Ömer Öcalan Önder Apo ile görüşmeyi anlattı
Önder Apo ile son görüşmeyi anlatan Ömer Öcalan, "Daha cesaretli, daha ciddi bir şekilde devlet adım atmalıdır. Başkanla görüşmesi gerekiyor; cesaretli olması gerekiyor" dedi.
Önder Apo ile son görüşmeyi anlatan Ömer Öcalan, "Daha cesaretli, daha ciddi bir şekilde devlet adım atmalıdır. Başkanla görüşmesi gerekiyor; cesaretli olması gerekiyor" dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Riha Milletvekili ve aynı zamanda Önder Apo'nun yeğeni Ömer Öcalan, 31 Ekim günü diğer aile bireyleriyle Abdullah Öcalan ile İmralı’da aile görüşü gerçekleştirdi.
Görüşmeye ilişkin Mezopotamya Ajansı’na konuşan Ömer Öcalan, yıllar sonra ilk defa kardeşinin de dahil olduğu bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti. Ömer Öcalan, Önder Apo’nun bu görüşmede özellikle çocukluk ve gençlik döneminde köyde birlikte yaşadığı yakınlarını ve çevresini sorduğunu, anılarından söz ettiğini aktardı.
Önder Apo’nun aynı zamanda kız kardeşi Fatma Öcalan’dan da çocukluk anılarını anlatmasını istediğini belirten Ömer Öcalan, bir yılda ancak beş kez aile görüşmesi gerçekleştirdiklerini ve Önder Apo’nun ilk görüşmelere kıyasla daha moralli ve sağlıklı göründüğünü ifade etti.
Ömer Öcalan, “Fiziksel olarak da daha iyi görünüyordu. Tecridin fiziksel etkisi önceki görüşmelerde fark edilebiliyordu. 31 Ekim'deki görüşmede ise gayet sağlıklı, moralli ve coşkuluydu. Kendisinden enerji alıyoruz, moral alıyoruz. Bizi motive ediyor, önerilerde bulunuyor. Açıkçası güçlü bir durumdaydı diyebilirim" dedi.
TECRİT BAZI YÖNLERİ İLE DEVAM EDİYOR
Ömer Öcalan’ın görüşmeye dair aktardıklarından öne çıkanlar şöyle:
“Başkan kendisiyle ilgili herhangi bir değerlendirmede bulunmuyor. Bu noktada kendisini sağlık ve koşullar itibarıyla çok merkeze koyan bir noktada değil. Bu sürecin yürütülmesi için birçok noktada fedakârlık yapıyor. Şimdi ‘İnfaz Kanunu İmralı’da başkana uygulanıyor mu?’ dersek yanlış olur. Bu açık ve bilinen bir şey. Siyasi süreçten kaynaklı olarak bu görüşmelerin gerçekleştirildiğini biz biliyoruz. Türkiye’de birçok hapishane vardır ve bu hapishanelerde infaz kanununda ne varsa aşağı yukarı o uygulanıyor. Tabii ki diğer hapishanelerde de birçok problem vardır ama İmralı Ada Hapishanesi belki yüzyılın en çok tecridin uygulandığı, en çok hukuk dışına çıkıldığı, adeta izole edildiği bir noktadır. Tabii ki aile görüşü kapsamında bir yıl içerisinde beş görüşme gerçekleştirdim. Yasal olarak, kanuni olarak infaz kanununda bulunan gerekler yerine getirilmiyor ama tecrit topyekûn devam ediyor mu dersek, ben bu noktada değilim. Esnemeler var ama tecrit bazı yönleriyle devam ediyor. Avukatların gidiş sayısı, heyetin gidişi, ailenin gidişi var olmakla birlikte yetersiz olduğunu belirtiyoruz."
YETKİLİLER CESARETLİ OLMALI
“Şimdi orada bir lider, meselenin baş muhataplarından biri var. Çalışma koşullarının hükümet tarafından yaratılması gerekiyor. Bu sorunu çözme iddiasında olan bir hükümet ve bir devlet gerçekliği var. Meselenin bir tarafının başkan olduğu da kamuoyu tarafından biliniyor. Bu minvalde devletin ya da yetkililerin daha cesaretli olması gerekiyor.”
