Önder Apo’nun komün felsefesi

“Ulus-devlet nasıl kapitalizmin silahı ise, halkların kurucu ilkesi ve silahı da komündür” diyen Önder Apo, komün felsefesini özellikle 2000 sonrası çalışmalarında derinleştirmiş ve yeniçağın sosyalizm anlayışının temeli olarak yeniden inşa etmiştir.

KOMÜN DOSYASI

ERNK deneyimden sonra gerçekleşen değişimler, Kürdistan’da köklü değişimlerin devam ettiğinin göstergesiydi.

Burada şunu da belirtmek gerekir: Kürdistan gibi, tarihi boyunca yok edilmek istenen, talan edilen ve yaşayan tüm halkların soykırımlara uğratıldığı bir coğrafyada yeni bir yaşamı kurmak, öyle birkaç yılda olabilecek bir şey değildir.

Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Önder Apo, ‘Baş aşağı giden tarihe müdahale’ olarak tanımladıkları, tarihin seyrini değiştiren ilk adımlarını atarken bu gerçekliği çok iyi biliyorlardı. Ancak doğru yaklaşımlarla, elli yıl gibi kısa bir sürede büyük değişimler yapmayı da başardılar. Önder Apo’nun “Biz kimsenin adını bile anmaya cesaret edemediği bir ülkenin yurtseverliğini üstlendik” sözü, tam da bu büyük ve zorlu çabayı anlatıyor.

“Büyük ütopyalar olmadan büyük yaşam pratikleri gerçekleştirilemez” diyen Önder Apo, ilk günden bugüne hep birkaç adım ötesini düşünerek, ona göre bir yaşam pratiği ortaya koyarak kendini ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni geliştirdi.

2000’ler sonrası, Önder Apo’nun ideolojisi giderek gelişti; bugüne kadar yapılanlardaki eksikleri gideren ve yenileyen bir dönem oldu. Bu değişimin başında, komün örgütlenmeleri ve komünün Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin sosyalizm anlayışındaki önemi geldi.

Değişen bir dünya, yeni gelişmeler ve değişen bir tarih anlayışı ile birlikte, klasik sosyalist yapılanmalara ve reel, bilimsel sosyalizme yönelik eleştiriler üzerinden yeni çağın sosyalizm anlayışını da gelişten Önder Apo, bu sosyalizm anlayışında komün tanımını da yeniden ele aldı ve geliştirdi.

DEVLET ANLAYIŞINDA ISRAR, SOSYALİZM VE KOMÜN ÖNÜNDEKİ ENGELDİR

90’lardan beri ‘devletsiz bir sosyalizm’ anlayışı üzerinde duran ve bunun için yoğunlaşan Önder Apo, devlet anlayışının ve ısrarının sosyalizm önündeki en büyük engel olduğunu belirterek, sosyalizm örgütlenmesinin en büyük ayağının bugüne kadar küçük görülen komün yapılanmasında olduğunu vurguladı.

Bir çözümlemesinde “Biz devlet istemiyoruz. Devlet istesek, Irak gibi kıran kırana yaparız. Ben sınırlardan bahsetmiyorum, Irak’taki gibi bakanlık peşinde değiliz. İstediğimiz, mahallelerde, köylerde, kentlerde halkımızın demokratikleşmesine engel olunmamasıdır. Yalnız Kürtler için de değil, Türkiye demokratik konfederalizmi daha gerçekçidir. Bütün Türkiye için bunu öneriyorum. Üniter yapıyla sorunumuz yok. Devletten bahsetmiyorum; onun aşağısındaki toplumun kendi demokrasisini kurma biçimidir, demokratikleşmesidir. Kürtler bu sistemi bütün parçalarda uyarlarlar, geliştirirler” diyen Önder Apo, bunun pratik örneği olarak ise Rojava deneyiminin ısrarla altını çiziyordu.

Başka bir çözümlemesinde ise şunları ifade ediyordu: “Tarih bir anlamda kent etrafında oluşan uygarlık öyküsü olarak anlatılmıştır. Endüstriyalizm öncesi kent yaşamı, köy-tarım yaşamıyla denge içinde olmayı hep gözetmiştir. Aralarında çelişki oluşsa da, toplumsal bütünlüğü tehlikeye düşürecek boyutta keskinleşmemiştir. Bu çelişki hiçbir zaman tarım-köy toplumunu çökertecek boyutlara varmamıştır. Karşılıklı bağımlılık ve birbirini besleme esas olmuştur.

Endüstriyalizmin bünyesel, azami kâr amaçlı patlaması bu dengeyi bozmakla kalmadı; son iki yüzyılda yol açtığı anormal büyümeyle, kent adına gerçekten kentsizliği ve anlamı olmayan bir kentliliği de peydahladı. Tarım-köy toplumunu yıkmakla sözde ‘kent-sanayi toplumu’ adı altında kanserolojik vakaya yol açtı. Orta sınıf patlaması denilen bu olguda hiçbir işlevsellik yoktur.”

