Son Dakika: ‘BM’de Kürt halkı için gözlemci millet statüsü istenecek’

Öztürk: AKP, CHP’yi masadan kalkmaya zorlayarak süreci akamete uğratmak istiyor

CHP’ye operasyonlara tepki gösteren EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, AKP’nin CHP’yi masadan kaldırmak istediğini ve bunu süreci akamete uğratma çabasının bir ürünü olarak gördüğünü belirtirken, bunun olması halinde bedelinin çok büyük olacağını söyledi.

HAKAN ÖZTÜRK

Önder Apo’nun 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın ardından başlayan süreç, yedinci ayına girdi.  Bu yedi aylık süre içinde Kürt Özgürlük Hareketi, yapılan çağrıya uygun adımlar atmasına rağmen, AKP iktidarı gerekli adımları halen atmadı.

AKP’nin süreçte adım atmak yerine, son seçimlerde en fazla oyu alan CHP’ye yönelik operasyonlarını ve saldırılarını artırması, ayrıca gerekli hiçbir adımı atmaması, sürecin AKP tarafından engellenmeye çalışıldığı yönündeki tartışmaları da beraberinde getirdi.

Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, AKP’nin sürece dair yaklaşımını ve sosyalistlerin tutumunu ANF’ye değerlendirdi.

‘AKP TÜRKİYE’DE BİR DEMOKRATİK İLERLEMEYE ALAN AÇMAYALIM DİYE DÜŞÜNÜYOR’

AKP’nin önceki çözüm sürecindeki deneyimlerinden yola çıkarak bir tutum belirlediğini ifade eden Öztürk, AKP’nin tavrına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bence bunun iki boyutu var. AKP’nin bir düşünce tarzı var; o da daha önceki deneyimlerinden birini ortaya çıkartıyor. Daha önceki çözüm sürecinde belli düzeyde demokrasi tablosu ortaya çıkıyor olduğunda, bundan Türkiye’de demokrasi mücadelesi vermiş olanların çok yararlanmış olduğunu ve çok ileri gittiğini düşünüyor. Bu çözüm süreci aşamasında da buna çok dikkat etmeye ve bunun önünü kesmeye karar verdiler.

Bir açıdan Kürt meselesi çok net, çok açık bir konu; bunu çözmek gerekiyor. Uluslararası dengeler de bunu gerektiriyor. Ama bu oluyorken, Türkiye’de bir demokratik ilerlemeye alan açmayalım diye düşündüler. Çünkü Kürt meselesinin çözümü kaçınılmaz, ama bunun devamı olarak Türkiye’de demokrasinin gelişmesini engelleyebiliriz, bunu da sadece Kürt halkına bazı hakları tanımış olarak geçiştirebiliriz diye bence kafalarında yorum yaptılar. Buna bağlı olarak da CHP’ye yönelik çok net bir müdahale söz konusu oldu. Burada aynı zamanda hem ilk düşündükleri şeyi hayata geçiriyorlar hem de kendilerine alternatif bir iktidarı durdurmuş oluyorlar. O açıdan iki yönlüdür.”

‘AKP, YENİ SÜRECİN KENDİ ALEYHİNE OLACAĞINI DÜŞÜNÜYOR’

Devlet içerisinde bir çatışmanın olduğunu belirten Öztürk, bir tarafın Kürt meselesinin çözümünü istediğini ancak bir eğilimin ise bunu istemediğini söyledi. Öztürk, devlet içerisinde yaşananlara ilişkin şunlara dikkat çekti:

“İkili bir durum var. Bir taraf olaya daha nesnel, daha uluslararası düzeyde, daha dünya çapında bakan taraf. Devletin içerisindeki bir eğilim bu; Kürt meselesinde kaçınılmaz bir şekilde adım atılması gerektiğini ve bunun maliyetinin daha düşük olacağını düşünüyor. Eğer bunu göze alırsa bölgede, dünyada daha avantajlı bir pozisyona geleceğini düşünüyor ve bunun da artık geriye çekilecek bir yeri kalmadı diye öngörüyor. Buna bağlı olarak da ‘Kürt meselesinde bir adım atalım, bu işi bir düzeyde çözüm pozisyonuna getirmeye çalışalım’ diye düşünüyor. Bunun da temsilcisi bence Devlet Bahçeli, MHP.

