Özel savaş kıskacında bir ilçe: Esenyurt

Özel savaşın ısrarla yozlaştırmaya ve düşürmeye çalıştığı Esenyurt, iktidarın tüm politikalarına rağmen kendi içinde bir direnişi de sürdürüyor.

ESENYURT'TA ÖZEL SAVAŞ

Esenyurt, İstanbul’un en büyük ilçelerinden biri. Her ne kadar ana akım medyada ve iktidara yakın yazarlar tarafından 'Türkiye’nin en tehlikeli ilçelerinden biri’ olarak lanse edilmiş olsa da ilçe büyük bir Kürt nüfusu ve DEM Parti’nin güçlü varlığıyla iktidarın hedefin oldu.

Esenyurt, bu bağlamda devletin bütün özel savaş aygıtıyla saldırdığı ve neredeyse gündelik hayatın her alanına sirayet edecek şekilde planladığı bir bölge olarak farklı bir şekilde karşımıza çıkıyor. İstanbul’un en büyük ilçesi ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin güçlü bir tabanının olduğu bu ilçe, ilk etapta belli mahallelere ‘Türkçü, faşist, ırkçı, selefi örgüt üyelerinin’ taşınmasıyla demografik yapının bozulması için atılan adımlarla, özel savaş uygulamalarıyla tanıştı.

KÜRDİSTAN’DAKİ SAVAŞ İLE OLUŞAN BİR İLÇE

Esenyurt, Kürtler için özel bir yere sahip. 1989 yılında belediye olarak resmi statü kazanan ilçe, özellikle Kürdistan’da süren savaş sırasında Türk devletinin köy yakmaları ve zorla göç ettirmeleri nedeniyle Kürtlerin İstanbul’da buluştuğu bir nokta haline geldi. İstanbul’da Tarlabaşı ve Küçükpazar dışında, Kürtlerin en yoğun yaşadığı bölge olarak bilinen Esenyurt, 1990’lardan sonra Kürt Özgürlük Hareketi’nin de çok güçlü olduğu ilçelerden biri oldu.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin gücünü gören devletin Esenyurt’a yönelmesi, özellikle 2000’lerin başına doğru yoğunlaştı. Türkiye’nin en büyük ilinin en büyük ilçesinin Kürt Özgürlük Hareketi’nin güçlü olduğu bir yer olmasını kabul etmeyen özel savaş aygıtı, 2000’lerle birlikte Esenyurt’ta özel savaşın bütün kademelerini uygulamaya koydu.

2005’lerden sonra, ilk olarak mahallenin demografik yapısının değiştirilmesine yönelik adımlar atan Türk devleti, uzun süredir mahallede hakim olan Kürt Özgürlük Hareketi’nin gücünü zayıflatmaya çalıştı. Bunun bir parçası olarak, kendisine yakın Kürtlerin de ilçedeki mahallelere yerleşmesini sağladı.

DEMOGRAFİK YAPININ DEĞİŞMESİ İÇİN IŞİD’LİLER YERLEŞTİRİLDİ

Esenyurt’ta, mahallelerin demografik yapısının bozulması ve yıllardır mahallede yaşayanlardan farklı olarak dışarıdan insanların bir anda yerleşmesi, mahallenin gündelik yaşamını da değiştirmeye başladı. Bu değişim, özellikle iktidar ve onun yerel temsilcileriyle olan ilişkilere de yansıdı. Türk devleti, özellikle Esenyurt ve Bahçeşehir gibi ilçeleri, ellerinde bulundurduğu medya kuruluşları ve sanal medya hesapları üzerinden ‘İstanbul’un en tehlikeli yerleri’ olarak lanse ettirerek, mahallede yaşanan özel savaş uygulamalarına adli bir kılıf uydurdu.

