi. ‘Alevilik ve gelecek’ sempozyumunda, Alevilerin  yalnızca kendisini korumaya çalışan bir diaspora değil; farklı halklar ve inançlarla birlikte ortak bir gelecek fikri üretmeye çalışan aktif bir özne fikri öne çıktı. 

Sempozyumun son gününde dikkat çeken panellerden biri de gazeteci-yazar Çilem Küçükkeleş ve yazar Erdoğan Aydın’nın panelist olarak katıldığı ‘Sistem çökerten Ortadoğu, Türkiye ve Aleviler’ başlıklı oturum oldu. 

TEMEL MESELE ‘İNKAR’DIR’ 

Panelde konuşan Erdoğan Aydın, bugün Alevilerin karşı karşıya olduğu en temel meselelerden birinin inkar politikaları ve devlet eliyle yürütülen İslamcılaştırma girişimleri olduğuna dikkat çekti. Erdoğan, özellikle Kültür Bakanlığı’na bağlı “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” üzerinden yürütülen siyasetin, Aleviliği dönüştürmeye dönük ciddi bir müdahale anlamı taşıdığını söyledi.

Erdoğan Aydın, asıl kritik meselenin Aleviliğe dönük saldırılar değil; Alevilerin buna karşı nasıl bir duruş geliştireceği olduğunu söyleyerek,  “Kendi sorumluluklarını, kendi duruşunu, kendi söylemini, kendi fikirlerini ve kendi programını ortaya koyamayan hiçbir hareketin kalıcı bir sonuç üretmesi mümkün değil. Eğer yarına dair bir kimlik inşası, programatik bir çerçeve ve toplumsal bir model kurulamazsa, elde edilen kazanımlar anlık ve sınırlı kalacak” dedi. 

Alevilerin yalnızca kendi inançsal tanınma talepleriyle sınırlı olmayan; Türkiye’ye, bölgeye ve dünyaya dair özgürlükçü bir programa ihtiyaç duyduğunun altını çizen Aydın, böyle bir çerçevenin hem dostlukları büyüteceğini hem de Alevi toplumunun kendi içinde birlik ve güçlenmesini sağlayacağını vurguladı.

 ‘TÜRK ULUSALCI’ ELEŞTİRİSİ 

Alevi toplumu içindeki ulusalcı siyaset etkisini de eleştiren Aydın, pek çok Alevi kurumunun ve yöneticisinin Türk ulusalcı siyasetinin hegemonyasını içselleştirdiğini belirtti. Aydın, Alevilere yönelik baskılara karşı mücadelenin ulusalcı devlet modeliyle yürütülebileceği düşüncesini “çok büyük bir yanlış” olarak tanımlayarak, bu yaklaşımın bir yandan Alevilerin bağımsızlaşmasını engellediğini, diğer yandan ise Aleviliğin özüne aykırı olduğunu söyledi.

Aydın, konuşmasını ise Antonio Gramsci’nin şu sözleriyle tamamladı: “Eski dünya çöküyor ama yeni dünya henüz kurulamıyor. İşte tam da bu ara dönemde canavarlar ortaya çıkar.”

Bugün Türkiye ve Ortadoğu’nun tam da böyle bir “canavarlar çağından” geçtiğini söyleyen Erdoğan Aydın, Alevilerin kendi güçlerini, vizyonlarını ve dayanışmalarını büyütememesi hâlinde bu karanlık dönemin herkesi içine çekebileceği uyarısında bulundu. 

Gazeteci Yazar Çilem Küçükkeleş’te  Alevi hareketinin bugün en temel eksiklerinden birinin ortaklaştırılmış bir Ortadoğu politikasının olmaması olduğunu söyleyerek, meselenin yalnızca güncel krizlere tepki vermek değil; Ortadoğu’ya, halklara, inançlara ve birlikte yaşama dair ortak bir siyasal söz üretebilmek olduğunu kaydetti. Barış siyasetine dikkat çeken Çilem Küçükkeleş,  halkların birlikte hareket etmeden demokratikleşmenin mümkün olmayacağını vurguladı. 

Sempozyum, son olarak Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Cuma Erçetin, Prof. Dr. Şükrü Aslan ve Erdal Kılıçkaya gibi isimlere ‘Geçmişin hafızası Geleceğin imkanı Alevilik Nereye?’ Başlıklı panel ve Hüseyin Korkan Korkmaz’ın konseri ile sona erdi.