“Eğer Kürt ve Türk halklarının ilişkileri tarihsel bir derinliğe dayandırılıyorsa, bin yıllık bir tarihten bahsediliyorsa siz bu meseleyi bir noktada çözecekseniz. Bu cesareti ve feraseti göstermekle mükellef bir siyasi iradenin ortaya çıkması gerekiyor. Siyasilerin de sırtında yumurta küfesi vardır; bu süreci yürütenlerin de sırtında yumurta küfesi vardır. Ama öncelikle İmralı’daki koşulların düzeltilmesi gerekiyor. Daha sonra da uygun yol ve yöntemlerle Başkan’ın özgür koşullarda çalışma imkânlarının sağlanması, bizim için, halkımız için, partimiz için son derece elzemdir.”
‘GÖRÜŞME YAPTIĞIMIZ YER AYNI, DEĞİŞİKLİK YOK’
“Bir yıldır gidip geliyorum. Görüşme yaptığımız yer aynı. İmralı Adası’nda herhangi bir değişiklik yok. Başkanın koşullarında herhangi bir değişiklik yok. İlerleyen süreçte ne olacağını bilmiyoruz. Tabii ki süreç başarıya ulaşırsa, ivme kazanırsa bu konuların hepsinin gözden geçirilmesi gerekiyor.”
KAPI KAPI İNŞA ÇALIŞMALARI
Ömer Öcalan, Önder Apo’nun ifadelerini ise şöyle aktardı: “Artık örgütleme yapabilme koşullara sahip oldunuz. Halkımızla birlikte bu süreci örgütlemeniz gerekiyor. Halkla birlikte bu süreci örgütlemeniz gerekiyor. Gerekirse şehir şehir, ilçe ilçe, köy köy, mahalle mahalle, kapı kapı bu süreci anlatıp bizim inşa etmeye çalıştığımız modeli halka anlatmalısınızdır.”
TOPLUMSAL ÖRGÜTLENME
“Aslında öz örgütlenmeye ve toplumsal örgütlenmeye büyük anlam biçiyor. Kendisi adeta şu durumu şu şekilde ifade ediyor; ‘Evet, biz ilk ortaya çıktığımızda kullandığımız kelime sayısı azdı. Dilimizin üzerinde üç beş tane kelime vardı. İmkanlar yoktu. Biz o noktadan bu noktaya geldik. Şu an birçok yerde imkan var. Her yerde siyaset yapma gücünüz vardır. Bu imkanlar yaratılmıştır. Halkla birlikte bu süreci örgütlemelisiniz. Sadece kurumların da güç getirebileceği bir mesele değil. Halkın da bu süreç içerisinde yer alması gerekiyor. Bu süreci bir yandan örgütleyip bir yandan inşa etmeye çalıştığımız toplumsal sisteme katkı sunması gerekiyor. Başkanın yaklaşımı genel itibarıyla budur.’”
SÖYLEMDEN ÇOK EYLEM ÖNEMLİ
“Başkan halk bilgeliğine büyük anlam atfediyor. Başkan, ‘Halk haklıdır’ diyordu. Bilgi birikimine, halk bilgeliğine kıymet veriyor; ama reel olan bir şey vardır; ancak savaşanlar barışabilir. Bu savaşın, bu çatışmanın sonsuza kadar sürmemesi noktasında başkan büyük bir inisiyatif almış. Devleti buraya çekmeye çalışıyor. Başkan da çok iyi bilir, devletin bir kesimi de bilir; başkan bazen ‘norm dışı’ devletten de bahsediyor. Bunlara karşı hassas olmamız gerekiyor. Hassasiyetten ziyade dikkat etmemiz gerekiyor. Söylemden çok eylem önemlidir. Konuşmaktan çok pratik önemlidir. Bu bizim için de önemlidir” dedi.
DEMOKRATİK ENTEGRASYON NE ANLAMA GELİYOR?
