İmralı’da Cezaevi’nde Önder Apo’ya uygulanan mutlak tecrit, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararıyla güvence altına alınan “umut hakkı"nın açık ve süreklilik arz eden bir ihlali olarak sürüyor. Türk devletinin, müebbet hapis cezalarına ilişkin yasal düzenleme yapmaması, yalnızca uluslararası hukuka aykırılık olarak değil, aynı zamanda Kürt halkının barış ve demokratik çözüm iradesini hedef alan politik bir ısrar olarak değerlendiriliyor.
'Umut hakkı'na ilişkin konuştuğumuz Şirnex Milletvekili Zeki İrmez, umut hakkının yasalaşması noktasında siyasal iktidarın ağır davrandığını belirterek şunları söyledi:
“DEM Parti dışında, Çözüm Komisyonu’nda sunulan raporlarda umut hakkına ya da Sayın Öcalan’ın belirttiği gibi 'umut ilkesine' değinilmediği aleni bir durum var. İktidarın bu yaklaşımını, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde açıklayacak çok sayıda başlık belirtilebilir. Genel itibariyle devletin, siyasal iktidarın ve özelde merkezi önemdeki kurumların Kürt meselesine dair yerleşik algısı ve bakış açısı; Türkiye’nin tümden evrensel hukuk normlarından uzaklaşması, en insani ve hukuki temel taleplerin gündeme alınmasının 'belirli şartlara' bağlanması, pek tabii güvenlikçi paradigma ve Sayın Öcalan’ın varlığı, umut hakkı konusundaki 'donukluğun', statik durumun temel göstergeleri arasında sayılabilir.
Geçmişten bugüne Türkiye’de, insan haklarına ve özgürlük alanlarına yönelik çıkan, çıkmayan ve çıkabilecek olan yasaların tümü; devletin zaman içerisinde oluşan ve yıllardır süregelen resmi ideolojisine, tabiiyet ilişkisi kurmayan halklara ve topluluklara getireceği fayda-zarar filtresinden damıtılarak oluşmaktadır. Bu perspektif, Kürt meselesinin geldiği noktayı da belirlemiştir. Umut hakkı da dile getirdiğimiz refleksten ayrı okunabilecek bir noktada değil ne yazık ki. Tümüyle devletin ve iktidarın 'eski' yaklaşımı, umut ilkesinin yasalaşmamasına etki eden temel unsurların başında gelmektedir.”
‘UMUT HAKKI TOPLUMSAL BİR SORUNDUR’
‘Umut hakkı’nın tanınmasının toplumsal barış açısından belirleyici bir eşik olduğuna dikkat çeken İrmez, şöyle devam etti:
"Çok açık ki umut hakkının yasalaşmaması sorunu, Sayın Öcalan’ın varlığı ve Öcalan olgusu ile göbekten bağlı olsa da kendisinin de dile getirdiği gibi bu durum toplumsal bir sorun olarak karışımızda durmaktadır. Bu hakkın yasalaşması; toplumsal bir sorunun çözümü, Kürt’e karşı bir paradigma değişimi ve son kertede de barışın fitilini ateşleyecek en güncel gelişme olacaktır kuşkusuz. Yani katkısı muazzam derecede büyüktür.
Bu hakkın yasalaşması, toplumsal dönüşüm dinamiğinin barış ve demokratik toplum ekseninde gelişmesini sağlayacaktır. Hepimizin beklentisi de bu yöndedir.
Türkiye halklarının barış arzusu yeni değildir. Çatışmalı sürecin sonlandırılmasına yönelik olarak hem halklar nezdinde hem de Özgürlük Hareketi tarafından, Sayın Öcalan’ın öncülüğünde bugüne kadar birçok adım atılmış ve önemli fırsatlar yaratılmıştır.
Tahmininde zorlanmayacağımız kimi gelişmeler, yıllar içerisinde meydana gelen barış fırsatının berhava edilmesinde rol oynamıştır. Bir yılı aşkın bir süredir, ‘yeni’ bir sürecin içerisindeyiz. Geçmiş tecrübeler, barış arzusunda bir azalma yaratmasa da devlete güven konusunda azımsanmayacak bir temkinlilik hali doğurmuştur. Bu temkinli hal, sürecin işleyişinde ve ilerlemesinde etkili olabilmektedir.
Umut hakkının yasalaşması, işte bu temkinlilik halinin sıfıra inmesine büyük bir olanak sağlayacaktır. Sürece azami güven tesis edecek ve aktörlerin söylemlerine güç katacaktır. Nihayetinde ise barışa, demokratikleşme sürecine ve Kürt varlığının yasal zeminde karşılık bulmasında hayati rol oynayacaktır."
‘SÜRECİN TEMEL SORUMLULUĞU MECLİS’E DÜŞÜYOR’
Zeki İrmez, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümünün ancak hukuk ve siyaset zemininde ilerleyebileceğini ve sürecin temel sorumluluğunun Meclis’e düştüğünü vurgulayarak şunları ifade etti:
"Sürecin başlangıcında, Sayın Abdullah Öcalan’ın Ömer Öcalan vasıtasıyla kamuoyuna ilettiği mesajı tekrar hatırlamakta fayda görüyorum. Sayın Öcalan, uygun koşulların da oluşması dahilinde 'süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek güçte olduğunu’ net bir biçimde bildirmişti. Buradaki anahtar kavramlar hukuk ve siyaset zemini. Kürt meselesinin demokratik çözümünün esası da bu iki alanın güçlü bir şekilde tahkim edilmesinde yatıyor.
İster dar ister geniş anlamıyla olsun, hukukun olmazsa olmaz, siyasetin ise vazgeçilmez zemini, behemehâl TBMM şu an için. Bu tespitin ışığında, zaten Meclis çatısı altında resmi adıyla ‘Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’, yani Çözüm Komisyonu kuruldu. Geniş bir yelpazede, toplumun tüm kesimlerini içine alacak kişi ve kurumlardan sunumlar dinlendi, öneriler Meclis’in tutanaklarına geçti ve ayrıca grubu bulunan siyasi partilerden çeşitli raporlar komisyona sunuldu. Şimdi ise ortak bir raporun, önerilerin ve geçiş sürecine ilişkin yasal düzenleme önerilerini de içerebilecek bir yol haritasının oluşturulmasını bekliyoruz.
Komisyona ve en nihayetinde Meclis’e düşen en hayati görev ve sorumluluk, Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümüne hukuk zemininde alan açmak ve barış sürecinin mimarı olan, baş müzakereci Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü sağlayacak yasal adımları atmaktır.
Meclis’in bu adımların sorumluluğunu alması, ekseriyeti toparlayacak bir mutabakat zeminini oluşturması ve çözümün hukuki altyapısını oluşturarak ya da barış yasasını çıkararak gerekli adımları atması, sürecin barış istikametinde ilerleyebilmesine yol açacaktır."