Mücadele arkadaşı Cemal Şerik, 25 Eylül 2019’da şehit düşen PKK’nin önder kadrolarından Rıza Altun’u anarken, onun devrimciliğini, Kürdistan ve Türkiye halklarının devrimciliği olarak, bütünlüklü olarak ele almak gerektiğini vurguladı. “Bütünlüklü olarak ele almazsak, ondaki sosyalist bilincin, devrimci bilincin, Apocu düşünce yapısının ne anlama geldiğini çözümleyemeyiz, doğru anlamlandıramayız” dedi.
Cemal Şerik’in, Şehit Rıza Altun hakkındaki değerlendirmeleri şöyle:
“Öncelikle, şehadetleri şehitler ayında açıklanan Fuat ve Rıza arkadaşları saygıyla anmak isterim. Bu vesileyle tüm devrim şehitlerimizi de anıyorum. Fuat ve Rıza arkadaşın şehadetlerinin ilanı, anlamlı bir süreçte yapıldı. Apocu hareketin içinde bulunduğu süreç; Fuat ve Rıza arkadaşların, Apocu hareketin ilk ortaya çıkışından itibaren Önderliğe yapmış oldukları yol arkadaşlığı, böylesi bir süreçte arkadaşların şehadetlerinin ilan edilmesini çok daha anlamlı bir hale getirdi.
Fuat ve Rıza arkadaşın şehadetine ilişkin belirtecek, her iki arkadaşa dair anlatılacak çok şey var. Genel özelliklerini, genel belirlemeleri anlatmak bu arkadaşları anlatmaya yetmiyor. Bu özelliklerle birlikte mücadele içerisinde oynamış oldukları rol var. O yolda soluksuz bir yürüyüş var. O yolda yürürken yaşadıkları var. Bunlarla birlikte Rıza ve Fuat arkadaşı anlatmak gerekiyor. Onları bu yönleriyle tarihe mal etmek, tarih içerisinde sürekli yaşatmak gerekiyor.
Nasıl ki Fuat arkadaşın kaybı sadece Apocu hareket, Apocu militanlar için değil; herkes için büyük bir boşluk yaratmış, şehadeti büyük bir anlam ifade etmişse, Rıza arkadaş da aynı şekildeydi. Apocu hareket dışında da devrimcilikte iddialı, kararlı olanlar açısından şehadeti büyük bir boşluk yarattı, büyük bir anlam ifade etti.
İnanıyorum ki Rıza arkadaşın şehadetini duyduktan sonra bizim yaşamış olduğumuz o duyguyu, dışımızda olan birçok örgütün militanları, kadroları, Rıza arkadaşı tanıyanlar da yaşamıştır. Hem pratik mücadele sahasında öyle olmuştur, hem zindanlarda öyle olmuştur; dağdaki duruşu ve mücadelesiyle öyle olmuştur. Çeşitli alanlarda mücadele yürüttü, diplomasi mücadelesi yürüttü. O mücadele alanlarında Rıza arkadaşı tanıyanlar açısında da şehadeti böyle bir anlam ifade etmiştir.
Rıza arkadaşı böylesine anlamlı kılan yönleri, özellikleri vardı. Bu özellikler, Rıza arkadaşın şekillenmesiyle, büyüdüğü ortamla yakından alakalıydı. Rıza arkadaşı Apocu hareketle tanıştıran, Apocu hareket içerisinde yürümesini, yer almasını sağlayan da onun o özellikleriydi.
Rıza arkadaşı tanıdığım ilk süreçte bende yarattığı izlenim sıradan değildi; vasat bir duruşa sahip değildi. Hem devrimci mücadele içerisindeki duruşu öyleydi hem de Tuzluçayır’daki duruşu öyleydi. Daha sonra da annesini, Hatice Anayı tanıdım. Yakın akrabaları hakkında epey bilgi sahibi olma imkanına kavuştum. Hatice Anayı tanıyınca, yakın akraba ve çevre hakkında belli oranda bilgi edinince, Rıza arkadaşın özelliklerini nerden aldığını kavramam zor olmadı.
Rıza arkadaşın şekillenmesinde Hatice Ananın çok etkisi vardı. Hatice Ana sadece çocuklarına bakan, onları büyüten bir ana değildi; sonuna kadar sahip çıkan bir anaydı. Onların mücadelesini sahiplenen, üstlenen bir anaydı. Haksızlığa karşı tahammülü olmayan bir anaydı. Haksızlığın sadece kendisine yapılması neden değildi, haksızlığa başkaldırmasında. Çevresinde herhangi bir haksızlık yaşanıyorsa ona karşı da başkaldıran bir anaydı. O açıdan, bulunduğu yerde ve çevrede herkes üzerinde saygı uyandıran bir anaydı. Haksızlık görmüşse ona karşı mücadele ediyor, başkaldırıyordu. Bunların hepsi, Rıza arkadaşta da olan özelliklerdi.
