Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite (TKP MK) eski üyesi Ömer Ağın, Ortadoğu’da yeniden şekillenen jeopolitik dengelere ilişkin yaptığı değerlendirmede, ABD, İran ve İsrail arasındaki ilişkilerin kalıcı bir uzlaşma üretmediğini, bunun yerine taktiksel ve değişken dengeler üzerinden sürdüğünü ifade etti. Ağın, bu süreçte Kürt Hareket’inin hem tarihsel birikimi hem de siyasi pozisyonu nedeniyle bölgesel denklemde önemli bir rol üstlendiğini kaydetti.
Ortadoğu'daki merkezi devletlerin, bölgedeki yeniden yapılanmaların ve benzeri konuların Kürtlerle olan ilişkisini, alışverişlerini ve diyaloglarını tam anlamıyla kavramak için iki önemli noktaya ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekilmesi gerektiğini belirten Ağın, şunları söyledi:
“Bunlardan ilki, şu andaki nesnel durum ışığında emperyalizmin, başta ABD olmak üzere kapitalist yoğunlaşmış sermaye birikimine sahip olan devletlerin Ortadoğu'ya yeniden nasıl bir nizam ve düzen vermek istediğini görmektir. Geçmişten farklı ya da geçmişi de içeren yeni şeyler yapmaya çalışırken ‘eski’ olan hangi şeyleri bırakıyorlar ve onun yerine neler koymaya çalışıyorlar? Bunu yakından takip etmek için emperyalizmin ve kapitalist devletlerin kendi içindeki yeni dönem içerisindeki çıkar çelişkilerinin ne olduğunu incelemek gerekiyor.
İkinci ve bizim açımızdan en önemli nokta ise Kürtlerin Ortadoğu'daki konumudur. Kürtler nedir? Bu soruyu herkes kendine soruyor, biz de kendimize soruyoruz. Politik mücadele içinde olan insanlar, hareketler, örgütler ve partiler de kendine soruyor. Birçok düşünür, parti lideri, halk önderleri bu konuda fikir söylüyor; ideolojik, politik ve yapısal konularda fikir ilan edip tahliller yapıyor. Elde ettikleri enformatif bilgiler ışığında geleceği yorumlamaya ve bu yorumlama ışığında da yaşamla buluşmaya çalışıyorlar.
Yani burada mesele, yaşamı sadece tanıma ve tanımlama meselesi değil; aynı zamanda var olan bu yaşamı yeni koşullarda nasıl değiştireceğimiz meselesidir.”
KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ HEP BARIŞÇIL VE DEMOKRATİK YÖNTEMLERLE SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNÜ ÖNERDİ’
“Bugün Marx'ın Feuerbach üzerine ünlü 11. tezinin bugünkü koşullarda yorumlanması konusunda herkes kendince değerlendirmeler yapıyor. Bunu en iyi yapan, bana göre en detaylı derinliklere kadar giden, belli varyantları ve mücadele tecrübelerini de dikkate alan dinamik Kürt Özgürlük Hareketi’dir” diyen Ağın, şöyle devam etti:
“Kürt toplumu, Kürt halkının mücadele geleneğine sahip olmuş ve en az 100 senelik Kürt mücadelesini yorumlamış, yoğunlaştırmış, bu yoğunlaştırmadan sonuçlar çıkarmış, bugüne uygun adımlar atmış ve bugün gelinen noktalarda da bu adımları nereye doğru evrilmesi gerektiği konusunda ileri sürmüştür. Bu düşünceler, Kürt halkı açısından ve Ortadoğu açısından önemli, deyim yerindeyse bir kutup yıldızı, bir pusula görevini görüyor. Ama sadece yol gösteren değil, aynı zamanda yolun nasıl olması gerekli olduğunu da kendince söyleyen bir durum var ortada.
Ortadoğu'yu kısacası bu iki temelden bağımsız ele alıp incelemek, sonuç çıkarmak ve ciddi dersler almak çok zordur. Bu açıdan baktığımızda, başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere bütün Kürdistan'ın her bölümünde Kürtlerin geliştirdiği, Kürtlerin birleştirdiği ve olmazsa olmazı haline gelen bir şiar ortaya çıktı. Bu şiar da demokratik bir ulus, demokratik bir halk ve demokratik yeniden yapılanmanın önünü açan Kürtlerin birliği tezi üzerinden, en azından teorik ve politik perspektif açısından önemli bir adım atılmış durumda. Tabii bu mücadeleyle oldu.
Ortadoğu'nun yeniden biçimlenmesi konusunda global sermayenin yeni döneme uygun neler düşündüğü karşısında, karşıt güçlerin, yani demokrasi güçlerinin (başta Kürt halkı ve demokrasi güçleri olmak üzere) gösterdikleri reaksiyon dönemin baş çelişkisidir.
