Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2014’te Önder Apo’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını “umut hakkı”nın ihlali olarak değerlendirip Türkiye’den yasal düzenleme yapmasını istemişti. Aradan geçen 11 yıla rağmen düzenleme yapılmayınca, dosya Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne taşındı. Komite, Türkiye’ye 2025 Eylül’e kadar süre tanımıştı; sürenin dolmasıyla 15-17 Eylül’de yapılacak toplantıda “ara karar” çıkması bekleniyor.
'TOPLUMSAL BARIŞ AÇISINDAN BİR GEREKLİLİK'
Gelinen süreçte hala bir adım atılmamasını değerlendiren Avukat Mehdi Özdemir, hem hukuki hem de toplumsal barış noktasında umut hakkının uygulanmasının elzem olduğunu vurgulayarak, “Umut hakkı, özellikle Sayın Abdullah Öcalan açısından, hem hukuki hem siyasal hem de toplumsal barış açısından bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor” dedi.
Özdemir, cezaevlerinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan tutsakların, tek bir mahkeme kararıyla ömür boyu ceza çekmelerinin işkence ve insanlık dışı muamele yasağıyla çeliştiğini ifade ederek, bu duruma ilişkin acil yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu vurguladı.
'AİHM KARARLARI İÇ HUKUKTA UYGULANMALI'
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığına dikkat çeken Özdemir, AİHM kararlarının ivedilikle uygulanması gerektiğini belirtti: “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46'ncı maddesi, AİHM kararlarının bağlayıcılığını ortaya koymaktadır. Türkiye Anayasası’nın 90. maddesi de uluslararası sözleşmelerin iç hukukta bağlayıcı olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin, AİHM yargı yetkisini kabul etmiş bir devlet olarak bu kararları ivedilikle iç hukukta uygulaması gerekir.”
Bu kapsamda, Terörle Mücadele Kanunu’nun 17'nci maddesi ile İnfaz Kanunu’nun 107 ve 108'inci maddelerinde değişiklik yapılması gerektiğini kaydeden Özdemir, “Yasal değişiklik olmaksızın AİHM ihlal kararı uygulanamaz” diyerek, Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Civan Boltan davasında verdiği kararı örnek gösterdi.
'BAKANLAR KOMİTESİ YAPTIRIM SÜRECİNE GİDEBİLİR'
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin yaklaşık 10 yıldır bu kararın gereğinin yerine getirilmesi için baskı yapmadığını söyleyen Özdemir, Türkiye’nin hâlâ umut hakkına dair bir eylem planı sunmamasının riskli olduğunu ifade etti: “Bakanlar Komitesi, önümüzdeki süreçte yaptırıma giden bir süreci başlatabilir. Türkiye açısından diplomatik boyutta, umut hakkına dair ihlal kararlarının gereğinin yerine getirilmemesi, bu prosedürlerin tamamlanmak üzere olduğu bir dönemde ciddi sonuçlar doğurabilir.”
'UMUT HAKKI 4 BİN MAHPUS İÇİN GEÇERLİ'
Özdemir, umut hakkının yalnızca Önder Apo açısından değil, Türkiye’deki dört binin üzerinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan tüm tutsaklar açısından da uygulanması gerekliliğini vurgulayarak, “Kürt meselesine baktığımızda, adaletsizliğin konusu; İstiklal Mahkemeleri’nden Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne, sıkıyönetim, özel yetkili ve bugün ihtisas mahkemelerine kadar uzanan keyfi yargı pratikleriyle insanların ağır hapis cezaları aldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu hakkın tanınması, geçmiş mahkûmiyet kararlarının yeniden değerlendirilmesini sağlayacak. Bu, hem temel hakları ihlal edilen pek çok mahpusun daha az hapis cezası almasına veya beraat etmesine hem de şartlı salıverme sürecinin işletilmesine imkân verecektir” diye belirtti.
'HEM HUKUKSAL GEREKLİLİK HEM DE TOPLUMSAL BARIŞA KATKI'
Özdemir, umut hakkının sağlanmasının cezaevlerindeki tecrit koşullarının sona ermesi açısından da önemli olduğunu belirterek, “Bu adımların atılması, uluslararası konjonktürde Türkiye’yi olumlu bir konuma taşıyacaktır. Ayrıca, Terörle Mücadele mevzuatı, İnfaz Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’ndaki örgüt üyeliği, örgüte yardım, Cumhurbaşkanına hakaret, devlet kurumlarını aşağılama gibi suçların, umut hakkı bağlamında yeniden değerlendirilmesi gerekiyor” dedi.
'YASAL DÜZENLEME YAPILMALI'
Avukat Mehdi Özdemir, “Bu maddeler öngörülebilirlik kriterinden yoksun ve belirlenebilirlik ilkesini karşılamıyor. Bu nedenle geçmişten bugüne Kürtlere uygulanan ağır hapis cezalarına ve mahkûmiyet kararlarına yol açtı. Kürt meselesinin barışçıl çözümünü istiyorsak, AİHM ihlal kararlarıyla uyumlu, temel hakları güvence altına alan düzenlemeler yapılmalıdır. Bu şekilde güvence altına alınan haklar, yargı tehditlerine maruz kalmaz” ifadelerini kullandı.