Demografik yapının bozulmasındaki en önemli ayak ise, Rojava’ya yönelik saldırılarda yer alan IŞİD ve diğer Selefi örgüt üyelerinin Esenyurt’a yerleştirilmesi oldu. O dönem, Kürtlere ve diğer halklara yönelik katliam saldırılarında bulunan çok sayıda IŞİD’li, farklı kimliklerle Esenyurt’ta evlere yerleştirildi. Orada yaşamalarına ve günlük hayata karışmalarına izin verildi. Son on yıl içerisinde, özellikle İstanbul’da yapılan hemen hemen bütün IŞİD operasyonlarında Esenyurt’ta ev baskınlarının ve gözaltıların yaşanması, bu gerçekliğin boyutunu gösteriyor.

Bunların dışında, Esenyurt’ta bugün günlük olarak onlarca adli olayın yaşanması, sokaklarında uyuşturucu satışının yapılması ve fuhuşun gündelik hayatın bir parçası olarak görülmesi de bu uygulamaların bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

TÜRK MAFYA LİDERİNİN İTİRAFLARI

Türk mafya lideri Sedat Peker’in bir dönem videolu olarak yaptığı itiraflarda, çok sayıda irili ufaklı çetenin devlet yetkilileriyle nasıl kirli ilişkiler içerisinde olduğu ortaya saçılmıştı. Bugün Esenyurt’ta, bu irili ufaklı çeteler işledikleri suçların üzerinin örtülmesi için emniyet ve adli makamlarla kirli ilişkiler yürütüyor. Şu an ilçede irili ufaklı yüzden fazla çete bulunuyor. Bunların tamamı, cinayet de dahil olmak üzere birçok suç işliyor ve devletin yerel yetkilileriyle olan ilişkilerinden dolayı işledikleri suçlar faili meçhul olarak kalıyor.

Burada bir parantez açarak farklı bir durumu da belirtmek gerekiyor. Özellikle AKP iktidarına ve Türk devletinin yürüttüğü özel savaş uygulamalarına karşı herhangi bir alternatif üretemeyen bazı sol ve muhalif kesimler, Sedat Peker ve Muhammed Yakut gibi mafya liderlerinin açıklamaları sonrası neredeyse onları savunacak bir duruma düştü. Özellikle kamuoyunda ‘muhalif’ olarak bilinen bazı yazar ve gazetecilerin, bu mafya liderlerinin iktidarla çatışmalarından kaynaklı açıklamalarını öven yayınlarda yer alması, hatta ileri gidip onları savunması, zaten bir alternatif bulamayan Türk halkının bir anda mafya liderlerine sığınır hale gelmesine yol açtı. Bugün sanal medyada Sedat Peker’den yardım isteyen binlerce yurttaşın olması da bu durumun vahametini gösteriyor.

Zamanında iktidarın yanında yer alarak devrimcilere yönelik katliam çağrıları yapan, mitingler düzenleyen ve ‘kanlarını içeceğiz’ diyen bir mafya liderinden, bugün iktidara karşı alternatif bir lider yaratma çabası, aslında Türk devletinin Türkiye’de uyguladığı özel savaş politikalarının boyutunu da gösteriyor. Türkiye halklarına bir alternatif sunulmaması, bugün bir mafya liderinden yardım istenmesini de doğal hale getiriyor.

HAKAN TOSUN CİNAYETİ

Gazeteci Hakan Tosun, 10 Ekim 2025 tarihinde, Esenyurt’ta bulunan annesinin yanına giderken dövülerek katledildi. Saatlerce kendisine ulaşamayan aile, polise yaptıkları başvuru sonrasında Tosun’un Çam Sakura Şehir Hastanesi’nde olduğunu öğrenip hastaneye gittiklerinde, Tosun’un yoğun bakımda ve durumunun ciddi olduğunu gördü. Kamuoyunun olayı gündemde tutması üzerine, Tosun’un eve giderken iki kişinin saldırısına uğradığı ve saldırıyı yapanların tutuklandığına dair açıklama yapıldı. Tosun’un kayıp eşyaları birkaç gün sonra polis tarafından ailesine teslim edildi. Saldırı anına dair görüntüler de avukatlar tarafından basına dağıtıldı.

