Önder Apo’nun Şengal çağrısı ve fermana karşı uyarıları

Önder Apo’nun Şengal konusundaki uyarıları, sadece “siyasi bir çağrı” değil, aynı zamanda insani ve tarihi bir uyarıydı. 2007'de, yaptığı çağrılar doğrultusunda bir özsavunma gücü oluşturulmuş olsaydı, 2014'te Êzidîlere yönelik ferman gerçekleşmeyebilirdi

ŞENGAL - FERMAN

14 Ağustos 2007’de, Êzidî toplumu normal günlük hayatını sürdürürken, Tilizêr ve Sîba Şêx Xidir ilçelerine patlayıcı yüklü dört kamyonla saldırı düzenlendi. Bu saldırıda yaklaşık 500 Êzidî katledildi, binlerce kişi ise yaralandı. Êzidî toplumu açısından bu saldırı, “soykırımın sinyali” olarak değerlendiriliyor.

Ancak korkunç olan yalnızca bu saldırılar değildi; o dönemki güvenlik durumu da büyük bir tartışma konusuydu. O dönemde Şengal, KDP peşmergeleri ve Irak hükümet güçlerinin askeri kontrolü altındaydı. Patlayıcı yüklü dört kamyonun, kontrol noktalarıyla çevrili köylere kolayca girerek bu saldırıları gerçekleştirmesi nasıl mümkün oldu? Hâlâ resmi bir cevabı olmayan bu soru, Êzidî toplumunun kasıtlı olarak korunmadığının işaretidir. 

Dönemin gözlem raporları, Peşmerge kontrol noktalarının bölgedeki hareketliliği 24 saat boyunca kontrol ettiğini gösteriyor. O dönemde Şengal, KDP bayrağıyla süslenmiş çok sayıda kontrol noktasıyla korunuyordu. Ancak patlamalar meydana geldiğinde, tüm güvenlik güçleri bir anda etkisiz kaldı. Bu saldırı, aslında "Artık burada güvende değilsiniz" mesajını veren açık bir tehditti.

Bu saldırı, akademik literatürde bir ulusu, etnik grubu, ırkı veya dini hedef alan; göçe zorlamayı ve bu süreçte soykırım uygulamayı amaçlayan bir saldırı olarak değerlendirilmektedir. El-Kaide gibi örgütler (o dönemde bölgede çok aktifti), bu saldırıları Êzidîleri korkutmak ve onları topraklarından uzaklaştırmak amacıyla kullandı.

Saldırının ardından ortaya çıkan belgeler (bazı istihbarat güçleri ile radikal gruplar arasındaki ilişkiler), bu patlamaların sadece dış kaynaklı terörizmin sonucu olmadığını, aynı zamanda KDP ve Irak güçlerinin yarattığı güvenlik boşluğunun da sonucu olduğunu göstermektedir. KDP, Şengal'e "Sizi koruyacağız" sloganıyla geldi, ancak en zor günde bu güçler, Êzidî köylerini böylesine büyük çaplı bir saldırıdan koruyamadı. Bu başarısızlık, nihai düzenin temelini güçlendirdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2007 tarihli ‘Irak'ta Azınlıkların Durumu’ raporunda da bu güvenlik boşluğu ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Raporda, "Bölgedeki Kürt güçlerinin Êzidî topluluğunu koruyamaması, Êzidîler arasında onlara olan güvenin kaybolmasına yol açtı" değerlendirmesine yer verilmektedir.

Bu insanlık dışı katliamın ardından, Önder Apo, İmralı’dan gönderdiği mesajlarda bu konu üzerinde son derece dikkatli ve kapsamlı bir şekilde durdu.

20 Ağustos 2007'de Özgürlük Hareketi’ne ve kamuoyuna yönelik mesajlarında Önder Apo açıkça şu ifadeleri kullandı: "Tilizêr ve Sîba Şêx Xidir’a yapılan bu saldırı, genel olarak Kürt halkının ve özel olarak Êzidîlerin varlığına yönelik bir saldırıdır. Bir topluluk kendini savunmazsa, o topluluk her zaman fermanlarla karşı karşıya kalacaktır. Êzidîler bu katliamdan ders almalı; öz savunma temelinde hızla savunma güçlerini kurmalıdır.”

Önder Apo’nun bu çağrısı sadece siyasi bir çağrı değil, aynı zamanda fermana karşı direniş çağrısıydı. Önder Apo, Êzidîlerin iktidardaki partilerle (KDP, vb.) bağlantılı olmayan bağımsız bir güce ihtiyaç duyduklarını söyledi. Bu çağrısı şunu diyordu: “Bugün sizi koruyan partiler, yarın soykırım karşısında sizi yalnız bırakacaklardır.”

