19-22 Aralık 2000’de “Hayata dönüş” adı altında devletin 20 hapishaneye eşzamanlı yaptığı katliamın üzerinden 25 yıl geçti. 30 siyasi tutsağın katledildiği, çoğunun diri diri yakıldığı ve 300’e yakınının ağır yaralandığı katliamı gerçekleştiren 39 jandarmanın göstermelik olarak yargılandığı, emri verenlerin yıllarca korunduğu dava, 22 yıl sonra zamanaşımı kararıyla cezasız bırakıldı. 19 Aralık sabahı basılan hapishanelerden biri olan Adana Ceyhan Hapishanesi’nde düzenlenen saldırının tanığı olan Ali Şahmo, ANF’ye konuştu. Devrimci iradeyi teslim alma saldırısının Kuyu Tipi Hapishanelerle sürdüğünü hatırlatan Şahmo, kuyuculuk zihniyetiyle mücadelenin yolunun toplumsal muhalefeti güçlendirmekten geçtiğini kaydetti.
‘19 ARALIK KATLİAMININ PROVASINI 1998’DE YAŞADIK!’
19 Aralık’ta 20 hapishaneye devlet tarafından eşzamanlı düzenlenen saldırıların hedeflerinden biri Adana’daki Ceyhan Hapishanesiydi. Sabah henüz şafak sökmeden jandarmaların “Allah Allah” sesleriyle uyandıklarını anlatan TKP/ ML davası tutsaklarından Ali Şahmo, aynı hapishanede 19 Aralık Katliamının bir provasını 1998 yılında yaşadıkları için saldırıya hazırlıklı olduklarına dikkat çekti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun başlangıcı olan, Suriye’yi terk etmeye zorlandığı süreçte yaşanan bu katliam provasını Ali Şahmo şöyle anlattı. “1998'de Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkarılması döneminde bize bir operasyon yapıldı. O dönemde Ceyhan Hapishanesi’nde üç siyasi koğuş vardı. Bu koğuşlardan E -3 ve E-4 koğuşlarında karışık sosyalist gruplar birlikte kalıyorduk. E-4’te tünel kazıldığı ortaya çıktıktan sonra önce o koğuşu boşalttılar, birkaç gün sonra da saldırdılar. Saldırıyı düzenleyenler yine jandarmalardı. Hepimizin kaldığı koğuşumuzu dağıtıp bizi hücrelere götürmek istiyorlardı. Biz tabii ki direndik, hemen barikat kurduk. O sabah camlardan gaz bombalarıyla, sinir gazlarıyla saldırarak bizi teker teker zorla hücrelere götürdüler. Jandarma ve gardiyanlar tarafından demir çubuklarla ve coplarla darp edildiğim için başımdan yaralanmıştım, kolum kırılmıştı. Baygın bir biçimde hastaneye kaldırıldım. Bu saldırı 19 Aralık Katliamı’nın bir provasıydı. O dönem hapishane idaresi avukat görüş hakkımız gibi bir takım haklarımızı gasp etmeye çalışmıştı. Bunu kabul etmediğimiz için tünel bahane edilerek bize saldırdılar ve hücre denemesi yaptılar.”
‘7 SAAT DİRENDİK; ÖLDÜK ÖLDÜK, DİRİLDİK!’
Hücre uygulamasına karşı genel bir direniş başlayınca hapishane idaresinin geri adım atmak zorunda kaldığını belirten Şahmo, onarılan koğuşlarına geri döndüklerini dile getirdi. Tam 2 yıl sonra, 2000’de daha organize bir saldırıyla karşı karşıya kaldıklarını vurgulayan Şahmo, “Zaten beklenen bir saldırıydı. Dev- Sol, TKP/ (ML) TİKB’den 11 siyasi tutsak F Tipi Hapishanelere karşı ölüm orucuna başlamışlardı. Koğuşlarımız yan yanaydı, ama aynı maltaya çıkıyorduk. Ve ölüm orucunu bahane ederek saldırı hazırlığında olduklarını biliyorduk. Gerilimli bir ortam hakimdi. Her gece koğuşlarda nöbet tutan arkadaşlarımız vardı. 19 Aralık sabah 05.30’da nöbet tutan arkadaşlarımızın haber vermesiyle kalktık. Hemen barikatları kurduk. Jandarma ‘Allah Allah’, ‘Teslim olun’ diye bağırarak saldırıya geçti. Saldırı sabah 05.30’dan akşam 18.00-19.00’a kadar sürdü. Biz koğuşta gaz bombalarıyla, tazyikli suyla, sinir gazlarıyla adeta boğuştuk. 7 saat direndik; öldük öldük, dirildik. Gücümüz yettiği kadar mücadele ettik. Bir teğmen ve bir uzman çavuş arbede sırasında aramızda kaldı. Biz de onların gaz maskelerini çıkarıp, bize yaşattıklarını onlara da yaşattık. Hiç unutmam, ‘Komutanım bomba atmayın’ diye bağırıyorlardı. Daha sonra kepçelerle duvarları yıktılar. Çoğumuzu yarı baygın bir biçimde işkenceyle zorla dışarıya çıkardılar. Darp edilerek ters kelepçelendik. Kelepçeliyken bir asker gelip sol elimin iki parmağını çevirerek keyfi bir biçimde kırdı. Sonra hastanelere götürüldük. Orada saatimi de çaldılar. PKK davasında tutsak olan bir arkadaşın bana hediye ettiği bir saatti ve alçı yapmadan önce doktor onu çıkarmamı istemişti. Sabah kalktığımda çekmeceye koyduğum saatimin çalındığını fark edince hiç unutmam, Ahmet Arif’in ‘Tespihimi, tabakamı alıp gittiler. Hepsi de armağandı Acemelinden’ dizileri aklıma gelmişti” dedi.
