‘İşçi sınıfı, Kürt işçilerin yaşadıklarıyla yüzleşmek zorunda’

İşçi sınıfının, Kürt işçilere yönelik yaşananlarla yüzleşmesi gerektiğini söyleyen Derya Ulu, “İşçiler bu sorunla yüzleşmek zorunda. Çünkü din ve etnik kimlik, işçileri bölmek ve örgütlü güçlerini etkisizleştirmek için yıllardır kullanılan aparatlar" dedi

KÜRT İŞÇİLERE YÖNELİK İHLALLER

Türkiye’de 27 Şubat’ta yapılan çağrının birinci yılı dolarken, Kürt halkı Newroz alanlarını doldurarak barıştaki ısrarını bir kez daha ortaya koydu. Bu süreçte dikkatler artık, Türkiye halklarına ve onlar adına mücadele eden kurum ile partilere yöneldi.

Özellikle Önder Apo’nun yeni sürecin yürütücüleri olarak kadınları görmesi ve kadınları öncü bir rol üstlenmeye çağırması ardından, gözler Türkiyeli kadınlara ve onları temsil edenlere çevrildi.

Dev-Yapı-İş Genel Eğitim Sekreteri Derya Ulu, Türkiyeli kadın işçilerin yaşadıklarını ve yeni sürece bakışlarını ANF’ye değerlendirdi.

‘KADIN İŞÇİLER YOKSULLAŞMA VE GÜVENCESİZLİK KISKACINDA’

Kadın işçilerin güvencesiz çalışma ve yoksullaşma kıskacında yaşamlarını sürdürmeye çalıştıklarını belirten Derya Ulu, şunları söyledi: “Türkiye’de öncelikle kadınlar çalışma yaşamında yeterince yer alamıyor. Yaşanan ekonomik krizler, pandemi, deprem ve savaşlar gibi durumlarda kadınların en kırılgan kesimde yer aldığını ve en fazla etkilendiğini görüyoruz. Çeşitli istatistikler bunu ortaya koyuyor. En fazla işten çıkarılan, ücreti en fazla düşen, barınma sorunu yaşayan, şiddetin her türlüsünü en fazla yaşayan en kırılgan kesimde yer alıyor.

Bu genel tanımlamadan yola çıktıktan sonra, bugün mevcut çalışma koşullarında ‘kadınlar ne yaşıyor?’ dersek, en ciddi sorunlar şunlar: İşlerin hızla güvencesizleşmesi, ücretlerimizin düşmesi, yoksullaşma, sağlığa ve eğitime ulaşamama, emekliliğin hayal olması, iş ve ev arasında (evdeki bakım yükü) sıkışmışlık yaşıyor.

Bütün işçiler için bu saydığım olumsuz koşullar varken, kadınlar için katlanarak artıyor. Kadınların ağırlıklı olarak, aile içinde kendilerine yüklenen bakım işlerinin devamı işlerde çalıştığını görüyoruz; eğitim, sağlık, temizlik ve satış temsilciliği gibi. Daha eğitimli kadınlar daha nitelikli işlerde yer alıyor olsa da hemen hepsinde işlerin güvencesizleşmesi, her an işini kaybetme ve yeni iş bulamama endişesi, işsizlik, bunu takip eden ücretlerin oldukça düşük olmasıyla yoksullaşma, sağlık ve eğitimin niteliksizleşmesi ya da zorlaşması, kadınlara iş yükü dışında yüklenen çocuk ve bakım yükünün onları çalışma yaşamından koparması gibi sıralanabilecek ciddi sorunlar yaşıyor.

Artık sadece bir kişinin çalışması ailenin geçimini sağlamaya yetmiyor. Mevcut ücretlerle iki kişinin çalışması bile yeterli değil. Genel olarak işçilerde ve özel olarak kadın işçilerde hızlı bir yoksullaşma yaşanıyor. “

‘BARIŞ İSTİYORLAR AMA KENDİNDEN OLMAYANA HAKKINI VERME KONUSUNDA NET DEĞİLLER’

Yürütülen yeni sürece dair kadın işçiler arasında da bir ayrım olduğunu, savaşın istenmediğini ancak uzun süredir var olan militarist propagandadan etkilenildiğine dikkat çeken Derya Ulu, şunları belirtti: “Türkiye’nin her kesiminde olduğu gibi, kadın işçiler arasında da tek bir bakış yok maalesef. Hiçbir kadın savaşı istemez. Haksız savaşlar, çocuklarının ölmesi, yoksulluk ve şiddet demek. En büyük acıyı kadınlar yaşıyor; tarih bunu tekrar tekrar gösteriyor.

 

Fakat öbür taraftan, büyük bir şoven ve militarist propaganda da mevcut. Yıllardır topluma enjekte edilen milliyetçi, dinci, gerici ve şoven propagandanın etkisi, kadın işçiler arasında da hissediliyor. Genel olarak kimse savaş istemiyor olsa da kendinden olmayana haklarını verme konusunda aynı netlik olduğunu sanmıyorum. Toplumda bu gerici etkiyi kırmak için daha çok çalışmak gerekiyor.

Göçmenlere, azınlıklara, kadın ve çocuklara yaklaşım konusunda maalesef kendine biat ettirme yaklaşımı, kadın işçiler arasında da aşılmış değil. Fakat insani olarak, savaşın ve şiddetin mağduru olan kadınlar, toplumun geri kalanına göre daha kolay savaş ve şiddet karşıtlığını taşıyor.”