Bu güçler hem birlikte Ortadoğu'ya nizam vermek istiyorlar (herkes kendi açısından) hem de bu nizamı vermeye çalışırken karşıtlarıyla da mücadele ediyorlar. Hem uzlaşıyorlar hem çatışıyorlar. İşte devletin ya da sistemin o ‘zıtların birliği ve mücadelesi’ yasasının tam bu noktada gün yüzüne çıktığını söylemek abartı olmaz inancındayım.
Kürt Özgürlük Hareketi bunu senelerdir tespit etti. Onun için hep barışçıl ve demokratik yöntemlerle sorunların çözümünü önerdi, bunda ısrar etti ve bunun için oluşumlar yaratmaya çalıştı. Ve bu süreç devam ediyor, bunu bu şekilde değerlendirmek lazım. Bu sürecin nereye evrileceğini ise tamamen sahadaki güçler dengesi belirleyecektir.”
ABD-İRAN UZLAŞMASI VE İSRAİL
Ortadoğu'ya kalıcı, herkesin kabul ettiği, herkesin içine sindirdiği demokratik ve barışçıl bir ortamın, egemen güçlerin uzlaşmasıyla ya da geçici olarak birbirleriyle anlaşmalarıyla oluşmasının mümkün olamayacağını savunan Ağın, şunları belirti:
“Çünkü her iki taraf da (gerek bir tarafta Amerika ve İsrail, gerekse diğer tarafta İran olmak üzere) anti-demokratik dönemin özelliğine uygun olarak kendi sınıf ve iktidar çıkarlarını düşünen, kendileri dışındaki hiçbir halkı ve hiçbir değeri mücadeleye, hak ve hukuk arayışına katan bir arayış içinde değiller. Mevcut durumlarını tamamen politik dengelere bağlı değerlendirmek istiyorlar.
Evet, kimi zaman bazı halklarla veya mücadele eden insanlarla da ‘uzlaşıyorlar.’ Ancak bu uzlaşma stratejik değil, taktik bir uzlaşmadır. Bunu net görmek lazım. Çünkü emekten yana, demokrasiden yana, özgürlükten yana, üretimin yeniden toplum için yapılanmasından yana olan güçlerle; sömürü, talan, baskıcı ve karanlık ideolojilere sahip olan güçlerin kalıcı uzlaşmalar sağlamaları mümkün değil. Bu, diyalektiğin doğasına da maddenin doğasına da tamamen aykırı bir durumdur.
Şu an Ortadoğu'da bir savaş devam ediyor. Bu savaş sadece demokrasi güçleriyle (yani Kürt halkı ve onun dostlarının bir taraf olduğu) diğer sömürücü güçler arasında değil, aynı zamanda farklı çıkar gruplarının kendi içlerinde de çatıştığı bir süreç şeklinde yaşanıyor. Bir yanda İran, anti-demokratik, baskıcı, orta çağ zihniyetine sahip, hiçbir halkın ve emeğin hakkını vermeyen, halen idamlar peşinde koşan, kendi insanını idam eden bir rejim varlığını sürdürüyor. ‘Yeter ki bizimle birlikte hareket edilsin’ mantığıyla yürüyen bir süreç var ortada.
Buna karşı demokratik yapılanmaların, örgütlenmelerin ve mücadele çeşitlerinin geliştirilmesi gerektiğini söylüyoruz. Geçmişin o hantal, sadece belli alanlara sıkışmış ve tekrarlardan ibaret fikirlerine dayanmayan; aynı zamanda demokrasiye, hukuka, devletin yeniden entegrasyonuna odaklanan, demokratik bir entegrasyon içerisinde herkesin ortak bir perspektife ulaşmasına yardımcı olmaya çalışan bir akla ihtiyaç var.”
‘KÜRTLER DİPTEN GELEN BİR LAİKLİK HALİNE SAHİPLER’
Kürtlerin mücadelesinin tarihi, içinde bulunduğumuz zaman dilimi itibarıyla birikimleri ve coğrafyalarından bugüne kadar geçirdikleri evrimlere bakıldığında, çok değişik ve büyük olanaklara, altyapılara sahip olduklarına dikkat çeken Ağın, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:
“Nedir bunlar? Bir kere Kürtler dipten gelen bir laiklik haline sahiptir. Yani birçok Avrupa ülkesinde de demokratik laiklik var, bunları biliyoruz; genellikle burjuva devrimiyle, Fransız Devrimi'yle oluştu. Ama Kürtler tarihsel süreç içerisinde bu laik izlenimleri hep taşıyarak geldiler, aynı zamanda sekülerdirler.