‘12 MART TUZLUÇAYIR’IN HAVASINI DEĞİŞTİRDİ’
Heval Rıza, henüz devrimci mücadele içerisinde aktif değilken bile etrafında arkadaş grubunu toplayan, kendini onlara kabul ettiren, onları yönlendiren, onlara sahip çıkan, güven veren bir konumdaydı. Bu, örgütçü özelliğinin nasıl geliştiğini ortaya koyuyor.
Tuzluçayır’ın şöyle bir konumu vardı: Devrimcilerle 60’lı yılların sonlarına doğru, 12 Mart döneminden önceki süreçte tanışan bir bölgeydi. Devrimcilerin gidip geldiği bir mahalleydi. Hüseyin İnan o mahallede kalıyor, İbrahim Kaypakkaya’nın ailesi o mahallede oturuyordu. İbrahim Kaypakkaya ve Hüseyin İnan dışında da mahalleye gelip kalan devrimciler olmuştu. Onların etkiledikleri kişiler olmuştu. 12 Mart herkesi etkiledi. Çocukları, ergenlik çağında olanları, gençliğe adım atanları da etkiledi. İşi gücü olan, evli barklı kadın-erkek olsun herkesi etkiledi.
Bu etkilenme, o süreçte Tuzluçayır’ın havasını değiştirdi. Değişen hava, o zamana kadar olan ilişkileri de değiştirdi. Mahalledeki çocukluk arkadaşları yönlerini devrimci mücadeleye çevirdi; Deniz Gezmiş’e, Mahir Çayan’a, Hüseyin Cevahir’e çevirdiler. O zamanlar adı duyulan, gazetelerde haber olan, radyolarda sürekli konuşulan o devrimci önderlere yönlerini çevirdiler.
O süreçte Tuzluçayır’da yaşanan bu etkilenme, Rıza arkadaş için de geçerli oldu. 12 Mart’tan sonra devrimci mücadele, Denizlerin, Mahirlerin anısına çok daha fazla sahiplenildi. Mahir Çayan Kızıldere’de katledildi; Deniz, Yusuf, Hüseyin Ankara’da idam edildiler. Öncesinde Sinanlar Nurhak’ta şehit düştü. Daha sonra İbrahim Kaypakkaya Dersim’de yakalandı, Amed’de işkenceyle katledildi.
Onların anısına sahip çıkan, onların yolundan yürüyen bir devrimci potansiyel ortaya çıktı. Bunların herhangi bir örgütle de ilişkileri yoktu ama şu veya bu şekilde temas etme olanakları vardı. Devrimci gruplar oluşturmuşlardı ve o gruplar mücadele de ediyorlardı. Özellikle devrimci mücadelenin gelişmeye başladığı süreçte faşistlerde örgütlenmeye başladı. Ancak Tuzluçayır’a giremediler. Tuzluçayır’ın sosyolojik yapısı ve kültürel dokusu buna imkan tanımadı. Denizlerden, Mahirlerden etkilenme düzeyi, onlara karşı bir duruş içerisinde olmaya neden oldu.
En azılı, en uç noktada bulunan faşist örgütlenme MHP’ydi. Sadece MHP değil, sağ olarak bilinen partiler de o süreçte Tuzluçayır’a giremedi. O devrimci potansiyel, sol içerisinde yerini aldı. Ama hiç kimse onlara ‘şunu yapın, bunu yapın’ demedi; onlar kendileri yapmaya başladı.
Faşistler, Tuzluçayır’ın etrafını kuşatarak oradaki devrimcilerin varlığını olanaksız hale getirmek istedi ama devrimciler onlara karşı mücadele etti. O mücadelede öncülük edenler öne çıktı, ismen tanınmaya başladı. Rıza arkadaş da bunlardan biriydi. Birçok arkadaş heval Rıza’yı fiziki olarak tanımıyordu ama o mücadeledeki yeriyle, oynamış olduğu rolle ismen tanıyor, hakkında anlatılanları biliyordu.