Önder Apo, analizlerinde mevcut devlet sistemleri ile partilerin Êzidîleri yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda kullandığını belirtmişti. 2007'den sonra yaptığı bu değerlendirme, Êzidîlerin korunması için bir manifesto olarak görüldü. Bu çerçevede, Êzidîleri kadim inançları temelinde örgütlenmeye ve Şengal Dağı'nın korunmasını esas alan askeri ve toplumsal bir yapılanma oluşturmaya çağırmıştı.

Önder Apo şöyle diyordu: “Şengal, dış güçleri bekleyeceğiniz bir yer değil; Şengal, direniş yeridir. Êzidîler kendilerini korumazlarsa, hiçbir güç onları koruyamaz.”

2014'ten yedi yıl önce yapılan bu değerlendirme, aslında "özgürlüğün bir yol haritası"ydı. Ancak KDP ve diğer bölgesel güçler bu çağrıyı "egemenliklerine bir tehdit" olarak görmüş ve engellemişti. Bu döneme ilişkin bazı belgeler (Musul Güvenlik Raporu, 2008), KDP kadrolarının, Êzidîlerin "güvenlik endişeleri" gerekçesiyle yürüttükleri örgütlenme girişimlerini bastırmaya çalıştıklarını göstermektedir.

Bu kapsamda, Tilizêr ve Sîba Şêx Xidir'deki meydana gelen patlamaların, Êzidî toplumunun direniş kapasitesini sınayan bir süreç olduğunu bilmeliyiz. Patlamaların ardından Êzidî toplumunun, bir öz savunma gücü oluşturamaması, radikal silahlı gruplar (daha sonra DAİŞ) tarafından bir “otorite kurma” fırsatı olarak değerlendirildi.

Önder Apo, 2008-2010 yılları arasındaki mesajlarında defalarca şu uyarıda bulunmuştu: "Savunma gücünüzü oluşturmazsanız, yeni bir düzenin kurbanı olacaksınız."

2007’de meydana gelen patlamalar, Şengal’in yalnız olduğunu gösterdi. Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu’nun (UNAMI) 2007 yılına ait belgelerinde, bu patlamalardan sonra Êzidîlerin güvenlik durumuna değinilmekte ve şu değerlendirmeye yer verilmektedir: “Êzidîler, Kürt güçlerinin kontrolündeki güvenlik çerçevesi içinde ciddi tehditlerle karşı karşıyadır.”

Bu belgeler, KDP tarafından vaat edilen korumanın sadece kağıt üzerinde olduğunu doğrulamaktadır. Önder Apo ise analizlerinde bu “resmi koruma eksikliğine” dikkat çekerek şu ifadeleri kullanmıştı: “Devlet veya devlet yanlısı partiler tarafından sağlanan koruma, koruma değil; sadece kontroldür. Gerçek koruma, halkın kendisinin inşa ettiği korumadır.”

Bu yaklaşım, daha sonra oluşturulan “Öz Savunma Sistemi” anlayışının temelini oluşturacaktı. Ancak 2007 yılında, toplum hala yaşanan saldırıların etkisi altındayken, bu çağrı sadece öz savunma fikrine yakın duranlar arasında yankı bulmuştu.

Sonuç olarak, 14 Ağustos 2007’de meydana gelen patlamalar, 140. madde ve komelgeh sistemi çerçevesinde yıllar boyunca şekillenen fermanı “kanla” mühürledi. O patlamalar, daha sonra yaşanacak fermanın habercisiydi.

Önder Apo’nun bu konudaki uyarıları, sadece "siyasi bir çağrı" değil, aynı zamanda insani ve tarihi bir uyarıydı. 2007'de, yaptığı çağrılar doğrultusunda bir özsavunma gücü oluşturulmuş olsaydı, 2014'te Êzidîlere yönelik ferman gerçekleşmeyebilirdi.

Ancak Bağdat ve Hewlêr’in 140. madde çerçevesinde uyguladığı “savunmasız bırakma” politikası, bu tarihi çağrının dikkate alınmasını engelledi. Bu, bizim tarihimiz; yapılan ama dar çıkarlar uğruna görmezden gelinen bir çağrının tarihidir. İki taraf arasında sadece “kontrol” edilen Êzidî toplumu, 2014 fermanına giden sürecin hazırlığı olarak, 2007’de vahşice katledildi.

Bu saldırı, tarihe “Êzidî soykırımının ilk adımı” olarak geçti. Êzidîler, o gün komelgeh adı altındaki hapishanelerde güvende olmadıklarını ve kendilerini koruyacaklarına söz verenlerin sağladığı korumanın sadece kağıt üzerinde kaldığını anlamışlardı.

Önder Apo’nun çağrısı, karanlıkta bir ışık gibiydi; ancak “iradesiz bırakma” politikasıyla şekillendirilen Êzidî toplumu, "öz savunma gücünü" kurmaya yönelik bu çağrıyı henüz hayata geçirememişti.