‘CEYHAN F TİPİ’NDE ÖLÜM ORUCUNA BAŞLADIM’
Hastaneden çıktıktan sonra apar topar yarı inşaat halindeki Ceyhan F Tipi Hapishanesi’ne götürülen Şahmo, hapishane girişinde çıplak arama dayatmasına karşı direndiklerini ve karga tulumba hücrelere konulduklarını anlattı. Başta hücrede üç kişi kaldıklarını ancak Rahşan affıyla iki arkadaşının tahliye edildiğini belirten Şahmo, daha sonra ölüm orucuna başlayınca tek kişilik hücreye konulduğunu ve orada 1,5 yıl kaldığını aktardı. Ölüm orucumun 218. gününde 33 kiloya düştüğümde zorla hastaneye kaldırıldığını anlatan Şahmo, zorla müdahale dayatmasını kabul etmediğini ve yaklaşık 1,5 ay sonra sağlık sorunlarından ötürü tahliye edildiğini dile getirdi.
‘KATLİAMI YAPANLAR YERİNE BİZ YARGILANDIK!’
19 Aralık Katliamı davasının zamanaşımına uğratılmasına şaşırmadığını ifade eden Şahmo, “Katliamı yapanlar yerine biz yargılandık. F Tipi’nde tecrit nedeniyle arkadaşlarımızla iletişim kuramıyorduk ve hücrelere sesimizi duyurmak amacıyla sırf mazgalın camını kırdığımız için yıllarca yargılandık. Dava zamanaşımından düştüğünde Yargıtay, ‘Cam kırmanın devlete karşı işlenmiş bir suç olduğuna ve devlete karşı işlenen suçta zamanaşımı olamayacağına’ hükmetti ve zamanaşımına itiraz etti. O yüzden dava devam etti. Hapishanelerde yapılan katliam yerine devletin 1 liralık malı için dava açan bir anlayıştan başka bir şey beklenmezdi. Gelinen noktada yargı diye bir şey de kalmadığı için verilen zamanaşımı kararına şaşırmadım. Çünkü şimdiki yargı pratiği 12 Eylül faşizmini bile geride bıraktı. Eskiden aldığın cezayı yattıktan sonra özgürlüğüne kavuşabiliyordun. Ama şimdi hapishanelerde oluşturulan İdare ve Gözlem Kurulları tarafından biten infazlar da keyfi bir biçimde yakılıyor. Eğer sen geçmişine ihanet içinde değilsen hukuksuz bir biçimde cezan uzatılıyor. Bu kurullar adeta Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin (DGM) işlevini görüyor. Hatta DGM’leri aratır bir pozisyondalar” diye tepki gösterdi.
‘SİSTEMİN KARŞISINA BİRLİKTE ÇIKMA İMKANLARINI YARATMAK GEREKİYOR’
Devrimci iradeyi teslim alma saldırısının bugün Kuyu Tipi Hapishanelerle sürdüğüne işaret eden Şahmo, güneşin görülemediği, havanın solunamadığı, insan yüzüne hasret kalındığı bu hapishanelerle mutlak tecridin resmileştirilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Bu kuyucu zihniyetin Osmanlı döneminden beri olduğunu anlatan Şahmo, “Osmanlı döneminde Kuyucu Murad Paşa vardı. Bu lakabını devlet otoritesine karşı mücadele eden insanları kuyulara atmasından dolayı almıştı. Devlette devamlılık esastır dedikleri de bu olsa gerek. Kuyucu Murad’ın zihniyeti bugün Kuyu Tipi Hapishanelerde yaşatılıyor” dedi. Özellikle toplumsal muhalefetin zayıfladığı dönemlerde kazanılmış haklara dönük saldırıların da arttığını hatırlatan Şahmo, bu zihniyete karşı mücadelenin yolunun toplumsal muhalefeti güçlendirmekten geçtiğini kaydederek, “Geçmişteki yanlış pratikleri sorgulamak gerekiyor. Ortak paydalarımızı öne çıkarmadıktan sonra ciddi bir toplumsal muhalefeti öremeyiz. Bu ortak paydaları öne çıkarmak için de öncelikle topluma önderlik ettiğini iddia eden güçlerin kendi aralarındaki küçük grup menfaatlerini terk edip, toplumun genel menfaatlerini ön plana çıkararak bir mücadele perspektifiyle hareket etmesi lazım. Sistemin karşısına birlikte çıkma imkanlarını yaratmak gerekiyor” vurgusunda bulundu.