‘RIZA ARKADAŞ, TOPARLAYAN VE YÖNLENDİREN ÖZELLİKLERE SAHİPTİ’
Rıza arkadaş, Tuzluçayır’daki mücadelede en önde olanlardandı. Daha çok THKO’ya sempati duyuyordu. Bunda da Hüseyin İnan’ın Tuzluçayır’da vurulmasının rolü vardı. THKO’nun, gerillacılığı başlatmak için ilk dağa çıkan hareket olmasının yönü vardı. Denizlerin yaratmış olduğu etki vardı.
Böyle bir süreçte Kemal arkadaş Tuzluçayır’a gidip gelmeye başladı. Kemal arkadaşın devrimci mücadeledeki duruşu ve özellikleri, Tuzluçayır’daki o grubun özellikleri örtüşüyordu. Kemal arkadaş da o grupla ilişkilendi. O gruba düşüncelerini anlattı, kabul ettirmek istedi ve birlikte o düşünceler etrafında çalışmak için bir çabası oldu. Ama ‘böyle olursa birlikte mücadele ederiz’ demedi. Mücadele içerisinde kendisini kabul ettirdi, benimsetti ve o devrimcilerin mücadelenin izinden gitmesini sağladı.
Kemal arkadaş, ‘Apocu harekete katıldınız mı?’ demeden, o mücadele içerisinde zaten herkes Apocu olmuştu. Bu, Kemal arkadaşın tarzıyla olan bir sonuçtu. Apocu hareket ile o zaman tanışma oldu; fakat önceden de Apocu hareketi tanıyanlar vardı. Mesela Tuzluçayır’da Apocuları ilk tanıyan ve ilişkilenen Ali Doğan Yıldırım arkadaştı. Apocu hareketin ilk şehididir; onu da saygıyla, minnetle anıyorum. O da Tuzluçayır’da tanınan bir arkadaştı.
Heval Rıza ile çok ortak özellikleri vardı. Zaten bu ortak özellikleri nedeniyle o grupla birlikte hareket ediyordu. Fakat o grupla hareket etmesine rağmen Ali Doğan arkadaş, Apocularla ilişki kurduğunu söylememişti; bilinmiyordu ilişkisi. Ankara’da yapılan bir gösteriye polis saldırmış, çatışma çıkmıştı ve üç arkadaş yaralanmıştı. Yaralananlar arasında Ali Doğan da vardı. Böyle bir süreç, Ali Doğan arkadaşı Apocuları tanımaya götürmüştü.
Devrimci grup çalışmaları içerisinde Rıza arkadaşın özellikleri ortaya çıkıyordu. Toparlayan, yönlendiren, aynı zamanda okuyan ve öğrenen bir arkadaştı. Mesela Rıza arkadaş orta öğrenimi sonuna kadar okumamıştı; ama onu tanıyanlar, onunla konuşanlar, tartışanlar çoğu zaman onun bir üniversite mezunu ya da üniversite öğrencisi olduğuna ilişkin izlenimler edinirdi. Hatta bazıları Rıza arkadaşa ‘Hangi okulda okuyorsun?’ diye soruyordu.
Rıza arkadaş ise ‘Ben okumamışım; bu bildiklerim, öğrendiklerim, gelişen özelliklerim hep bu mücadele içerisinde açığa çıktı’ diyordu. Rıza arkadaştaki o bilinçlenme, o aydınlanma onu çok daha ileri bir düzeye taşıyan örgütlenme çalışmaları içerisinde ortaya çıktı. Çünkü bir yanda devrimci olma iddian var, diğer tarafta farklı örgütler var. Onlar karşısında eşit mesafede duruyor, ‘Araştıracağım, inceleyeceğim, bunun sonunda hangi sonuca ulaşacağım? Örgütlerin pratikleri, mücadeleleri var, onlara bakacağım; ondan sonra tercihimi yapacağım’ diyorsun.
‘PARTİ DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKARDI’
Böylesi iddialı bir konuşma, öylesi bir iddianın içinin doldurulmasını da gerektirir. Rıza arkadaş, o iddianın içini doldurarak konuşuyordu. Bu iddianın içini doldurması, onu öğrenmeye, araştırmaya, tartışmaya sevk ediyordu. Okurken, öğrenirken, öğrendiklerini yanındakilerle paylaşmaya sevk ediyordu. Tabii bunu yaparken yalnız başına yapmıyor, yanındaki arkadaşlarla birlikte yapıyordu. Bunun tanıklarından biri de benim.
