Önder Apo’nun 27 Şubat'ta yaptığı ‘Demokratik Toplum ve Barış Çağrısı’nın üzerinden yedi ay geçti. Bu süreçte, Kürt sorununun demokratik çözümü amacıyla Meclis’te bir komisyon kuruldu. Ancak Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın söylemleri de gündemde yer almasına rağmen, halkın beklediği somut adımlar atılmadı.
Son olarak, tutuklu HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) verdiği kararın ardından Devlet Bahçeli, "Tahliyesi hayırlara vesile olacaktır" açıklamasında bulundu. Bu açıklama halkta somut adım beklentisi yaratırken, cezaevinde tutuklu bulunan bütün siyasetçilerin tahliye edilmesi çağrısı da çeşitli kesimler tarafından dile getirildi.
Yapılan açıklamanın ardından, bazı hukukçular, tutuklu kişilerin hukuki gerekçelerle değil, siyasi gerekçelerle rehin tutulduğunu belirterek somut adımların bir an önce atılması gerektiğini vurguladı.
Tahliyesi İdare ve Gözlem Kurulu (İGK) tarafından ertelenen önceki dönem Amed Büyükşehir Belediyesi eski eş başkanı Selçuk Mızraklı'nın avukatı Mehmet Emin Aktar, yapılan açıklamalara dair ajansımıza değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı ve MHP Genel Başkanı’nın açıklamalarıyla yeniden gündeme gelen çözüm süreci tartışmalarına değinen Aktar, bu söylemlerin eleştirileri karşılamaya dönük olduğunu düşündüğünü ifade etti.
Aktar’a göre, Kürt halkı barış süreci için üzerine düşen adımları atarken, devlet cephesinden henüz karşılık gelmedi. Aktar, özellikle hasta tutsaklar ve politik nedenlerle cezaevinde tutulan kişilerin serbest bırakılmasının sürecin en temel beklentilerinden biri olduğunu vurguladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş başvurusunda üçüncü kez verdiği ihlal kararını hatırlatan Aktar, bu kararın serbest bırakılma tartışmalarını yeniden gündeme taşıdığını söyledi.
“AİHM kararlarının uygulanması hem Avrupa’ya ‘karara uyduk’ mesajı vermek hem de Kürt tarafına ‘biz de adım attık’ demek anlamına gelecektir. Bu, sürecin ilerlemesi açısından olumlu bir adımdır. Kürtler, devletin tekçi egemenlik sistemine itiraz ettikleri için cezalandırılıyor. Burada cezalandırılan şey, bir insanı yaralamak ya da mala zarar vermek gibi fiiller değil; egemenlik sistemine yöneltilen demokratik bir itirazdır” dedi.
'YARGI ARAÇSALLAŞTIRILDI'
Aktar, devletin bu itirazı demokratik zeminde tartışmak yerine zor aygıtını devreye sokarak ve yargıyı araçsallaştırarak Kürtleri sürekli bir “ceza tehdidi” altında tuttuğunu söyledi. Sadece yargı kararlarının değil, cezaevi idarelerinin uygulamalarının da hukuka aykırı biçimde yürütüldüğünü belirten Aktar, "Tahliyesi ertelenen, benzer durumda olan, hatta ağır hasta olan çok sayıda tutsak var. Raporlarla cezaevi koşullarında tedavi olamayacakları tespit edilmesine rağmen serbest bırakılmıyorlar. Bu hem hukuki hem insani açıdan ciddi bir problemdir” dedi.
'KURULLAR İDEOLOJİK BİR YAKLAŞIMLA HAREKET EDİYOR'
Aktar, hasta mahpusların yanı sıra, İdare ve Gözlem Kurulları’nın keyfi kararları nedeniyle pek çok kişinin şartlı tahliye veya denetimli serbestlikten yararlanamadığını belirtti. Aktar, “Bu kurullar, ideolojik bir yaklaşımla hareket ediyor. Bir mahpus, ‘pişmanlık göstermedi’ denilerek içeride tutuluyor. Oysa zaten siyasal görüşlerinden dolayı cezalandırılmış birinden bunu beklemek anlamsız. Bu, açık bir keyfiliktir” dedi.
'YASAL DÜZENLEME ŞART'
Aktar, çözüm sürecinin kalıcı bir hukuki zemine oturması için yasal düzenlemenin zorunlu olduğunu belirtti. Mevcut yasalar üzerinden yürütülen yargılamaların devlet açısından geri alınmasının zor olduğunu ifade eden Aktar, bu nedenle ‘örgüt üyeliği’ gibi suçlamaların tanımını yeniden ele alan bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğunu belirterek şunları işaret etti:
"Mevcut yasal düzenlemelerle aynı yolu izleyerek verilen cezaları ortadan kaldırmak zor. En hızlı ve etkili çözüm, bu suç tiplerini yeniden tanımlayan bir yasal düzenlemedir. Böylece mahkemeler dosyaları yeniden ele alır, cezalar kaldırılır ve salıvermeler sağlanır. Toplum artık bu sürecin karşılığında somut adımlar görmek istiyor.”
'UMUDU İNŞA ETMENİN YOLU ADALET VE EŞİTLİKTEN GEÇİYOR'
Aktar’a göre, serbest bırakılmalar hem toplumsal barışa hem de devlete olan güvene katkı sağlayacak: “Bu adımlar atılmadıkça toplumda ‘daha karanlık bir döneme mi gidiyoruz?’ kaygısı artar. Umudu yeniden inşa etmenin yolu adaletten ve eşitlikten geçiyor. Hükümetin önünde açık bir yol haritası bulunuyor. Buna göre, AİHM kararlarının uygulanması, hasta mahpusların serbest bırakılması, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve yeni bir yasal çerçeve oluşturulması gerekiyor."
Mehmet Emin Aktar, “Bu sadece siyasi bir süreç değil, aynı zamanda bir hukuk ve vicdan meselesidir. Devlet, hukukun üstünlüğünü esas alarak hareket etmeli. Ancak o zaman gerçek bir çözümden söz edebiliriz” diye konuştu.