“Başkan bazı anılarından bahsediyor; ‘Ben çocukken Amara'da cami duvarının dibinde oturuyordum. Orada bir yaşlı kişi vardı. Biz Kürtlük olgusundan bahsedince, bana ‘Sen bu kurumuş tahtaya can verebilir misin? Senin mücadelen budur’ diyordu. Büyük emek, büyük bedeller büyük siyasi mücadelelerle oldu. Şimdi Kürtlük adına siyaset yapanlar bile bu mirasa bu emeğe saygı göstermek ve sahip çıkmak durumundadır. Demokratik entegrasyonu net bir şekilde anlatayım; Devletin sizi kimliğinizle, kültürünüzle, düşüncenizle, coğrafyanızla, ülkenizle, inancınızla kabul etmesi anlamına geliyor. Kimliğinizi bırakın, dilinizi bırakın, kendi öz benliğinizi bırakın, kendi inancınızı bırakın. Gelin devlete dahil olun demek değil.”
“Kürtler Türkiye Cumhuriyeti’ne dahil olacaksa, demokratik cumhuriyet temelinde dahil olacaktır. Bunun kavramsal tanımı demokratik entegrasyondur. Kürt halkı kendi farklılıklarıyla birlikte devlete dahil olabilir. Zaten Kürtlerin yüz yıldır istediği budur. Osmanlı sisteminde, kendi öz benlikleriyle yüzyıllar boyunca yaşamışlardır. Ama Kürtlüğü dirilten, ayağa kaldıran ve Kürtlük olgusunu bir aşamaya getiren, ötesine geçen bir başkan gerçekliği vardır. Başkan, Kürtlerle Türklerin nasıl yaşayacağını, Kürtlerle Arapların, Farsların nasıl yaşayacağını; Suriyelilerle Kürtlerin nasıl yaşayacağını formüle etmiştir. Aynı zamanda Kürtler, kendi içerisinde de çok zengin bir millettir. Alevi Kürtler vardır, Ezidi Kürtler vardır, Sünni İslam dinine mensup Kürtler vardır. Bu mücadele yöntemi, Kürtlerin hepsini bir masada topladı ve araya getirdi."
‘KÜRTLERİN SİSTEMİ ŞAM’I ETKİLEMELİ’
"Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin, 100 yıllık tekrar eden alışkanlıklarından çıkması gerekiyor. Kürtler hiçbir halka düşman değildir; devlete de düşman değiller. Kürtler kendi kimliklerini ve varlıklarını özgün bir şekilde korumaktadır. Potansiyel bir demokrasi gücünü temsil ediyorlar. Kürtler hiçbir hak üzerinde asimilasyon uygulamadılar; kendilerini korumak istemişlerdir. Suriye için de bu geçerlidir. Başkan, Suriye ile ilgili olarak; Kürtlerin orada inşa edecekleri sistemin Şam’ı etkilemesi gerektiğini söylüyor. Tüm Suriye’yi sistemsel açıdan etkilemeyi hedeflemesi gerektiğini ifade ediyor. Bu sistem Suriye’de inşa edilirse, Suriye yaşanabilir bir ülke haline gelir. Türkiye de kendi kaygılarını ve alışkanlıklarını muhataplarıyla görüşebilir. Zannediyorum ki başkanla da bu konuda geniş bir şekilde konuşuluyor. Son yaşanan gelişmeleri bu görüşmede başkana aktardım. Başkan, Suriye’yi takip ettiğini belirtti.”
SURİYE MESELESİ SURİYE İLE ÇÖZÜLMELİ
“Suriye meselesini Suriye ile çözmelidir. Türkiye Devleti de Suriye'nin müstakil bir devlet olmasından kaynaklı olarak biraz daha hassas yaklaşmalıdır. Oranın iç işlerine çok müdahil olmamalıdır. Eğer bir ilişki geliştirilecekse, orada Kürtlerin yetkilileri, siyasetçileri ve öncüleri vardır. Ahmet Al-Şara’dan ziyade Mazlum Kobani ile görüşülebilir. İlham Ahmed ile de görüşülebilir. Burası, herkese model olan ve tüm dünyanın gözünün olduğu bir yerdir. Türkiye'nin de bu noktada bütünleşmesi ve katkı sunması gerekiyor. Varsa bir hassasiyeti, oradaki Suriye Demokratik Güçleri yetkilileriyle iletişim halinde olması gerekiyor. Diyalog halinde olmak önemlidir; savaşı herkes yapar, üç cümle ile bozarsınız ama inşa etmek, oluşturmak ve büyütmek biraz vizyon isteyen bir meseledir. Başkan, Suriye ile ilgili fikirlerini daha önce açık bir şekilde belirtmişti ve aynı noktadadır. Kimi, tabii yönteme nasıl olacak, dili nasıl olacak bu noktada başkan pozitiftir, yapıcıdır.”