AKP ise daha önceki çözüm sürecini örnek alarak, ‘Bu benim aleyhime olur, Türkiye’de demokrasi adına bir şey yaparsak bu benim aleyhime çalışır’ düşüncesinde. Bundan dolayı da Kürt meselesindeki yeni süreçte ayak sürüyor.”

‘AKP SÜRECİ SABOTE EDEMEZ, BUNUN BEDELİ ÇOK AĞIR OLUR’

AKP’nin süreci sabote etme durumunun olamayacağını, bunu yapamayacağını, bedelinin ağır olacağını belirten Öztürk, mecliste kurulan komisyon ile Kürt meselesinin varlığının artık tamamen kabul edildiğini ifade ederek şöyle devam etti:

“Bütün toplumun önünde, uluslararası düzeyde denildi ki: ‘Bu Kürt meselesini bir ele alalım.’ Her ne kadar ‘terörü ele alıyoruz’ demiş olsalar da bunun parlamentoda bir komisyonunun olması demek, ne demek? Böyle bir toplumsal mesele var demektir. Bunun kabulüdür, varlığının kabulüdür. Kürt hareketinin yıllarca dile getirdiği inkâr tablosuna karşılık, o komisyon bunun kabulüdür. Bir şekilde oturulup tartışılmaya başlanmıştır.

Şimdi o komisyon kuruldu, bu konu tartışılıyor, ‘böyle yapılması gerekir’ denildi. Abdullah Öcalan görüş belirtebilir duruma geldi. Devlet Bahçeli ‘Umut hakkından yararlanmalıdır’, ‘Parlamentoda konuşulmalıdır’ dedi. Bütün bunlardan sonra ‘Biz bu işten geri döndük, oynamıyoruz’un da bedeli çok ağırdır. Bu açıdan bunu kolaylıkla yapamaz. Ama ayak sürme eğiliminde, bu işi akamete uğratmak isteyen bir taraf varsa, o bence net olarak AKP’dir.”

‘EKONOMİYİ DÜZELTMEK YARATICILIK GEREKTİRİR, POLİTİK KARARLARINIZA BAĞLI DEĞİL’

Bazı kesimlerin, AKP’nin bu süreci bitirerek Türkiye’de yaşanan ekonomik krizi de sürece bağlayacağı söylemlerine katılmayan Öztürk, AKP’nin Kürt halkına yönelik yapılanlara dair politik bir değişim tercihi yapılabileceğini; ancak ekonominin de politik bir tercih üzerinden gidilemeyeceğini dile getirdi.

Öztürk, “Bu o kadar kolay bir hadise değil. Tam teşekkül olarak böyle düşünürsek bu, nihilizme girer. Ekonomi de kötü, demokrasi ayağı da kötü, Kürt meselesi de kötü, o zaman ne ile ayakta kalacaksın? Bence onun yerine şöyle rasyonel bir düşünüş olsa gerekir AKP’nin kafasında. Diyordur ki: ‘Benim şu anda bu iktisadi alanı kolaylıkla, kısa vadede düzeltme şansım yok. Bunun bilgisinden de becerisinden de uzağım. Genel olarak devleti ve toplumu da böyle düşünmüş olabilir.

Ekonomiyi düzeltmek, üretim ilişkilerinde bir atılım yapmak kolay bir olay değil, çok yaratıcılık gerektiren bir şey. Ama ‘yıllar yılı Kürt halkına bu kadar haksızlık yaptık, geri çekiyoruz’ derseniz, bu politik tercihle yapılabilecek bir şey. Ama iktisadi alanı politik tercihle düzeltemezsiniz. Burada böyle bir açık kapı var, bunu yapabilirsiniz. Bir de eskiden olduğu gibi AKP kolaylıkla bir demokratik durum vaat edebilirdi. Bu sizin politik manevralarınıza, politik kararlarınıza bağlı. Biraz demokrasi olsun derseniz olabilir, olmasın derseniz de engelleyebilirsiniz.

O açıdan düşünülüp tartışılıp verilebilecek bir vaat olarak ne düşünülmüştür? Kürt meselesinin çözülmesi. Bu da Türkiye’deki demokrasi sorunu anlamındaki en başta gelen konu. Bu ne demektir? ‘Bir demokrasi vaat ediyoruz size. En azından Kürt halkının uğradığı haksızlıklar dikkate alınmış olacak’ diyorsunuz. Yani verilmek istenen mesaj, müjde, vaat budur. Ama bununda ölçülü olması, çok dikkat edilmesi gerektiği yönünde davranmak istemişlerdir ve öyle yapıyorlar. Ama ekonomi alanında buna şansları yok. O nedenle buna da yönelmiş olmaları normaldir, demek istiyorum” dedi.