‘KADIN İŞÇİLER DEĞİŞİME İNANMAK İSTİYOR’

Kadın işçilerin barış mücadelesine bakışında da bir ayrımın göze çarptığını belirten Derya Ulu, şöyle konuştu: “Kadın işçinin sahip olduğu etnik kimliği, dini veya mezhepsel geçmişi, politik duruş ve örgütlülüğü belirleyici oluyor.

Kürt, Alevi, Ermeni vb. etnik kimliklerinden kaynaklı Türkiye’de ezilmiş, baskı ve şiddete uğramış kesimlerden gelen kadın işçiler açısından mücadelenin parçası olması görece daha kolay olabiliyor. Özellikle Kürt kadın işçiler daha aktif bir parçası diyebiliriz. Ama bu kesimler arasında da güven sorunu var. Yıllardır kendilerine zulümle, baskıyla ve şiddetle yaklaşmış bir erk ile barışın, gerçek bir barışın olabileceğine dair güven sorunu yaşadıklarını düşünüyorum. Tarihin değişik dönemlerinde tekrarlayan ve toplumun geri kalanını kendilerine düşmanlaştıran bir güçten bahsediyorum. Bu konuda koşulsuz ve tam bir güven olmadığını düşünüyorum.

Yine de yıllardır birlikte mücadele ettikleri ve birlikte ezildikleri kesimlere duydukları güven sayesinde ‘değişime’ inanmak istiyorlar. Bence kadınlar, verdikleri mücadeleye duydukları güvenle bu işin bir parçası oluyorlar; soruları olsa da.

Bu kesimlerin dışında kalan, mevcut devlet propagandasının etkisindeki kadın işçiler ise sürecin neticelenmesini istiyor. Ama ne istediklerini pek bildiklerini sanmıyorum. ‘Savaş bitsin, barış olsun’ diyorlar. Ama sürecin devamı için mücadelenin başını çekecek veya sorumluluğu yüklenecek durumda değiller. Tersi, devlet propagandasından kolaylıkla etkilenebilecek durumdalar.

Bir süreç yaşanırken, yıllardır topluma aşılanan milliyetçi ve şoven propagandanın tersine çevrilmesi için yapılan hiçbir şey yok. Bu kesim üzerindeki şoven etkinin kırılması öncelikle şart diye düşünüyorum. Yani kadın işçilerin tamamı hazır değil maalesef.”

‘İŞÇİ SINIFI, KÜRT İŞÇİLERE YÖNELİK YAŞANILANLARLA YÜZLEŞMEK ZORUNDA’

Türkiye’de işçi sınıfının, özellikle Kürt halkına ve Kürt işçilere yönelik yaşananlarla yüzleşmek zorunda olduğunu dile getiren Derya Ulu, şunları söyledi: “İşçiler bu sorunla yüzleşmek zorunda. Erkek işçiler de kadın işçiler de bu sorunla yüzleşmek zorunda. Neden? Çünkü din ve etnik kimlik, işçileri bölmek; işçilerin örgütlü gücünü etkisizleştirmek için yıllardır kullanılan en kullanışlı aparatlar.

Sendikalar bu histeri ile bölünüp parçalanmış durumda. Dini ve milliyetçi söylemlerle sınıf mücadelesiyle ilgisi olmayan sendikalar güçlendirilmiş durumda. Örgütsüzlük çok yaygın. İşçiler birlikte hareket edemiyor; araya dinci ve milliyetçi bölünmeler sokuluyor. Savaşların yükü işçilere yükleniyor. Yoksulluk ve vergiler işçilerin sırtında.

Sahada işçilerle ilişki kurmaya çalıştığımızda, örgütlenme çalışması yaptığımızda dönüp dolaşıp karşımıza çıkan önümüzü tıkayan bir mesele bu. İşçilerle ücretlerini, yoksulluğu, sömürüyü konuşamıyoruz. Çünkü daha önde bir sorun var: insanlar ölüyor.”

‘İŞÇİLER, KARDEŞLEŞMEYİ, BİRLİKTE HAREKET ETMEYİ ÖĞRENMELİ’

Derya Ulu, Kürt sorunu ve diğer toplumsal sorunların çözümünün işçiler arasında sağlanabileceğini belirterek şunları söyledi: “Kürt meselesinin ve diğer azınlık, dini meselelerin gerçek çözümü işçilerden çıkarsa sonuç alıcı olur. Şantiyelerde, iş yerlerinde kadın-erkek, Türk-Kürt, Alevi-Sünni, göçmen-yerli tüm işçiler aynı koşullarda çalışıyor, aynı yoksulluğu yaşıyor ve aynı mahallelerde oturuyor. Yoksulluğu ve güvencesizliği birlikte yaşarken birlikte hareket edememek, aşmamız gereken ciddi bir sorun.”

İşçilerin sınıf savaşımını yükseltebilmesi için, gerçek anlamda kendisinden çalınanın sermayeye nasıl peşkeş çekildiğini görüp buna karşı mücadelesini yükseltmesi, bu sorunun çözümünde de en etkin güç olmak zorundadır. Gerçek çözüm, barışın geniş işçi ve emekçi kitlelerin katılımı ve onayı ile gerçekleşebilir. İşçiler, kardeşleşmeyi ve birlikte hareket etmeyi öğrenmek mecburiyetinde. Bu görev, bizim gibi sınıf sendikacılığı yapan kadın ve erkek işçilerin omuzlarında taşımak istediği bir görevdir.”