TÜRKİYE, DÖRT PARÇADAKİ KÜRTLERLE BARIŞMALI
"Göz bebeği gibi koruyor. Suriye de bunun içindedir. Umuyorum ki ilerleyen dönemde taraflar anlayışlı bir şekilde bir araya gelip Suriye ile ilgili olumlu bir bakış açısına sahip olurlar. Ülkeyi büyütmek istiyorsanız, dört parçadaki kültürlerle barışmak zorundasınız. Türkiye'nin de artık bu iç meseleleri, iç sorunları ve Kürtlerin dili ile varlığı üzerine tartışmayı yürütmemesi gerekiyor. Daha ciddi ve cesaretli bir şekilde ileriye bakabilmek için kendi iç meselesini çözmesi şart. Siz Kuzey’de bir barış süreci, Türkiye’de bir barış süreci, Rojava’da ise farklı bir süreç yürütemezsiniz."
CHP SÜRECİN İÇİNDE YER ALMALI, OYUNLARA GELMEMELİ
"Başkan, CHP’nin sürecin içinde yer alması gerektiğini vurguladı. Oyunlara gelmemesi, tahriklere kapılmaması gerekiyor. Bu süreç AK Parti’nin ve MHP’nin süreci değildir; bütün devleti ilgilendiren bir süreçtir. CHP’nin sürece katılımına büyük anlam ve kıymet atfediyor. Böyle büyür. CHP’nin içerisinde demokrat insanlar da vardır, olumlu düşünen insanlar da vardır. Tahrik edenler ise cehennem içerisindeki bir kesimdir. Adeta bazı kesimler, bu savaşın bitmesinin önünü kesmek istiyor. Çok ilginç şeyler yaşanıyor aslında. Son bir yıl içerisinde Kürt halkı da Türk halkı da bunu yakından takip etmiştir. Türkiye halkı bunu tamamen yakından takip etmelidir. ‘Neredeyse PKK, neden demokratik siyaseti ön plana çıkarıyor ve silahları bir noktada devre dışı bırakıyor?’ diye soruyorlar. Halkımız buna da dikkat etmelidir. PKK ve Başkan, 32 yıldır silahları bir tarafa bırakıp demokratik siyasetin aktif hâle gelmesi için mücadele ediyor."
DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ İNŞA EDİLMELİ
"En çok istediği şeylerden biri de bu komisyonun kurulmasıydı. Toplumun tamamına mal edilmesi açısından istiyor. Her ne kadar eksikliği de olsa, etkisini de yitirmiş olsa, Türkiye'nin en meşhur kurumu Meclis’tir. Buraya anlam atfediyor, kıymet atfediyor. Meşruiyet zemininin burası olduğunu söylüyor. CHP de bunu çok istedi. Başkan, kurulan komisyona 52 yıllık yaşanmışlıkları anlatmak istiyor. Tabii gelecek için de istiyor. Bir daha bu tür şeylerin yaşanmaması için de istiyor. Demokrasi kültürünün inşa edilmesi için de istiyor."
DEVLET CİDDİ ADIM ATMALI
"Şimdi herkesi dinleyeceksiniz. İşin asıl muhatabı, en meşru muhatabını dinleme noktasında hassasiyet göstereceksiniz. Bunlar anlaşılır şeyler değildir. Daha cesaretli, daha ciddi bir şekilde devlet adım atmalıdır. Başkanla görüşmesi gerekiyor; cesaretli olması gerekiyor. Devlet, hiçbir şeyden çekinmemeli, bu adımı atmalıdır. Devlet istediği zaman, istediği herkesle görüşebilme cesaretini ve ferasetini göstermelidir. Yeni bir düzen, yeni bir süreç, yeni bir dil… Her anlamda bir yenilenmeyi önüne koyması gerekiyor."