Heval Rıza, komple devrimciliği kendi şahsında temsil eden bir arkadaştı. Nerede ihtiyaç varsa oradaydı. Devrimciliğe Tuzluçayır’da başladı ama Türkiye’nin devrimcisidir, Kürdistan’ın devrimcisidir. Apocu hareketle tanışmadan önce Ankara’nın her yerindeki eylemlere, gösterilere, mitinglere katılıyordu. Faşistler bir yere saldırdığında, oranın savunulması için en önde gidenlerdendi.
Apocu hareketle tanıştıktan sonra Kürdistan’a gidişler başladı. Rıza arkadaş da Kürdistan’a ilk giden arkadaşlardandı. O zamanlar hangi alanlarda örgütleniyorsak, orada mücadele ediyordu. O açıdan Rıza arkadaş bir Apocuydu. Heval Rıza’nın komple devrimciliğini, Kürdistan ve Türkiye halklarının devrimciliği olarak, bütünlüklü olarak ele almak gerekir. Bütünlüklü olarak ele almazsak, ondaki sosyalist bilincin, devrimci bilincin, Apocu düşünce yapısının ne anlama geldiğini çözümleyemeyiz, doğru anlamlandıramayız.
O, eylemci ve örgütçü olduğu kadar işin teorisini bilen, ideolojik hakimiyeti olan bir arkadaştı. Bir tartışma yürütüleceği zaman, Rıza arkadaş ile tartışacakların sayısı çok azdı. Devrimcilik bir ülke ile sınırlı değil; yurtseverlik bir ülke ile sınırlı değil. Enternasyonalizmle bütünleşmeyen yurtseverlik olmaz, insanlıkla birleşmeyen devrimcilik olmaz. Rıza arkadaş, bunların hepsini bütünlüklü temsil ediyordu. Bulunduğu her yerde de devrimci mücadeleden kendisini sorumlu görüyor ve mücadelesini yürütüyordu.
Bununla birlikte, yaşamdaki değerleri sahiplenme özelliği de vardı. Silahla olan bağı, ilişkisi var. Mesela birilerinin silahla olan ilişkisi körü körüne bir bağlılık olabilir; ama Rıza arkadaştaki silaha olan bağlılık farklıydı. Seviyordu, doğru; yanında silahı olmazsa bir organı eksikmiş gibi hissediyordu. Rıza arkadaşı silahsız düşünemezsin; yatarken yanı başındaydı, yürürken üzerindeydi. Onu gören, üzerinde silahı olmazsa bile onu silahlı olarak düşünürdü.
Çünkü Rıza arkadaş silahsız düşünülemezdi; bu derece silaha yakın biriydi, ama silaha vermiş olduğu anlam farklıydı. Silahın bilinçli kullanılmasını istiyordu; bilinçli kullanılmazsa sahibine döner diyordu. Bilinçli kullanılan silaha da sonuna kadar sahip çıkıyordu. Silahı doğru kullanmayı öğretmeyi de seviyordu. Kendisiyle sınırlı olan bir silah tutkusu yoktu; amaçla bütünleşen silaha olan yakınlığını çevreye de yayan bir arkadaştı.
Parti değerlerine sahip çıkardı, korurdu ve boşa gitmesine müsaade etmezdi.
‘KENDİSİNİ GERİYE ÇEKECEK HİÇBİR ŞEYE MÜSAADE ETMEDİ’
Mesela mücadele yürütülürken insanların bazı ihtiyaçları varsa, o ihtiyaçların karşılanmasının bile doğru olmadığını savunuyordu; öyle bir düşüncesi vardı ve kendisi öyle bir şey yapmazdı. Partinin zaten maddi imkanları yoktu; çok sınırlıydı imkanlar. Bulunan imkanların da en gerekli anlarda kullanılması gerektiğini belirtiyordu. Rıza arkadaş buna sonuna kadar uyan ve gereklerini yerine getiren biriydi.
Apocu olduğu zaman, aile ilişkileri de Apocu hareketin ilişkileri haline geldi; akraba ilişkileri de öyleydi. Mücadele için seferber oluyordu; o nedenle akraba çevresinden birçok kişi Apocu harekete sempati duydu. Düşmanın, faşistlerin ise hep hedefi oldu. Düşman, polis, onu ele geçirmek için operasyonlar yaptı, evlerine baskınlar düzenledi, onu yakalayabilmek için çeşitli yöntemlere başvurdu; ancak başarılı olamadı. O açıdan duyarlılıkları ve refleksleri çok güçlüydü. O refleksler, düşman karşısında kolay hedef olmasını engelliyordu. Onu duyarlı ve reflekslerini güçlü hale getiren, mücadele içerisinde öne çıkan ve gelişen özellikleriydi.