Bu tespitle Önder Apo, komünü yok sayan tarih anlayışının yanlışlığını ortaya koyarken, bunun yerine komünleşmenin en önemli örgütlenme ve kurtuluş yolu olduğunu belirtiyordu.

‘TOPLUM YOKSA BİREY YOKTUR’ SÖYLEMİ, KOMÜNÜN TEMELİDİR

Komünleşme ve komünal bir yaşam kurmanın önemine ilişkin de Önder Apo, şunları ifade ediyordu: “Demokratik ulus birey-yurttaşı, özgür olduğu kadar komünal olmak durumundadır. Kapitalist bireyciliğin topluma karşı kışkırtılmış sahte özgür bireyi, özünde en derinleştirilmiş köleliği yaşar. Fakat liberal ideoloji öyle bir imaj oluşturur ki, birey sanki toplumda sonsuz özgürlüklere sahiptir. Gerçekte ise, tarihin hiçbir döneminde gerçekleştirilemeyen azami kâr eğilimini gerçekleştirip hegemonik sisteme dönüştüren ücretli emek kölesi birey, köleliğin en geliştirilmiş biçimini temsil eder. Bu tür birey, ulus-devletçiliğin acımasız eğitim ve yaşam pratiğinde üretilir.

Yaşaması paranın egemenliğine bağlandığı için, ücret sistemi bir köpeğin boynuna takılan tasma gibi kendisini bağlayıp istenilen yöne çevrilmesini sağlar. Çünkü yaşamak için başka çaresi yoktur. Kaçsa, yani işsizliği tercih etse, bu da bir nevi ayakta can çekişmek demektir.

Ayrıca kapitalist bireycilik, toplumu inkar temelinde şekillenmiştir. Her türlü tarihsel toplum kültürünü ve geleneğini yadsıdığı oranda kendini gerçekleştireceğini sanır. Liberal ideolojinin en büyük çarpıtması budur. Başlıca sloganı, ‘Toplum yoktur, birey vardır’ biçiminde dile getirilir. Kapitalizm, esas olarak toplumu tüketme temeline dayalı hastalıklı bir sistemdir.”

Önder Apo, bu açıklamasında komünleşme kültürünü, bireyin özgürleşmesi ve belli ahlaki, politik bir duruşunun olmasına dayandırarak, reel sosyalist yapıların ve pratiklerin anlayışını reddettiğini açık bir şekilde ortaya koymuştur

Kapitalizmin büyük saldırılarıyla toplumlaşmayı yok eden anlayışını ve ekonomik olarak bir köle sınıfı yaratma çabasını kabul etmeyen Önder Apo, komünleşme ile birlikte toplumlaşmanın da yeniden var olacağını, bireyin özgür ve ahlaki bir duruşla kendi varlığını koruyacağını belirtmiştir.

Önder Apo’nun ideolojik yaklaşımına göre komünler, sadece belli bir grubun buluştuğu alanlar değil; toplumun her kesiminin ortaklaştığı ve ortak belli paydalarda buluşabildiği örgütlenme alanlarıdır.

Bu açıdan Önder Apo’nun komün tanımı, klasik bir komün tanımı değil; yeniçağın sosyalizm anlayışının gelişiminin en temel yapı taşlarından biridir. Bunun yanında, sosyalizme geçiş için çağımızın en uygun düşünce sistemi olan müzakereci demokrasinin de uygulanacağı en uygun örgütlenme modelidir.

KOMÜNÜN TEMELİ OLARAK MÜZAKERECİ DEMOKRASİ

Demokratik Uygarlık Manifestosunda Önder Apo, “Tarihte örneği olmayan model ulus-devlet tekelciliğidir, homojenliğidir. Bu modelin gayri insani ve vahşi karakterini nedenleriyle birlikte çözümledik. Dolayısıyla ucu açık ve esnek ulus kimliklere dayalı demokratik uluslar konfederasyonu, tarihsel ve toplumsal gerçekliklere uygun olmakla kalmaz; ideal ifadesidir de. Konfederasyonu bir devletler birliği olarak değil, demokratik komünler birimi olarak düşünmek gerekir.

Demokratik komünler, içinde yer aldıkları ulusal toplumsal birimlerin yönetimi olarak düşünülmelidir. Oluşumları, demokratik ilkelerin en iyi uygulanma ayrıcalığını taşır. Toplumun demokratik yönetiminin mükemmel örneğidir” derken, komünlerin aslında yeni sosyalizm anlayışının temelini oluşturduğunu açık bir dille belirtmiştir.

