Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, AKP-MHP iktidarının özgür ve muhalif basına yönelik giderek artan baskı, sansür, gözaltı ve tutuklama saldırılarını ANF’ye değerlendirdi. Önderoğlu, gelinen noktada yasaların bir politik araç mahiyetinde gazetecilere karşı silah olarak kullanıldığını vurguladı ve ekledi: “Kağıt üstündeki demokratik hakların her gün gazetecilerin belinde kırılacak şekilde uygulandığı bir yerde demokrasiden söz edilemez.”
‘YASALAR GAZETECİLERE KARŞI BİR SİLAH OLARAK KULLANILIYOR!’
Erol Önderoğlu, Türkiye'de gazetecilere yönelik baskının hiç olmadığı kadar arttığına işaret ederek, “Toplumsal eylemleri takip eden muhabirler şiddetle ve yasal baskılarla karşılaşıyor. Araştırmacı gazeteciler hedefli gözaltı ve tutuklamalara tabi tutuluyor. Haber kanallarının kapatılması, gazetecinin bizzat devletten, özel kurumlardan bilgi almasının yollarının kesilmesi, özellikle online sansür ve gazeteciliğin kamuoyuyla bağını koparmaya dönük işlemlerde çok büyük bir artış var” dedi.
İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası 19 Mart 2025 tarihinde Saraçhane’de başlayan protestolar sırasında polis şiddetini çektikleri görüntü ve fotoğraflarla belgeleyen muhabirlerin tutuklanmasını örnek gösteren Önderoğlu, “Açıkça gazetecilerin alanda bir şeylere tanık olmasını istemiyorlar. Bu, mesleğimiz açısından en büyük tehlike” vurgusunda bulundu. Gelinen noktada yasaların politik araç mahiyetinde gazetecilere karşı silah olarak kullanıldığına da işaret eden Önderoğlu, “Dolayısıyla mesleğimizin yüz yüze kaldığı tehlike tek değil. Gazetecilik mesleğinin geleceğiyle oynanıyor. Türkiye’de gazetecilik halkla ilişkiler görevine indirgenmeye çalışılıyor. İktidarın yaptıkları işleri tanıtacak, bununla sınırlı kalacak, eleştirmeyecek kişilere ihtiyaçları var. Dolayısıyla gazetecilik mesleğinin geleceği Türkiye’de tehlikede. Çünkü medyada çok seslilik yok edilmeye çalışıyor” diye konuştu.
‘BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE SADECE GAZETECİLERİN DEĞİL, TÜM TOPLUMUN SAHİP ÇIKMASI GEREKİYOR!’
Şeffaflaşma olmadan, demokratik iletişim kanalları ayakta olmadan ülkede hiçbir zaman demokrasinin gelmeyeceğini kaydeden Önderoğlu, özellikle de kağıt üstündeki demokratik hakların her gün gazetecilerin belinde kırılacak şekilde uygulandığı bir yerde demokrasiden söz edilemeyeceğini kaydetti. Toplumun kendi haber alma hakkına sahip çıkmasının önemine de değinen Önderoğlu, vatandaşları demokratik kamuoyunun saygın bir unsuru kılanın istediği bilgileri alabilme özgürlüğü olduğunu ifade etti. Bu açıdan basın özgürlüğüne sadece gazeteciler veya meslek örgütlerinin değil, toplumun tüm kesimlerinin sahip çıkması gerektiğinin altını çizen Önderoğlu, “Eleştirel, bağımsız, demokratik bilgiyi alabilmek, kendisini de ifade etmek ve en önemlisi de kamuoyu olabilmek için vatandaşların özgür bir şekilde bilgiye ulaşabilmesi gerek. Bilginin kısıtlanmasına, bilgiye ulaşmanın sansürle engellenmesine toplumun tüm kesimlerinin karşı çıkması gerekiyor. Çünkü burada esas olarak onların bilgi alma hakkı yok ediliyor” dedi.
‘MESLEK İÇİ DAYANIŞMA GÜÇLENMELİ’
Meslek içi dayanışmanın da güçlenmesi gerektiğini vurgulayan Önderoğlu, bu konuda esas görevin basın meslek örgütlerine düştüğünü belirtti. Basın meslek örgütleri arasındaki diyalogun güvene dayalı olarak ilerlemesi ve kurumların birbirlerinin şartlarından beslenmeleri gerektiğini dile getiren Önderoğlu, “Çünkü İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin faaliyet yürüttüğü batıdaki sorunlarla, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin faaliyet yürüttüğü doğudaki sorunlar aynı olmayabilir. Kurumlar arasındaki diyalogun, güvene dayalı olarak, hiçbir ismin dışarıda bırakılmayacağı tarzda işlerlik kazanması gerekiyor. Ama kutuplaşmaya ve iletişimsizliğe bağlı olarak bu tür kopukluklar yaşanıyor” ifadelerini kullandı.
‘GAZETECİLER HAKLARI İÇİN SOKAKTA EYLEM YAPMAYA HİÇBİR ZAMAN ÇEKİNMEMELİ!’
Gazetecilik kurumlarının gazetecilere yönelik hak ihlallerini belgeleyerek yerel ve uluslararası düzeyde yayması ve daha fazla sokağa çıkıp eylem yapması gerektiğini dile getiren Önderoğlu, şunları kaydetti: “Türkiye'de gazeteciler ve basın kurumları olarak, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL ilan edildikten sonra özellikle sokaktan elimizi çektik. Oysa gazetecilerin, her gün haklarından çalınıyorsa, sokakta eylem yapmaktan hiçbir zaman çekinmemeleri lazım. Bakın en son 29 Mart 2026'da İstanbul Kadıköy'de tutuklu meslektaşlarımız için yapmak istediğimiz yürüyüş polis ablukasıyla engellendi. Bu abluka fotoğrafı aslında gazetecilik mesleğine uygulanan baskının özetiydi. Karşılaştığımız engelleme tamamen anti-demokratik ve tamamen gazetecilik haklarının inkarı aslına bakarsanız.”