Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) ortaklaşa düzenlediği “Barış ve Demokrasi için Buluşuyoruz – Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz” başlıklı çalıştayın ikinci günü Ankara’da devam etti.
Makina Mühendisleri Odası’nda konuşan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş GEnel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, demokratik güçlerin sürece daha aktif biçimde müdahil olması gerektiğini belirterek, “Bu mesele sadece Kürt halkının devlet ile ilişki biçimiyle barışması meselesi değil. Türkiye'nin 2'nci Yüzyılı'nın nasıl bir Türkiye olacağını belirleyecek bir hat” dedi.
TOPLUMSALLAŞMAYI YENİDEN KURMALIYIZ
2013-2015 çözüm sürecine atıfta bulunan Çiğdem Kılıçgün Uçar, o dönemde yakalanan toplumsal sahiplenmenin bugün eksik olduğunu belirtti:
“Biz 2013-15'de yakaladığımız toplumsallığı -ki onu da yetersiz buluyorduk o dönem açısından- bugün niye yakalayamadığımızı, niye bu meselenin toplumsallaşmadığını tartışmak durumundayız.”
Bu sürecin sadece devletten beklentiyle yürütülmesinin yanlış olduğunu ifade eden Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Çözüm olacak, demokrasi olacak demiyorum. Devletten Beklediğimiz kadar birlikte yol yürüdüğümüz dostlarımız, yol arkadaşlarımız, ittifak güçlerimiz, herkesten bir beklentimiz var. Bu meselenin toplumsallaşması konusunda beraber yürüdüklerimizdir” diye konuştu.
Çiğdem Kılıçgün Uçar, toplumun barış talebi ile iktidara duyduğu güvensizlik arasındaki farkın siyasetin önündeki temel engellerden biri olduğunu belirterek, sessizlik halinin “iktidarın elinde avantaja dönüştüğünü” ve “bunu değiştirmek zorunda olduklarını” kaydetti.
'PARADİGMA TÜRKİYE’Yİ DEMOKRASİYE ZORLUYOR'
Uçar, Önder Apo’nun geliştirdiği paradigmanın dört parça Kürdistan’da toplumsal karşılık bulduğunu ve Türkiye’yi demokrasiye zorlayan bir güç haline geldiğini belirtti:
“Bu paradigma, sosyalist bir paradigma. Bu paradigma antikapitalist bir paradigma. Ama Kürt ulusal hareketiyle sosyalist hareket ayrımını yapıyoruz. Bence artık bu saatten sonra buna çok düşmemek gerekiyor. Eksikliğimiz ifade edilebilir. Ama mücadele hattında bile ayrımları tanımlarken bu kadar net keskin ayrımları korumak genel mücadele anlamında bize bir fayda sağlayacağını düşünmeyenlerdeniz.”
‘KÜRDİSTAN DEMOKRASİNİN EN GÜÇLÜ SESİ OLDU’
Türkiye’deki antidemokratik uygulamaların ilk olarak Kürdistan’da hayata geçirildiğini belirten Çiğdem Kılıçgün Uçar, buna karşın en güçlü demokratik mücadelenin de yine orada yürütüldüğünü vurguladı:
“40 yıldır laboratuvar haline getirmeye çalışılan Kürdistan'da bence demokrasinin en güçlü sesi, demokrasinin en güçlü pratiği, demokrasinin en güçlü mücadelesi yürütüldü. Bileşenlerle, ittifaklarla, demokrasi güçleriyle birlikte. İşte biz bu yeni dönemi adını koyamadığımız yeni dönemi buradan tartışmak durumundayız.”
‘KOMÜN, DEVLETLİ SİYASETE BİR MÜDAHALEDİR’
Çiğdem Kılıçgün Uçar, Önder Apo’nun önerdiği komün modelinin demokratik siyasetin en yerel biçimi olduğunu belirtti:
“Bakın siyasi partiler devletli mekanizmalardır, dernekler, devletli mekanizmalardır. Niye böyle söylüyorum? Devletin sınırları içerisinde siz hareket edersiniz. Onun yasası belirleyicidir. Siz o karakteri bürünmemek için o mekanizma içerisinde mücadele yürütürsünüz; ama her hâlükârda o devletlidir. Komün aynı zamanda buna müdahaledir. Çünkü Komün en yerelden döner. En yerelde bütün bireyin, yurttaşın, vatandaşın ne derseniz deyin aktif siyasete katılmasının yönetim birimi dediğimiz politikanın, siyasetin, siyasi partinin aktif unsuru olmasıdır.”
‘ARTIK SORUMLULUK ALMA ZAMANI’
Konuşmasını demokrasi güçlerine çağrıyla sonlandıran Çiğdem Kılıçgün Uçar, şunları söyledi:
“Bakın tıkanıklıklarda bütün siyasi partiler olarak rolümüz var. Yerel demokrasiyi dünya literatürü nasıl tartışıyor? Yerel yönetimin güçlendirilmesi ya da yerel demokrasi dediğimiz şeyin kendisinin adı demokratik özerklik olarak adlandırıyor. Ama devlet ve iktidar nezdinde ne ile karşılaştığımızı hep birlikte tanıklık ettik. Kuracağımız doğru literatüre bile izin vermeyen bir sistemle karşı karşıyayız. Bu sistemle aynı zamanda mücadele edilirken beraberinde müzakere edilebileceğinin de gösterilmesi gerekiyor. O zaman, bu zamandır. O zaman bu zaman ve bu zamanda en büyük neyi kurmak lazım? İttifak, dayanışma yetmiyor. Bu işin sorumluluğunu alarak, Kürt Özgürlük Hareketi'nin tarafında yer alarak, ülkenin demokrasisinin tarafında görev almak gerekiyor.”