Moini, AP’de İran için ‘demokratik öz yönetim’ önerdi

PJAK Başkanlık Konseyi Üyesi Siyamend Moini, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada İran’ın içinden geçtiği “kritik” sürece dikkat çekerek, demokratik öz yönetim önerdi.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda “Demokratik İran’ı Birlikte Örüyoruz” başlıklı bir konferans düzenlendi. Farklı halklar ve örgütlerin katıldığı geniş kapsamlı konferansın ilk panelinde PJAK Başkanlık Konseyi Üyesi Siyamend Moini bir konuşma yaptı. 

Moini, İran’ın son derece kritik bir dönemde geçtiğini belirterek, bu kritik anda radikal demokrasiye vurgu yaptıklarını ifade etti. Moini, “İran’ın farklı bölgelerinde yaşayan halkların ülkenin gelecekteki siyasi haritasını yeniden şekillendirmesi için ‘demokratik öz yönetim’ projesini öneriyoruz” dedi. 

Moini’nin konuşması şöyle: "İran için son derece kritik olan bu dönemde sizlere hitap etmekten memnuniyet duyuyorum. Bu dönem, tüm Ortadoğu’nun geleceğini derinden etkileyebilecek bir süreçtir. Bir Kürt olarak, barışın ve siyasal birliğin sağlanmasına yönelik bazı önemli noktaları vurgulamak istiyorum.

Bu hassas durumun siyasi birliğe yol açabileceğine inanıyorum; ancak aynı zamanda çok olumsuz sonuçlar da doğurabilir. İşte bu nedenle bu toplantı, diyalog kurmak, ortak düşünmek ve görüş alışverişinde bulunmak için değerli bir fırsattır. Ancak bu görüşmeler başarısız olursa ve İran’da yaşayan farklı halklar ortak bir diyalog zemini oluşturamazsa, tarih kendini tekrar edebilir. Bu durumda bölgedeki gelecek nesillerin yaşamı, geçmişte olduğu gibi, büyük zarar görebilir.

Bildiğiniz gibi İran’daki modern devlet bir asırdan fazla bir süre önce kuruldu. Bu devlet, Kürtler, Beluçlar, Türkmenler, Araplar ve Ermeniler gibi halklara kültürel, dilsel ve siyasi asimilasyon dayatılarak inşa edildi. Ancak bu yapı, söz konusu halkları siyasi katılımın dışında bırakmayı temel bir ilke haline getirdi. Bunun yanı sıra ekonomik kalkınma politikaları yalnızca “merkez”in yararına olacak şekilde tasarlandı. Bu durum, sadece bu halkların İran’ın zenginliğinden pay almasını engellemekle kalmadı; aynı zamanda bu bölgelerin gerçek sahiplerinin kaynaklarının merkezdeki egemen elitleri zenginleştirmek için yağmalanmasına yol açtı. Bu süreç günümüze kadar devam etmektedir.

1979’daki halk devriminin başarısından sonra herkes özgürlük, çoğulculuk, çok partili bir sistem ve İran’ın tüm halkları için yasa önünde eşit haklar bekliyordu. Ancak yeni İslam Cumhuriyeti yönetimi, önceki rejimin merkeziyetçi zihniyetini korudu. Dahası, dini baskıyı devlet söyleminin merkezine yerleştirdi; dini ve özellikle Şii mezhebini, muhalifleri bastırmak ve laik kesimleri marjinalleştirmek için bir araç olarak kullandı.

‘JIN JIYAN AZADÎ’ DEVRİMİ ORTADOĞU’DA DÖNÜŞÜMÜN MOTOR GÜCÜ OLDU

Kürt toplumu yarım asırdır İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı direniş ve kararlılıkla mücadelesini sürdürmektedir. Aynı zamanda İran’da yaşayan özgürlük isteyen diğer tüm halklarla ortaklık ve işbirliği içinde olmuştur. Hepinizin bildiği gibi Kürdistan, bu mücadelenin ön saflarında yer almıştır.

2022 yılında Jina Emini’nin katledilmesinin ardından başlayan “Jin, Jiyan, Azadî” devrimi, Kürdistan’da ortaya çıktı ve bu baskıcı, merkeziyetçi ve dini devlete karşı en önemli meydan okuma haline geldi. Bu ayaklanma, yanlızca Kürdistan ve İran’da değil, tüm Ortadoğu’da siyasi dönüşümün temel gücü ve itici motoru olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Kürdistan’ın radikal taleplerinin yalnızca Kürdistan’ın değil, tüm İran’ın gelecekteki siyasi haritasını yeniden çizebileceğini gösterdi. Bu talepler, ayrımcılığı ve baskıyı tamamen ortadan kaldırarak, bu coğrafyada yaşayan tüm halklar için kendi kaderini tayin hakkını güvence altına almayı hedeflemektedir.

Jin, Jiyan, Azadî”  hareketi, Kürdistan’ın geleceğe dair ne istediğini çok iyi bildiğini gösterdi. Aynı zamanda hangi güçlerin bu geleceği şekillendirebileceğini de açık taleplerle ortaya koydu. Demokratikleşme isteğinin, demokrasinin derinleştirilmesinin ve İran’daki kadınların ve çeşitli halkların maruz kaldığı dışlanma ve baskının giderilmesinin; ister dini ister laik olsun, İranlı merkeziyetçilerin temel varsayımlarına bütünüyle meydan okuduğunu kanıtladı.

