Bir yılı aşkın süredir devam eden Kürt sorununun demokratik çözümüne yönelik tartışmalar, kamuoyunun ve siyasi gündemin öncelikli konularından biri olmaya devam ediyor. Bu çerçevede atılan adımlar ve yürütülen görüşmeler hem iç siyaset hem de toplumsal barış açısından belirleyici öneme sahip. Barış sürecinin merkezinde ise Önder Apo’nun vurguladığı üç temel kavram var: Demokratik toplum, barış ve entegrasyon. Özellikle 'demokratik entegrasyon' kavramı, sürece dair güncel tartışmalara yön veriyor.
Demokratik entegrasyona ilişkin ANF'ye konuşan Av. Muharrem Şahin, Entegrasyon tartışmalarının dar ve tek boyutlu ele alınmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Meselenin tarihsel, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirilmesi gerekiyor. Dünya genelinde örnekleri var. Entegrasyon süreci, özellikle Fransız İhtilali sonrasında milliyetçilikle birlikte yaygınlaştı. Asıl tartışılması gereken nokta entegrasyonun niteliğidir. Ekonomik mi, siyasal mı, yoksa ideolojik bir entegrasyondan mı söz ediyoruz?
Sayın Abdullah Öcalan’ın özellikle vurguladığı temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Bu, son derece önemli bir ayrımdır. Türkiye’de demokratik bir toplumun inşası için öncelikle kapsamlı bir toplumsal uzlaşının sağlanması gereklidir. Bu uzlaşının; kültürel, sosyal, siyasal ve ekonomik tüm farklılıkları gözeten bir anlayışla ele alınması gerekir. Toplumun tüm bileşenlerini kapsayan bir uzlaşı olmadan demokratikleşmeden söz etmek mümkün değildir.
Türkiye’de cumhuriyetin kuruluşundan bu yana katı bir ulus-devlet anlayışı hakim. Tek sınır, tek dil ve tek inanç eksenli bir entegrasyon anlayışı uygulanmaya çalışıldı. Ancak bu yaklaşım demokratik bir entegrasyon değildir. Aksine, toplumu daraltan, gerileten ve demokrasiden uzaklaştıran bir modeldir. Cumhuriyet sonrası dönemde benimsenen bu tekçi anlayış, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki temel engellerden biri olmaya devam ediyor.”
‘DEMOKRATİK GEÇİŞ YASALARI HAYATA GEÇİRİLMELİ’
Demokratik entegrasyonun ilk adımının demokratik geçiş yasaları olduğunu vurgulayan Şahin, şöyle devam etti: “Sayın Abdullah Öcalan’ın topluma sunduğu demokratik çözüm perspektifi, gerçek ve güçlü bir barış sürecinin önünü açtı. Sayın Öcalan’ın ‘Demokratik Çözüm Deklarasyonu’nda ortaya koyduğu barış perspektifi, yalnızca bugünü değil, geleceği de şekillendirecek niteliktedir. Önümüzde, hayalleri süsleyecek kadar önemli bir barış süreci duruyor. Bu sürecin, somut ve acil adımlarla ilerletilmesi gerekiyor. Bu adımların başında da demokratik geçiş yasaları geliyor.
Bu yasalara geçiş yasaları ya da entegre yasalar da denilmektedir. Ancak şunu özellikle belirtmek gerekir ki herhangi bir yasal değişiklik yapılmadan da hayata geçirilebilecek acil uygulamalar bulunmaktadır. Örneğin, cezaevinde cezalarını infaz etmiş tutuklu ve hükümlü mahpusların durumları bunlardan biridir. Cezalarını fiilen tamamlamış olmalarına rağmen, birçok tutuklu ve hükümlü mahpus İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi kararlarıyla cezaevlerinde tutulmaya devam ediyor. Bu durumun çözümü için yeni bir yasal düzenlemeye dahi gerek yoktur. Acil ve derhal hayata geçirilebilecek bir uygulamadır.