Kendisini geriye çekecek hiçbir şeye müsaade etmedi. Amed’den Antep’e giderken trafik kazası yaşamıştı; bindiği otobüs kaza yapmış Rıza arkadaş da kötü yaralanmıştı. Yaralandıktan sonra arkadaşlar Ankara’ya getirdiler. Aranıyordu, polislerin eline geçmesine de müsaade etmedi arkadaşlar. Bir yerde uzun süre sırt üstü yattı; o şekilde ağır yaralanmış, kalçası kırılmıştı. Kalça kemiği de kırıldığı zaman kolay iyileşmiyor; aylarca hiç hareket etmeden yatakta kalması gerekiyor. Rıza arkadaş da aylarca yatakta kaldı ama ona rağmen hepimiz için moral kaynağı, güç kaynağıydı. Bazı sorunlar olduğunda gidip tartıştığımız, görüşünü aldığımız bir arkadaştı. Yani kendisini mücadeleden çekmedi; görev ve sorumluluklarını yerine getirmenin arayışı içerisinde oldu.
İyileşti ve ayağa kalktı; hepimizi şaşırttı. Rıza arkadaş daha yatakta yatıyordu, iyileşmemişti. Ben cezaevine girdim; birkaç ay kaldım ve çıktığımda Rıza arkadaş yürüyordu, koşuyordu. Kimse, öylesine büyük bir kaza yaşamış biri olduğuna inanamazdı.
Öyle erkenden ayağa kalktı ve pratik sahada yer aldı. Kaldığı yerden devam etti. O zaman partileşme süreci vardı; oluşan örgütlenme, askeri örgütlenme ve askeri konseyimiz vardı. Mesela partinin ilk askeri konseyinde yer alan üç arkadaştan biridir. Biri Karasungur arkadaştı, diğeri Rıza arkadaştı, öbürü de başka biriydi.
‘Kaza yaptım, ben biraz dinleneyim’ demedi, nerede kalmışsa oradan mücadeleye katıldı. Gitti, Hilvan’da yakalandı. Zindan süreci derken bugünlere kadar gelen bir mücadele… Gerilla olmak hepimizin ortak özlemiydi. Apocu hareketle ilk tanışan arkadaş grubu olarak hepimizin gözünde Kürdistan’a gitmek, gerilla olmak vardı. Cezaevinden çıktıktan sonra Rıza arkadaş da özlemini giderdi. Biz hâlâ cezaevindeydik ama Rıza arkadaş gerilla ile buluştu.
‘RIZA ARKADAŞ, YOLDAŞA YOLDAŞTI’
Zindan sürecinde de Rıza arkadaş örnek oldu. Sadece Apoculara değil, Apocular dışında da o süreçte işkence görenler ve zindanda bulunanlar için örnek oldu. Zindanların bir eğitim alanı haline getirilmesinde; direnişlerin, devrimci kimliğin korunmasında ve geliştirilmesinde; geliştirilen direnişler içerisinde Rıza arkadaşı gören, tanıyan ve bilenler, nasıl ki tutsak düşmeden önce en ön saflarda yer almış, önderlik ve öncü rolünü oynamışsa, zindanlarda ve işkencelerde de o rolünü oynamaya devam ettiğini gördü.
Dağa geldiğinde de aynı o şekilde devam etti. Tutsak düştüğünde zindanların devrimcisiydi; gerillaya geldiğinde onun devrimcisi oldu, diplomasi çalışmaları yürüttü onun devrimcisi oldu. Rıza arkadaşı bu yönleriyle bütünlüklü ele almak, yaşamı içinde değerlendirmek, yaşamı içerisinde görebilmek ve ona göre anlam vermek gerekiyor.
Rıza arkadaş, yoldaşını hiçbir şekilde yolda bırakan biri değildi; yoldaşına sonuna kadar sahip çıkan biriydi. Çatışmada da eylemde de zindan direnişlerinde de öyleydi; her yerde öyle biriydi. Derler ya, ‘yoldaşa yoldaş olmak’, Rıza arkadaş da yoldaşa yoldaştı gerçekten. Sahip çıkan, koruyan ve bir yoldaşının kendisini güvende hissedeceği özellikleri vardı. Rıza arkadaşın, yoldaşa yoldaş olmayı; tüm imkanlarını, aile ilişkileri dahil, kendisiyle birlikte tüm kardeşleri, annesi ve babası dahil her şeyini mücadele için seferber edebilmesi onun mücadele gerçekliğiydi. Rıza arkadaş oydu.
