Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi’nde 8 Eylül’de başlayan ve 3 Ekim’e kadar devam edecek olan BM İnsan Hakları Konseyi 60. İnsan Hakları Oturumları, ülkelerde yaşanan hak ihlalleri üzerine yapılan tartışmalarla devam ediyor. Oturumlara yazılı bir deklarasyon sunan Irkçılığa Karşı Halklar Arası Dostluk Hareketi (MRAP), Türkiye’de yaşanan hukuksuz uygulamalara ve Önder Apo’nun öncülüğünü yaptığı sürecin Türkiye’nin demokrasisi açısından önemine dikkat çekti.
‘LOZAN ANTLAŞMASI AYRIMCILIĞIN TEMELİNİ OLUŞTURUYOR’
Kasım 2024 gerçekleşen Türkiye’nin 2. periyodik incelemesinin nihai sonuçlarının hatırlatıldığı deklarasyonda, “Bu sonuçlar, ülkedeki azınlıkların zulme uğramaya devam ettiğini ve her türlü ayrımcılığa karşı tam koruma sağlanmadığını gözler önüne seriyor. Komite, Kürt topluluğuna yönelik ırkçı şiddet olaylarından özellikle endişe duyduğunu ortaya koymuştur. 6 Mayıs’ta gerçekleşen Türkiye’nin Periyodik İncelemesi sırasında hükümet heyeti, Türkiye’deki azınlıklarla ilgili tüm iddiaları reddetmiş ve Lozan Barış Antlaşması (1923) uyarınca tanımlanan azınlıkların Türkiye vatandaşı olarak genel nüfusla aynı haklara sahip olduğunu vurgulamıştır. Ancak, 1923 Lozan Antlaşması’nın hükümleri, Kürt halkı da dahil olmak üzere çeşitli etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığın ve Türk yetkililer tarafından uygulanan baskının tarihsel ve hukuki temellerini oluşturmaktadır” ifadeleri kullanıldı.
‘SAVAŞ SUÇU İŞLENDİ’
Öz yönetim direnişleri döneminde yaşanan hak ihlallerinin hatırlatıldığı deklarasyonda devamla şunlar ifade edildi: “BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) Şubat 2017 raporunda, Temmuz 2015 ile Aralık 2016 arasında yaşanan olaylarda yaklaşık 1.200 kişinin öldürüldüğünü belirtilmektedir. OHCHR, aşırı güç kullanımı, cinayetler, zorla kaybetmeler, işkence, evlerin ve kültürel mirasın tahribi, nefret suçu kışkırtması, acil tıbbi bakım, gıda, su ve geçim kaynaklarına erişimin engellenmesi, kadınlara yönelik şiddet ve ifade özgürlüğü haklarının ciddi şekilde kısıtlanması gibi çok sayıda ihlali belgelemiştir.
Aynı raporda, Türk güvenlik güçlerinin güneydoğuda yürüttüğü operasyonlar nedeniyle 355.000 kişinin yerinden edildiği ve sadece Sur’da yaklaşık 35.000 evin yıkıldığı belirtilmektedir. Bugüne kadar Türk yetkililer, mağdurların maruz kaldığı ciddi insan hakları ihlallerine karşı herhangi bir önlem almamıştır.
Kürt halkına yönelik Türk otoritelerinin zulmü Türkiye sınırlarını aşmaktadır: Suriye Arap Cumhuriyeti’nin kuzeyinde Efrîn, Girêspî ve Serêkaniyê bölgelerini tamamen işgal ederek yaklaşık 400.000 Kürt yerinden edilmiş. Kürt ailelerin zorla terk ettiği evler, Türkiye’deki mülteci kamplarından gelen Suriyeli Arap ailelerine tahsis edilmiştir. Türkiye’nin askeri güçlerinin Kürt bölgesinde işlediği bazı ciddi insan hakları ihlalleri savaş suçu ve insanlığa karşı suç olarak değerlendirilebilir.”