‘AKP, CHP’NİN MASADAN KALKMASINI İSTİYOR’

AKP’nin CHP’yi masadan kaldırmak istediğini ve bunu süreci akamete uğratma çabasının bir ürünü olarak gördüğünü söyleyen Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ayak sürümelerinden ve akamete uğratma çabalarından en başta geleni o. CHP’ye sürekli müdahale yaparak, CHP’nin illallah etmesini sağmaya çalışıyor ve ‘Biz bıktık, bize böyle müdahaleler olamaz; böyle müdahaleler olurken, böyle anti-demokratik bir tablo söz konusu iken, bizim bu komisyonda bulunmamız anlamsızdır’ deyip çekilmesini sağlamaya çalışıyor.

CHP, aşağı yukarı yüzde 35-40’lar civarında oy alan, en yüksek oy alan parti durumuna geldi. Onun komisyondan çekilmiş olması, komisyona çok büyük zarar verir. Öyle bir durumda da zararı ne görür? Bu yeni süreç, Kürt meselesinin çözülmesi manasındaki yeni süreç zarar görür. Bence AKP’nin kafasındaki şey bu: ‘Bakınız, CHP çekildi, komisyonunda fazla bir anlamı yok, bu süreç de akamete uğrasın’ diye davranabilir. Ama bunun da maliyetleri olacaktır. O açıdan hiçbir şey kolay değil.”

‘KÜRT MESELESİ VARDIR DENİLMESİYLE, ÖCALAN’IN GÖRÜŞ BELİRTİR HALE GELMESİYLE, TOPLUMSAL HAREKET YÜKSELDİ’

AKP’nin geçmiş çözüm sürecinde yaşananları değerlendirdiğini ve buna göre hareket ettiğini söyleyen Öztürk, bu süreçte bile ‘Kürt meselesi vardır, bir konuşalım’ denildiğinde genel toplumsal harekette bir yükselme olduğuna dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yani bunu da şöyle söyleyeyim, ilk söylediğim teze bağlı olarak ki aslında o kendini yine göstermiş oldu. Önceki çözüm sürecinde neler olmuştu? HDP yüzde 13 oy alabilmişti, Gezi süreci ortaya çıkabilmişti ve AKP tek başına hükümet olabilme durumundan düşmüştü. Dikkat edilirse, daha bu yeni çözüm sürecini konuşuyor olduğumuzda, Abdullah Öcalan görüş belirtebilir denilmeye başlandığı aşamada, ‘Bir Kürt meselesi vardır, bir konuşalım, komisyon kurulsun’ denilmeye başlandığında genel toplumsal hareket de bugüne kadar görülmediği düzeyde yükseldi. Bunu sadece Özgür Özel’in başarısı olarak görmemek lazım, bir nesnellik olarak görmek lazım.

Bir taraftan bir müdahale oldu, CHP’ye bir sıkıştırma operasyonu yapıldı ama buna tepki olarak da -toplumsal, siyasal- her yerde miting yapabilir hale geldi CHP. Her yerde direnebilir hale geldi. Siyasette, Kılıçdaroğlu çizgisinin çok ötesinde bir oynama ve hareket etme kapasitesine kavuştu. Bu da bir zamanlar nasıl Gezi'deki toplumsal hareketten memnun oluyorsak, memnun olabileceğimiz türde bir hareketliliğe dönüştü. Aslına bakarsanız, AKP’nin korktuğu şey döndü dolaştı yine başına geldi. Karşısında şu anda yüzde 40 civarında oylara doğru oynayan bir CHP var ve bunu çok sıkı politik hareketlerle yapmış durumda. Her gün sahnede olarak, her gün eylem, her gün miting yaparak, her gün rest çekerek yapmış durumda. Sadece salı günleri konuşarak değil.”

‘SOSYALİSTLER BU SÜRECİ OLUMLU KARŞILAMALIDIR’

Sosyalistlerin Kürt halkının haklarını savunması gerektiğini dile getiren Öztürk, çok fazla şüpheci yaklaşımın olmaması gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

“Sosyalistler, Kürt Hareketi kadar bu konuya odaklanmış vaziyette değiller. Alışkanlıkları bu konuda zayıf, ama üzerine eğildiğimizde çok iyi sonuçlar çıkarabiliriz. Bir kere, konuyu tekrar konuşuyoruz. Kürt meselesinin çözülmesi anlamında bir komisyon oluşuyor, tartışmalar oluyor, bir düzeyde önü açılıyor. Bu olumlu kabul edilmelidir. Olumsuz kabul etme, çok fazla şüphe belirtme tutumuna karşı söylüyorum bunu.