Hakan Tosun cinayetinde ise ortaya çıkan görüntüler, Türkiye’de çeteler ile emniyet ve adli kurumlar arasındaki kirli ilişkilerin boyutunu gözler önüne sermesi açısından önemli oldu. Kamuoyunun soruları üzerinden yaptığımız araştırmalarda, yerel bir çetenin orada bulunan karakol polisleriyle kirli ilişkilerinin ve farklı iddiaların da ortaya çıkması, Türkiye’nin artık yurttaşlar için güvensiz bir hale geldiğinin de göstergesi oldu.

Saldırı sonrasında polis, ilk yaptığı araştırmalarda saldırganların mahallede yaşayan kişiler olduğunu tespit etmesine rağmen, evlerine gidip gözaltına almak yerine onları telefonla arayıp ifadeye çağırdı. Özellikle böyle bir saldırıya rağmen polisin bu yöntemi uygulaması, çeteleri tanıdığına dair şüpheleri de güçlendirdi. Saldırganlar gözaltındayken, dostlarının Hakan Tosun’a ne olduğuna dair soruları sosyal medyadan sorması ve kamuoyunun oluşması sonrası, iki kişi ‘öldürmeye teşebbüsten’ tutuklandı.

Sonrasında tutuklananlardan birinin ailesinin, olayı soruşturmakla görevli polislerle bir ocakbaşında oturması ve oğullarının suçsuz olduğuna dair söylemlerde bulunmasının ortaya çıkmasıyla, oradaki ilişkilerin farklı bir boyutunun da olduğunu gösteriyordu. Mahalleli, Tosun’un katil zanlısı Abdurrahman Murat’ın babası Cafer Murat’ın polisle iş birliği içerisinde olduğunu ve birçok kez oğlunun ve çevresindekilerin işlediği suçları gizlemek için polise para verdiğinin bilindiğini belirtti. Ocakbaşında polislerle buluşmasının da kendi çocuğunu kurtarmak için bir anlaşma yapmak amacı taşıdığına işaret eden mahalleliler, Tosun’a yönelik kamuoyunda oluşan gündem nedeniyle çocuğunun cezaevine girmesine engel olamadığını dile getirdi.

Hakan Tosun cinayeti, zaten kriminalize edilen ve neredeyse her saat adli olayların yaşandığı Esenyurt’ta, yerel çetelerin orada bulunan polislerle ve adli makamlarla olan kirli ilişkilerinin tartışılmasına da yol açtı.

Türk devleti, kuruluşundan itibaren özellikle Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkına yönelik her geçen dönem geliştirdiği özel savaş uygulamalarını tüm Türkiye’ye yayarak, Türkiye’de yaşayan her yurttaşın devlet karşısında çaresiz kalmasının yollarını arar oldu.

ÇETELEŞMEYE KARŞI MÜCADELE

Kürdistan ve Türkiye’de özel savaş uygulaması olarak karşımıza çıkan çeteleşmelere karşı, özellikle Kürt Özgürlük Hareketi ısrarlı bir mücadele yürütüyor. Bugün hem Kürdistan’da hem de Türkiye’de çeteleşmeye karşı yürütülen kampanyalarda, özellikle gençlere birer alternatif olarak yeniden devrimci mücadeleyi gösteren Kürt Özgürlük Hareketi, bunun çalışmalarına ısrarla devam ediyor. S

Son on yıl içerisinde, Kürt siyasal hareketi ve Kürt gençlerinin düzenlediği onlarca yürüyüş, eylem ve etkinlik oldu. En son, İstanbul Bağcılar’da çetelere karşı bir yürüyüş düzenleyen ve sonrasında halk toplantılarına hız veren DEM Parti, çeteleşmeye karşı neler yapılabileceğini ve halkın yalnız olmadığını göstermeye çalıştı.

Esenyurt’ta da hem DEM Parti hem de Kürt Özgürlük Hareketi’nin farklı kurumları, devletin baskılarına rağmen ilçede çeteleşmeye ve Kürt gençlerinin düşürülmesine karşı mücadele ediyor. Hatta bugüne kadar bu çalışmalar nedeniyle birçok DEM Parti çalışanı gözaltına alınıp tutuklandı.