‘IRKÇI UYGULAMA VE SALDIRILAR ENDİŞE VERİYOR’
Türkiye’de Kürt halkına dönük son dönemde artan ırkçı saldırılara da dikkat çekilen deklarasyonda, devamla şunlara yer verildi: “Diyarbakır Sosyo-politik Araştırmalar Merkezi, 2023 raporunda Kürtler, Aleviler ve mültecilere yönelik ırkçı saldırılara dikkat çekmiş, yıl boyunca en az 208 ırkçı, dışlayıcı, inkarcı haberin medyada yayınlandığını belirtmiştir. Rapor, Kürtlerin stadyumlarda, hapishanelerde ve büyük şehirlerde maruz kaldığı ayrımcılığı analiz etmektedir. Bu çalışma, Kürtçe dilinin yasaklanması sorununu da Türk medyasında ele almıştır. Kürt kültürel faaliyetleri sık sık yasaklanmış, Kürtçe geleneksel müzik eşliğinde şarkı söyleyen ve dans eden Kürtler tutuklanıp cezalandırılmıştır. Yine İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) raporlarına göre, fiziksel saldırılar, tehditler, dayak, çıplak aramalar, kötü muamele, ırkçı ve ayrımcı tavırlar, ölüm tehditleri, işkence ve zorla tecrit hücrelerine sevk sıkça görülmektedir.”
‘İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE DÖNÜK SALDIRILAR DEVAM EDİYOR’
Düşünce ve ifade özgürlüğüne dönük saldırılara da dikkat çekilen deklarasyonda, “İnsan hakları savunucuları, gazeteciler, avukatlar, Kürt aktivistler, çevre savunucuları, muhalefet siyasi aktörleri, akademisyenler ve hükümeti eleştiren sivil toplum üyelerine yönelik zulüm, taciz, tehdit ve misillemelerden kaygı duyulmaya devam ediliyor. Anayasa düşünce ve ifade özgürlüğünü temel olarak garanti etse de, Anayasa’nın 25–30. maddeleri ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5–6. paragrafları, “devlete karşı suçlar” ve “terör propagandası” bahanesiyle kısıtlamalar getirmektedir.
BM, uluslararası ve ulusal sivil toplum örgütleri, Avrupa Konseyi ve AB çeşitli vesilelerle Türkiye’nin düşünce ve ifade özgürlüğüne saygı göstermesi gerektiğini vurgulamıştır. AKP’nin iktidara gelmesinden bu yana yaklaşık 1.000 gazeteci tutuklanmıştır. Düşünce özgürlüğüne yönelik baskı yalnızca basınla sınırlı değildir; siyasi parti üyeleri, milletvekilleri ve demokratik faaliyet yürüten dernekler ve gruplar da hedef alınmaktadır. Sosyal medyada Cumhurbaşkanlığı ve devlet yönetimini eleştiren paylaşımlar da hukuki takibe konu olmaktadır” denildi.
‘SÜREÇ TÜRKİYE İÇİN BİR FIRSAT’
Deklarasyonunda Önder Apo’nun öncülüğünü yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” sürecin Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından bir fırsat olduğuna dikkat çeken MRAP, şu ifadelere yer verdi: “Aralık 2024’ten itibaren Türk yetkililer, 1999’dan beri İmralı Adası’nda tecritte tutuklu olan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdullah Öcalan ile bir diyalog başlatmıştır. Öcalan, PKK’nın feshedilmesini ve silahlı mücadelenin durdurulmasını çağrısıyla daha önce açıklamalarda bulunmuştur. Türk yetkililerin bu fırsatı değerlendirerek Türkiye ve komşu ülkelerde Kürt halkına yönelik baskıyı sona erdirmesi gerekir.”
ÖNERİLER: SÜRECİN YASAL ÇERÇEVESİ OLUŞTURULSUN
Irkçılığa Karşı ve Halklar Arası Dostluk Hareketi (MRAP), deklerasyonuynda son olarak Türk hükümetine şu önerilerde bulundu:
“Abdullah Öcalan ve arkadaşlarıyla müzakerelerin yasal ve siyasi çerçevesini ve takvimini hızlıca belirlenmeli.
Taraf olduğu antlaşmaların hükümlerine tamamen uymak ve komite tavsiyelerini uygulamak.
Gözaltı merkezlerinde işkencenin sona ermesini sağlamak ve tüm işkence ve diğer zalimane veya insanlık dışı muamele iddialarına bağımsız ve tarafsız soruşturmalar açmak.
Zorla kaybetmelere karşı tüm kişilerin korunmasına ilişkin Sözleşmeye taraf olmak ve 32. maddede öngörülen bildirimi yapmak.
Suriye Arap Cumhuriyeti’nin kuzeydoğusu ve Irak’ın kuzeyinde sınır ötesi operasyonları sona erdirmek ve bu bölgelerden çekilmek.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’ne taraf olmak.”