DEMOKRATİK ÖZ YÖNETİM PROJESİ ÖNERİYORUZ

Halklara yönelik baskılar sürerken ve artan idamlar ile tutuklamalar siyasi ortamı tamamen kapatmışken, kendimizi kritik bir dönemeçte buluyoruz. Herkes bu krizden çıkışın ve demokrasiye geçişin yollarını arıyor. Bu kritik anda PJAK, genç ve öncü bir parti olarak radikal demokrasiyi vurgulamaktadır. İran’ın farklı bölgelerinde yaşayan halkların ülkenin gelecekteki siyasi haritasını yeniden şekillendirmesi için “demokratik öz yönetim” projesini öneriyoruz. Bu proje konfederal bir modele dayanmaktadır; ancak siyasi koşullara bağlı olarak federalizm ya da cumhuriyet gibi diğer seçenekleri de kabul etmeye hazır olduğumuzu ifade ettik.

PJAK Doğu Kürdistan’ın tek siyasi temsilcisi olmasa da, Kürt toplumunun önemli bir kesimini temsil etmektedir. İran içinde ve orada yaşayan diğer halklar arasında iyi tanınmaktadır. Demokratikleşmeye ilişkin fikirleri, merkezi devlete karşı kaybedilen hakların yeniden kazanılmasına yardımcı olabilir. Ayrıca demokrasi, farklılıklara saygı ve siyasi çoğulculuk ilkeleri temelinde PJAK, yalnızca Kürtler arasında değil, İran’da yaşayan tüm halklar arasında ittifaklar kurulmasında önemli bir rol oynayabilir.

İRAN’IN YENİDEN İNŞASI HAYATİ ÖNEMDEDİR

Bu, kadın haklarını, halkların ve azınlıkların haklarını ve çevrenin korunmasını sürekli savunan özgür, demokratik ve laik bir İran’ın yeniden inşası için hayati önemdedir.

PJAK, İslam Cumhuriyeti’nden demokratik bir İran’a geçiş sürecinin büyüklüğünü, önemini ve açık tehlikelerini derinden kavramaktadır. Bu nedenle olası bir siyasi boşluğa karşı hazırlık yapmaya çalıştık; bir yandan siyasi gerilimleri azaltmayı, diğer yandan ise İran’daki güç dengesini demokratik güçler lehine değiştirmeyi hedefledik.

Örneğin bugün İran’daki dini yönetimin siyasi güçleri ile birlikte monarşist, faşist ve merkeziyetçi İranlı gruplar eski ve çağdışı bir bakış açısına sahiptir. Onlar Kürt partilerinin ittifakını en büyük tehditleri olarak görmektedirler. İran’ın eski “ulus-devlet” anlayışını açıkça taşıyan bu zihniyet, tüm sakinlerin -azınlıklar ve çoğunluklar dahil- yasa önünde eşit haklara sahip olacağı demokratik bir İran’ın inşasının önündeki en büyük engel haline gelebilir.

Bu nedenle, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nin (PJAK) bir temsilcisi olarak vurgulamak isterim ki; Kürdistan halkı, PJAK ve diğer Kürt partileri, İran’ın siyasi geleceğinin ancak eşit siyasi haklara saygı gösterilmesi, yüzyıllık ayrımcılık mirasının reddedilmesi ve radikal demokrasinin benimsenmesiyle güvence altına alınabileceğini kavrayacak düzeyde bir siyasi olgunluğa ulaşmıştır.

Bu demokrasi, Kürt toplumunun tüm kesimlerinin ve bu coğrafyada yaşayan diğer halkların haklarını korumalı ve savunmalı; onları yasa önünde eşit yurttaşlar olarak kabul etmelidir.

Sonuç olarak, İran’ın mevcut sınırları içinde yaşayan tüm halkların birlikte var olabilmesi için yeni bir ufuk açabilecek bu hassas dönemde, İran’daki demokratik güçler arasındaki diyalogun, bu halkların temsilcilerinin yan yana ve ortak katılımının ve uluslararası toplumun desteğinin, aydınlık ve demokratik bir geleceğin gerçekleşmesinde büyük etkisi olacağına inanıyoruz.

Son olarak, uluslararası topluma Kürt meselesinin ve İran’daki diğer halkların sorunlarının hassas niteliğini anlamaları çağrısında bulunmayı gerekli görüyorum. Bu konu, bölgedeki komşu ülkeleri de doğrudan etkileyen ciddi bir meseledir. İran’da demokrasinin sağlanması sürecinde Kürtlerin ağırlığı ve siyasi gücü doğru ve dikkatli biçimde anlaşılmazsa ve Kürdistan özgürlük hareketi desteklenmezse, bu durum yeni bir diktatörlüğün yükselişinin önünü açabilir — tıpkı 1979’da olduğu gibi, ancak bu kez farklı bir yüz ve görünüm altında."