Bu niye böyle oldu, nasıl oldu? Bir kere Kürtler inançları itibarıyla çoğulcu bir inanca sahiptir. Zerdüştlükten gelen dualist, yani hem doğaya inanan hem doğaüstü olanın bir değiştirme psikolojisi ve ruh hali olduğunu söyleyen bir inançtır bu. Bu inanç Ortadoğu halklarının çoğuna kaynaklık etti, yön verdi. Bütün tek tanrılı dinlerin hemen hemen hepsi bu Zerdüştlükten türedi. Dolayısıyla Kürtlerin doğasında tarihsel bir laiklik var ve bu çok büyük bir kazanımdır. Bugün tam anlamıyla detaylı incelemeler olmasa da bu gerçeği yadsıyamayız. Buralardan giden gelen, sonradan edinmiş yapay tavırlardan oluşan bir laiklik konumu değildir bu, doğaldır.
İkinci olarak çok önemli bir konu da Kürt dilidir. Kürt dili tarihi süreç içerisinde biçimlenirken, değişik dönemlerde değişik noktalar ve vurgular taşıyan dillerin toplamının sonucu olmuştur. Bugünkü kavramla konuşursak Kürt dili birden fazla lehçeden oluşuyor: Kurmancî, Soranî, Loranî, yani bildiğimiz çeşitlilik. Bu yapı kendi başına zaten çoğulcu, herkesin birbirini kabul etmesi gereken doğal bir özelliktir. Yani bu tür şeyler, Kürtlerin tarihi süreci içerisinde geliştirdikleri çok önemli faktörlerdir.
Yakın tarihte Kürtler 100 sene, belki daha fazla bir süre devlet olamadılar. Devlet olamamalarının en büyük handikabı şu oldu: Ulus-devlet misyonlarına kavuşamadıkları için ulusal değerlerini, bilgilerini ve kültürlerini kurumsal olarak tam geliştiremediler, bu doğru. Ama madalyonun diğer yüzüne bakarsak, o ulus-devletlerin derin, tekçi, başkaldırıları boğan o karanlık sayfalarına da ortak olmadılar. Yani ne düşünüyorlarsa temiz, geleceğe bakarak ve duru bir şekilde düşünüyorlar. Bence Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigması bu tür tarihsel ve temiz kaynaklar üzerinde biçimlendi.”
DEMOKRATİK SİYASETTE YENİ DÖNEM VE YAPISAL SORUNLAR
Demokratik Toplum ve Barış Süreci’nde dipten gelen Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin mücadelesinin önemine de değinen Ömer Ağın, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu aşama artık o aşamadır. Hem Sayın Öcalan'ın özgür, demokratik yasalara dayalı, yasal çerçevelere alınmış ve hukuk düzeyine yükseltilmiş o çözüm konumları hem de Kürt sorununun ve öbür halkların demokratik sorunlarının çözümü için buranın iyi düşünülmesi gerekiyor. Sayın Öcalan bence bu konuda söylediğini söylüyor, hatta gereğinden fazlasını da yapıyor.Şimdi dönem halkın, halkların dönemidir. Demokratik ve barışçıl yöntemler eski yöntemlerle, eski alışkanlık biçimleriyle yürümez. Bu döneme özgü yeni demokratik mücadele yöntemleri ve demokratik örgütlenme biçimlerini geliştirmeleri lazım.
Kürtlerin küçük de olsa iktidardan söz edersek; yerel idarelerde, belediyelerde veya başka yerlerde yönetime geldiklerini biliyoruz. Ancak bu iktidarları devlet hemen boğmak istedi; kayyum atadı, yöneticilerini içeriye atıyor ve bu durum halen de devam ediyor. Kürtler, yeni döneme ve yeni paradigmaya uygun, en üst düzeyde kalıcı demokratik bir mücadele yöntemi ve bütünlüklü bir örgütlenme yöntemi geliştiremedikleri için, Türkiye'nin öbür taraflarına da bu birikimi tam olarak aktarabilecek dinamikleri oluşturamadıkları için kimi zaman zorlanıyorlar.
Yani dönüp dönüp mevcut sistemin yönetim biçimi gibi kurallara ve yöntemlere takılıyorlar ve onun içinde boğuluyorlar. Şunu söylemek istemiyorum; yoksulluk, şu bu gibi basit şeylerden söz etmiyorum, ama geleceğe yönelik yeni perspektifleri de tam anlamıyla yaratamıyorlar. Çünkü mevcut olanla, eldekiyle yetiniyorlar.
İşte eğer bir tıkanıklıktan söz edilecekse, Kürtlerin bugün bence tıkanan en temel noktalarından birisi budur. Kürtler bu handikabı bir an önce aşmak zorundadır. Halkın bu değerlere sahip çıkması, sistemin baştan sona kadar yeniden yapılanması lazım. Yöneticilerin A'dan Z'ye denetleme ve yeniden kendilerini üretmeye yönelen dinamik bir çalışma içinde olması gerekir.
Ancak bu yapıldığı takdirde, yani pratikteki Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin yarattığı yeni demokratik, özgürlükçü ve hukuka dayalı mücadele kalıcılaştığı zaman, müzakere masasında elin güçlenmesi mümkün olacaktır.”