Bizim, genel olarak demokrasiyi savunan, Kürt halkının haklarını savunan insanlar olarak, ‘Biz böyle görüşmelerde yokuz’ deme şansımız bulunmuyor. Denilemez de böyle bir şey. O nedenle, ‘evet konuşalım, masaya oturalım’ dediğimizde de buna odaklanmamız gerekir. Bunun konuşulabildiği, komisyonun parlamentoda olabildiği ve en sonunda -şu ana kadar bu yapılmadı ama- belirgin bir olumlu sonucun doğduğu koşullarda çok iyi bir noktaya geliriz.

Diyelim ki, Abdullah Öcalan’ın genele politik görüşlerini söyleyecek ortamın ortaya çıkabilmesi, Demirtaş’ın ve diğer tutuklu insanların serbest bırakılıyor olmaları, kayyum politikasından tamamen geri çekiliyor olmak ve kayyum atanmış belediyelerde seçilmiş belediye başkanlarının geri gelmesi… Bunlardan bir tanesi bile olmuş olsa, bu sürecin sabitleştirilmesine, yani geri dönülmez olmasına çok büyük hizmet eder. Şu anda onlardan hiçbirini yapmadılar, bekliyorlar ama bir tanesi bile olduğunda çok büyük bir değişim ortaya çıkar diye düşünüyorum. O açıdan sosyalistler bunu olumlu karşılamalıdırlar. CHP’nin komisyon içerisinde olması gerektiğini savunmalılar; kendileri de o komisyon içerisinde olmalılar.

Kürt halkının hakları ne kadar alınabiliyorsa bunun için çaba göstermeliler. Burada da bence bir bölümlendirme yapmak lazım. Hazır bunu yapmış iken, genelde de bütün demokrasi sorunları çözülmelidir; evet, ideal olarak böyledir. Ama eğer bu olmadıysa, Kürt halkının bazı temel haklarının alınmış olması ya da demin saydığım iyileştirme maddelerinden birinin hayata geçmesi bile demokrasiyi savunanlar cenahı için büyük bir başarıdır. Çünkü bir tanesinin bile olması süreci geri dönülmez hale getirecektir. Biz de bu sürecin geri dönülmez halde olmasını isteriz.”

‘SÜREÇ AKAMETE UĞRARSA SONUÇLARI KÖTÜ OLUR ANCAK BÜYÜK BİR MÜCADELE ALANI DA TEKRAR ÇIKAR’

Sürecin akamete uğraması durumunda da Kürt halkının siyasal alanda çok şeyler yapacağını belirten Öztürk, son olarak şunları söyledi:

“Bütün bunlara bağlı olarak, bu iş böyle olmazsa, bu kolay bir olay değil. Ortadoğu’daki en büyük sorun bu. Kürt halkı çok büyük bir nüfus ve politize olmuş bir halk; kendi örgütlenmelerini, kendi itiraz süreçlerini yaratabilmiş bir halk, bunu ortaya koyacaktır.

Biz siyasal alanda önümüzdeki günlerde çok şeyler yapalım, hukuki alanda çok şeyler yapalım diyoruz ya; Kürt halkı siyasal alanda deneyimsiz bir halk değil. Siyasal alanda da çok şey yapar, dünya çapında bu meseleyi anlatır duruma gelir. Neden? Çünkü devletin bu son girişimiyle ve AKP’nin kabul edişiyle Kürt meselesinin varlığı çok netleşti. Bunu tekrar inkâr ediyoruz bölümüne geçemezler.

Şöyle söyleyeyim: MHP’nin kendisi, Öcalan ile görüşülmesi için komisyondan bir heyet oluşturulması gerektiğini söyledi. Bunu bir sosyalist parti söylemedi, DEM Parti’de söylemedi. Bunu MHP söyledi.

Bu açıdan, bu söylenmişken, bütün bunları konuşarak halledelim denmişken, böyle bir tarihsel ittifakı hayata geçirelim denmişken, ‘Bundan biz vazgeçiyoruz’ denildiğinde, AKP şahsında, devlet şahsında söylüyorum, bunun bize sonuçları kötü olur ama büyük bir mücadele alanı da tekrar ortaya çıkar.”