En son TJA’ya gönderdiği metinde, yeni dönemin çizgisi olarak belirlediği ‘müzakereci demokrasi’ kavramı da komünlerin örgütlenmesinin temel taşlarından biridir.

Toplumun her kesiminin yer alacağı, toplumdaki her bireyin kendini ifade edebileceği bir alan olarak gördüğü komün yapılanmasında Önder Apo, komünleri bir kesimin iktidarının koruyucusu olarak görmez. Bunun yerine, herkesin, her kesimin söz kurabildiği ve karar alma mecralarında yer alabildiği bir alan olarak görür.

Bu da toplumun her kesimini mücadele içerisine alarak, kimseyi dışlamayan ve ötekileştirmeyen bir yapı anlamına gelmektedir. Marx’ın ‘Herkes kendi yeteneğine göre görev alır’ tanımlamasına uygun bir şekilde, yönetici sınıf olmadan var olan komünlerde herkes görev alır ve herkes komünün yaşaması ile sürekliliği için çaba gösterir.

YATAY ÖRGÜTLENME MODELİ, KOMÜNÜN TEMEL YAPISIDIR

Herkesin yer aldığı bir yapı, doğal olarak bir dikey örgütlenme veya ast-üst ilişkisi içermemelidir. Bu gerçeklik, reel sosyalizmin çöküşü sonrası ‘tek doğru ideoloji’ ve ‘insanlığın geldiği son nokta’ olarak dayatılan liberal demokrasi anlayışına karşı ortaya çıkan ve değişen dünya koşullarında sosyalizme gidişin en doğru yaklaşımı olan müzakereci demokrasi sistemi ile mümkündür.

Bu sistem, bir yatay örgütlenme modelidir ve hiyerarşiye karşı bir duruşu ifade eder. Bu sistemde temsilciler, toplumun her kesimi tarafından seçilir ve gerektiğinde görevden alınarak yerine yeni bir temsilci seçilebilir. Yatay örgütlenme modeli, komün örgütlenmesinin en temel yapı taşlarından biridir.

Burada olması gereken, bir komünün bulunduğu alandaki herkesi kapsaması ve herkesin söz hakkına sahip olmasıdır. Söz kurabilen ve sözünün değerini bilen bir bireyler, örgütlenmiş ve özgürleşmiş bir toplumun temelini oluşturur. Dayatmacı ‘ben dedim oldu’ yaklaşımının olmadığı bir örgütlenme, doğru temeller üzerinden gittiğinde, özgür bireylerin ve buna bağlı olarak özgür toplumların oluşmasına; aynı zamanda yeniçağın sosyalizm anlayışının gelişmesine yol açacaktır.

Komün örgütlenmelerinde devlete bir bağımlılığın olmaması gerekmektedir. Bu da komünün kendi bağımsızlığını korumasını ve bulunduğu alanın özgün koşullarına göre hareket etmesini sağlar. Böylece komün, bulunduğu alanı demokratik bir yaşam temelinde kurgulayabilir. Bunun önemli bir adımlarından biri de ekonominin düzenlenmesidir. Komünün ekonomi açısından önemini vurgulayan Önder Apo, komün örgütlenmesinin aynı zamanda bir ekonomik örgütlenme olduğunu belirtir:

“Ekonominin birim ölçekleri komünlerdir. Ne ailelere dek bölünmüş başta toprak ve diğer üretim araçlarının mülkiyeti, ne de tersine tekellerin toprak ve araç mülkiyeti ekonomiktir. Bunlar ekonomiyi tehdit eden modernite ve uygarlık araçlarıdır. Her ekonomik faaliyet alanında azami verimlilik ve yararlılık karşılığında toprak ve araç üzerindeki komünal tasarruf ideal olanıdır. Ekonomiden dışlanan kadın, özünde ekonominin gerçek yaratıcısıdır. Kadın ve ekonomi, et ve tırnak gibi birbirlerine bağlı öğelerdir. Ekonomik temel ihtiyaçlar için ürettiğinden dolayı ne bunalım tanır ne çevreyi kirletir ne de iklimi tehdit eder. Kâr amacıyla üretime son verildiğinde, dünyanın kurtuluşu gerçekten başlamış demektir. Bu da insanın ve yaşamın kurtuluşudur.”

Önder Apo’nun komün modeli, hayatın her alanıyla örgütlenmesini ve her alanıyla yeniden yapılandırılmasını esas alır. Bunun için de yeni bir yaşamın hedef olarak konulması ve kitlelerin sosyalizme yönelik bilincinin artırılması gerekir. Komün ve komünün örgütlenme şekli olarak müzakereci demokrasi, sosyalizme geçişin en önemli aşamalarından biridir.

DEVAM EDECEK