PKK'nin fesih kararı ve Dürzi katliamı İsveç Parlamentosu’nun gündeminde

Sosyal Demokratlar Milletvekili Kadir Kasırga, Dışişleri Bakanı’nın yanıtlaması talebiyle verdiği soru önergesinde, PKK'nin fesih kararının ardından İsveç’in hukuk ve diyalog konularında nasıl bir destek sağlayacağını sordu.

Önder Apo’nun çağrısı üzerine PKK’nin gerçekleştirdiği kongreyle örgütün feshedilmesi ve silahlı mücadelenin sonlandırılması kararı, dünya gündemindeki yerini koruyor.

Bu gelişmeler İsveç Parlamentosu'nun da gündemine taşındı.

Sosyal Demokratlar Grubu Milletvekili Kadir Kasırga, konuyu resmi olarak parlamentoya taşıdı.

Önder Apo’nun 26 yıldır tek kişilik hücrede tecrit altında olduğunu belirten Kasırga, yapılan son çağrının ve PKK'nin kongre kararlarının tarihi nitelikte gelişmeler olduğunun altını çizdi.

DEMOKRATİKLEŞME YÖNÜNDEN HAYATİ ÖNEMDE

Önergede yer alan bazı önemli ifadeler şu şekildedir:

“Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı mücadelesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana devam etmektedir. Önceki İsveç hükümetleri ve Avrupa Birliği, Kürt sorununa barışçıl ve demokratik bir çözüm bulunması amacıyla hem Türkiye'yi hem de PKK'yi diyaloğa çağırmıştır. Şimdi böyle bir çözüm için yeni bir fırsat doğmuştur ve Türkiye’de geniş bir kamuoyu, Öcalan ile Türk hükümeti arasında başlatılan süreci desteklediğini ifade etmektedir.
Silahlı mücadelenin yerini siyasi ve demokratik yöntemlerin alması beklenmektedir; bu da tarihi bir atılım olacaktır.
Kürt sorununa demokratik bir çözüm bulunması, yalnızca barış ve istikrar için değil, aynı zamanda Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından da hayati önem taşımaktadır. Bu sorun, uzun süredir Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde karşılaştığı en büyük engellerden biridir.
PKK ile barış süreci devam etmesine rağmen, muhalif isimlere yönelik baskılar sürmektedir. Bu hafta, ana muhalefet partisi CHP’ye mensup bazı belediye başkanları gözaltına alınmış ve İstanbul’un popüler Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da aylardır gözaltında tutulmaktadır.

AB DESTEK VERMEYE HAZIR MI?

Bu çerçevede, Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard’a şu soruyu yöneltiyorum:
Bakan ve Hükümet, PKK'nin kendini feshederek silah bırakma kararını nasıl değerlendirmektedir? Bakan ve Hükümet, Kürt sorununun uluslararası insan hakları standartları ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde, diyalog ve demokratik yöntemlerle çözülmesi konusunda AB dahil çeşitli yollarla Türkiye'ye destek vermeye hazır mıdır?”

HTŞ, BÖLGENİN İSTİKRARI İÇİN BİR TEHDİT

Milletvekili Kadir Kasırga, son üç gün içerisinde Suriye’nin Süveyda bölgesinde Dürzilere yönelik gerçekleştirilen saldırılar ve katliamlarla ilgili olarak da parlamentoya bir önerge sundu. Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard’ın yanıtlaması beklenen önergede, Suriye'deki tüm ulusal ve kültürel çeşitliliğin HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) tarafından tehdit edildiği vurgulandı.

Önergede şu ifadeler yer aldı:

“HTŞ, El Kaide ve DAİŞ’in eski liderlerinden biri olan ve şu anda kendini Suriye’nin devlet başkanı ilan eden Ebu Muhammed el-Culani tarafından yönetilmektedir.
HTŞ, Baas Partisi diktatörlüğünün yerine, İslam'ın aşırı yorumlarını dayatan ve bu yorumlara uymayan herkesi susturan, ezen ya da öldüren yeni bir baskı rejimi getirmiştir.
Kadın hakları ciddi şekilde kısıtlanmış, azınlıklar sürekli tehdit altında yaşamaya zorlanmıştır.
HTŞ, geçtiğimiz yıl boyunca Alevilere ve Hristiyanlara yönelik ihlallerde bulunmuş, zorla yerinden etmeler ve katliamlar gerçekleştirmiştir.
Son olarak Güney Suriye'de, HTŞ’ye bağlı cihatçılar tarafından Süveyda şehrine düzenlenen vahşi saldırılarda çok sayıda Dürzi sivil hayatını kaybetmiştir. Aynı zamanda Dürzi türbeleri tahrip edilmiş, kutsal mekanlar ihlal edilmiştir. Bu durum hem dini hem de kültürel bir saldırı olup, Suriye'nin çeşitliliğinin sistematik olarak yok edilmesini amaçlayan bir demografik temizlik girişimidir.

Buna rağmen, hem AB hem de ABD, azınlık haklarına saygı gösterileceğine dair herhangi bir garanti olmaksızın, HTŞ ile yaptırımların hafifletilmesi ve diplomatik temaslar da dahil olmak üzere tehlikeli bir normalleşme sürecine girmiştir. Bu yaklaşım, safça ve düpedüz tehlikeli bir stratejidir.

HTŞ, gücünü Hristiyanlara, Alevilere, Dürzilere, Kürtlere ve laik Müslümanlara yer vermeyen, radikal bir İslamcı hilafet ideolojisinden almaktadır. Bu hareket, yalnızca Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrarı ve Batı’daki demokrasiler için de uzun vadede ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. İsveç, insan hakları, azınlıkların korunması ve uluslararası dayanışma adına harekete geçmeli ve bu yeni ve vahşi aşırılığın yükselişine göz yummamalıdır.”

Bu bağlamda Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard’a şu soruyu yöneltiyorum:
Bakan, İsveç’in — AB içinde ve diğer uluslararası platformlarda — azınlıklara zulmeden, kadın haklarını kısıtlayan ve Suriye'nin çeşitliliğine giderek artan bir tehdit oluşturan HTŞ'nin meşrulaştırılmasına açıkça karşı çıkması için ne tür adımlar atmayı planlamaktadır?