Öncelikle bu sorunların çözülmesi gerekiyor. Bu adımlar atılmadan kültürel entegrasyonun sağlanması mümkün olmayacak. Kolay ve uygulanabilir olanlardan başlanmalı, ardından sürecin devamı getirilmelidir.
Entegrasyon meselesinin, Sayın Öcalan’ın da özellikle altını çizdiği gibi ‘demokratik entegrasyon’ temelinde ele alınması gereklidir. Bu yaklaşım, herkesin kendi diliyle, kendi kültürüyle bu toplumda var olmasını ve bu varlık halinin hukuk güvencesi altına alınmasını ifade eder. Bizim ısrarla söylediğimiz şey, toplumun demokrasiyle yönetilmesi ve elde edilen kazanımların hukuk zemininde güvence altına alınmasıdır.
Hukuk ve demokrasinin olmadığı bütün ülkelerde yıkımlar başlar. Bunun tek bir çözümü vardır: demokrasi ve hukuk. Bu ikisi olmadığı sürece toplumların kaçınılmaz olarak karşı karşıya kalacağı şey kaostur. Yanı başımızda duran Rojava pratiği, demokratik entegrasyonun en açık örneklerinden biridir. Sayın Öcalan’ın ‘Üçüncü Yol’ olarak tanımladığı paradigma tam da budur.”
‘BARIŞIN KAZANANI BÜTÜN HALKLAR OLACAK’
Türkiye’de bugüne kadar uygulanan entegrasyon anlayışının, dünyada neredeyse hiçbir örneğinin bulunmadığını belirten Şahin, şunları söyledi:
“Mevcut yaklaşımın yok sayma ve inkâr üzerine kurulmuştur. Türkiye’deki entegrasyon modeli, tamamıyla yok sayma ve inkâr esasına dayalıdır. Bunun dünyada bir örneği yoktur. Bundan çıkışın yolu, bu gerçeği kabul etmektir. Öncelikle bu hakikatle yüzleşmek gerekiyor. Ardından ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler ve demokratik gelişmeler inşa edilmelidir. Demokratik entegrasyon olmadan barışı sağlama olanağımız olmaz.
Bu sürecin gerçekleşmemesi için bekleyen ve bundan çıkarı olan birçok kesim bulunuyor. Sayın Öcalan, herkesin ileri sürdüğü gerekçeleri boşa çıkarmıştır. Örgütün feshedilmesi ve ardından sınır dışına çekilme koşullarının oluşturulmasıyla birlikte, Türkiye’nin ileri sürebileceği tüm gerekçeler de ortadan kalkmıştır. Mevcut olumsuz tablo büyük ölçüde aşılmıştır. Bu barışın kazananı sadece Kürtler olmayacak; Türkiye’de yaşayan herkes bu süreçten kazançlı çıkacaktır. Demokratik entegrasyon sayesinde yapısal sorunların tamamı ortadan kalkacaktır.”
‘SAYIN ÖCALAN’IN FİZİKİ ÖZGÜRLÜĞÜ SAĞLANMALI’
Entegrasyon sürecinin ilerleyebilmesi için Önder Apo’nun özgür koşullarda çalışması gerektiğine dikkat çeken Muharrem Şahin, “Sayın Öcalan’ın sunmuş olduğu çözüm perspektifinin, barış perspektifinin iyi bir şekilde anlatılması gerekiyor. Bunun tek yolu da Sayın Öcalan’ın herkesle iletişime geçebilecek koşullarının acil bir şekilde oluşturulması ve kendisinin bunu anlatmasıdır. Bunun için de fiziki olarak özgür olması gerekiyor. Bu sağlanmadan, barışın öncüsü ve aktörü olan bir kişinin halen cezaevinde tutuluyor olması, tartışılan barışı zorlaştıracaktır” diye belirtti.