Almanya’nın Köln kentinde KURD-AKAD tarafından “İkinci Yılında Barış ve Demokratik Toplum Sürecini Yeniden Düşünmek” başlıklı bir sempozyum düzenlendi. Volkshochschule’de gerçekleştirilen etkinlik, gazeteci Güler Yıldız’ın moderatörlüğünde yapıldı. Sempozyuma PYD Başkanlık Konseyi üyesi Foza Yusuf, DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar, akademisyenler ve çok sayıda davetli katıldı.
‘ENTEGRASYON EGEMENLİK DEĞİL, BİRLİKTE YAŞAM HEDEFİ’
Sempozyumda ilk konuşmayı yapan Foza Yusuf, Rojava’da HTŞ ile yaşanan çatışmalar sonrası 29 Ocak’ta imzalanan anlaşma ve devam eden entegrasyon sürecine değindi. HTŞ’nin süreci bir egemenlik kurma yaklaşımıyla ele aldığını belirten Foza Yusuf, kendilerinin ise bunu Rojava’daki sistemin ve halkların Suriye devletine entegrasyonu olarak gördüklerini ifade etti.
‘KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ KIRMIZ ÇİZGİ’
YPJ’nin entegrasyonu konusunda henüz uzlaşma sağlanamadığını vurgulayan Foza Yusuf, kadın özgürlüğünün “kırmızı çizgi” olduğunu söyledi. HTŞ içindeki bazı grupların provokasyon girişimlerinde bulunduğunu dile getiren Foza Yusuf, yeni çatışma arayışlarına karşı dikkat çekti. Suriye’de tüm halkları kapsayan bir sistem için ortak çaba çağrısı yaptı.
‘BARIŞ İÇİN YASAL VE SİYASAL ZEMİN ŞART’
Prof. Dr. Mithat Sancar ise 16 aydır devam eden “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ni değerlendirdi. Kürt sorununda silah bırakma adımının uluslararası örneklere kıyasla öne alınmasının cesur bir karar olduğunu belirten Sancar, sürecin ilerleyebilmesi için kapsamlı yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu söyledi.
Barış yasalarının yalnızca ceza hukukuyla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade eden Sancar, siyasal alanı genişletecek düzenlemelerin de zorunlu olduğunu kaydetti. Sancar, bu yasaların hazırlanmasında Önder Apo’nun görüşlerinin alınarak mutabakat sağlanmasının önemine dikkat çekti.
AİHM ve AYM kararlarının uygulanmamasının güvensizlik yarattığını belirten Sancar, buna rağmen sürecin tıkanmadığını ancak bazı adımlarda gecikmeler yaşandığını ifade etti. Sancar, kalıcı bir barış için yol haritası ve takvimlendirilmiş adımlar gerektiğini vurguladı.
‘NE TAM BARIŞ NE TAM SAVAŞ: ARA BİR DÖNEM’
Asistan Prof. Adnan Çelik ise mevcut sürecin net bir şekilde adlandırılamadığını belirterek, bunun ne tam anlamıyla barış ne de savaş olduğunu söyledi. Sürecin kendi içinde farklı dengeler barındırdığını ifade eden Çelik, günümüz dünyasını Antonio Gramsci’nin kavramıyla “canavarlar çağı” olarak tanımladı.
2014 sonrası Kürtlerin yeni bir döneme girdiğini belirten Çelik, bu sürecin Kürtleri farkında olarak ya da olmayarak ortak bir zeminde buluşturduğunu dile getirdi. Kürtlerin bugün hayatta kalma stratejileri etrafında ortaklaştığını söyledi.
Bu sürecin olumsuz yanlarından birinin muhalefet yapma kapasitesinin zayıflaması olduğunu ifade eden Çelik, PKK’nin silah bırakma adımının ise yeterince anlaşılmadığını kaydetti. Bu adımın yalnızca zorunlu bir hamle olarak görülmemesi gerektiğini belirten Çelik, bunun önemli bir stratejik dönüşüm anlamına geldiğini vurguladı
Çelik, Önder Apo’nun hamleyle devletin elindeki argümanları zayıflattığını ve devleti adım atmaya zorladığını ifade etti. Sürecin kısa vadede barış getirmeyeceğini ancak yeni bir mücadele alanı açtığını söyleyen Çelik, yaşananları Kürtlerin kaos ortamında hayatta kalma mücadelesi olarak tanımladı.
‘DEJAVU HİSSİ: 2013-2014 SÜRECİ’
Sempozyumda konuşan avukat Mahmut Şakar da mevcut sürecin kendisine 2013-2014 dönemini hatırlattığını belirtti. Ortadoğu’daki gelişmelerin tüm Kürtleri hedef aldığını ifade eden Şakar, bu durumun Kürtler arasında zorunlu da olsa bir birlik ruhu yarattığını söyledi.
Şakar, Önder Apo’nun 1993’ten bu yana barış ve çözüm arayışını sürdürdüğünü belirtti. 1999’dan itibaren devletle yürütülen görüşmelerle “Öcalan Modeli” olarak adlandırılabilecek bir yaklaşımın geliştiğini dile getirdi.
Şakar, Önder Apo’nun süreci devletin geri adım atamayacağı bir noktaya çekmeye çalıştığını ifade ederken, devletin ise süreç üzerinde kontrol kurarak en düşük maliyetle sonuç alma arayışında olduğunu söyledi.
‘BARIŞI İNŞA ETMEK TOPLUMSAL YÜZLEŞMEDEN GEÇİYOR’
Dr. Özgür Sevgi Göral ise “Barışı inşa etmek, radikal bir gelecek kurmak: Ortak yaşam, yüzleşme ve sürece müdahil olma olanakları” başlıklı sunumunda, dünyanın yeni bir tarihsel dönemece girdiğini belirtti. Kapitalizmin, siyasetin ve erkeklik krizinin derinleştiğini ifade eden Göral, bunun çoklu krizlere yol açtığını söyledi.
Türkiye devletinin son 150 yıllık tarihinin yıkıcı bir karakter taşıdığını dile getiren Göral, özellikle son yıllarda devletin daha da sertleştiğini, kurumlara el koyan ve şiddeti meşrulaştıran bir noktaya geldiğini belirtti.
Bu tabloyla yüzleşmenin önemine dikkat çeken Göral, geçiş dönemi adaletinin kritik rol oynadığını vurguladı. Ancak bu sürecin yalnızca devletten beklenmemesi gerektiğini ifade eden Göral, toplumun da alternatif yüzleşme ve adalet mekanizmaları geliştirmesi gerektiğini söyledi.
Geleceğin inşası için barışın mutlaka sağlanması gerektiğini belirten Göral, bunun ancak güçlü bir toplumsal mücadeleyle mümkün olabileceğini dile getirdi.