Bana ‘Rıza arkadaş kimdi?’ derlerse, Rıza arkadaş; yaşadıklarıyla, yaptıklarıyla, savunduklarıyla, inancı için gözünü budaktan esirgememesiyle, yapmayacağı hiçbir fedakarlığın olmamasıyla, inancı ve bağlılığıyla bütünlük oluşturan bir kişilikti; bir Apocuydu. Bir Apocu militanda olması gereken özellikleri kendi şahsında somutlaştıran bir arkadaştı. Rıza arkadaşı anarken, tüm yoldaşlarımızı anmış oluyoruz burada.
Tuzluçayır’da devrimcileşmesinde önemli rol oynadığı yoldaşlar vardı; Apoculaşmasında rol oynadığı yoldaşlar vardı. Kendisini eğiterek bir militan haline gelmesinde rol oynadığı arkadaşlar vardı; bunlardan şehit düşen arkadaşlar oldu. Bu arkadaşları da saygıyla anmak isterim.
İlk şehidimiz Ali Doğan yoldaştı. Ali Doğan yoldaştan başlayarak bahsettiğim şehitleri anmak gerekiyor: Şahin Kılavuz’u, İbrahim Bilgin’i, Asker Demir’i, Gürcan Özcan’ı, Haydar Altun’u (Kara Ömer) anmak gerekiyor. Daha sonra o mücadelenin takipçisi olan, mücadeleye katılan yoldaşlarımız oldu; genç yoldaşlardı, Cumali ve Doğan bu arkadaşlardandı. Yine, Rıza arkadaşla birlikte Apoculaşan Kemal Pir yoldaşın gerçek bir öğrencisi olan, ona layık olmak için mücadelenin tüm alanlarında üzerine düşen görev ve sorumluluklarını yerine getiren Doğan Kılıçkaya arkadaş var, onu da burada anmak gerekiyor.
‘ŞEHİTLERİN YOLUNDAN GİDEREK ONLARA LAYIK OLABİLİRİZ’
Aslında Rıza arkadaş, mücadelesiyle hepsini yaşattı, hepsini temsil etti. Ali Doğan yoldaşı temsil etti. Ali Doğan yoldaşla mücadele arkadaşıydı; çocukluğundan beri tanıdığı bir arkadaştı, birlikte birçok çalışmayı yürüttü, birçok çalışmada yer aldı. Rıza arkadaş, onun anısına sonuna kadar bağlı kaldı.
Haydar arkadaş, Rıza arkadaşın kardeşiydi; Haydar arkadaşı da sonuna kadar temsil etti. Onun mücadeleye katabileceği ne varsa, onların da sorumluluğunu üstlendi. Doğan Kılıçkaya arkadaş, Ali Doğan arkadaşla birlikte, Rıza arkadaşla birlikte, yine o süreçte mücadelemizin örgütlenmesinde önemli rol oynayan yoldaşlarla birlikteydi. Apocu hareketin orada gelişmesinde en fazla rol oynayandı. Rıza arkadaşla birçok yerde ve birçok eylemde bulunan bir arkadaştı.
Rıza arkadaş, Doğan Kılıçkaya arkadaşı kendisinde yaşattı. İlişkileri çok daha farklıydı; yemeleri-içmeleri bir olan arkadaşlardı. Onun boşluğunu hep yaşadı, hissetti de. Boşluğunu hissetmekten daha çok, onun görev ve sorumluluklarını üstlenen bir yoldaş olarak çalıştı.
Gürcan yoldaşı unutmadı, İbrahim Bilgin yoldaşı unutmadı. Mücadeleye katıldıktan sonra, uzun süre mücadelede görev ve sorumluluklarını yerine getiremeden, yapabilecekleri çok şeyleri vardı. Rıza arkadaşın yeğenleri oluyor Cumali ile Doğan arkadaş. Onların şehadetlerini, onların sorumluluklarını her zaman yaşadı.
Yanında o kadar şehit düşen arkadaşlar oldu, bunların hepsine yoldaş oldu Rıza arkadaş. Yoldaşa nasıl yoldaş olunur, aslında Rıza arkadaşta somutlaştı. Anlatacak çok şey var; ama ona layık olmakla ancak bu mümkün olabilir. Önder Apo’nun yolunda yürüyerek, Rıza arkadaş ve tüm şehitlerimize layık olma sözünü veriyorum.”