Baba Mansur Ocağı pirlerinden Pir Mahir Şahin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Alevi açılımı ve ‘Cami de cemevi de bizimdir’ sözlerine, Alevi toplumunun tarihsel hafızasından hareketle temkinli yaklaşmanın faydalı olacağını söyledi.
Pir Mahir, sözlerin tek başına yetersiz olduğunu; hukuki güvence sağlanmadan ve devletin Alevilere yönelik tarihsel uygulamalarıyla yüzleşmeden atılacak adımların yeni bir aldatmacadan ibaret kalacağını belirtti.
TARİHSEL HAFIZA: ‘ALDATMA OYUNU GİBİ GELİYOR’
Pir Mahir, Alevi toplumunun devlet erkanından gelen bu tür açıklamalara büyük bir kuşkuyla yaklaştığına dikkat çekerek, bunun nedeninin Alevilerin belleğinde yer edinen “aldatma, kandırma, fiziki imha, göç ettirme, yok sayma ve aşağılama” gibi uygulamalar olduğunu söyledi.
Pir Mahir, “Dolayısıyla devlet derken, bizim halkımızda aklına yeni bir oyun, yeni bir kandırma, aldatma ve kendine uydurma gelir.
Yani bu da yaşadıklarımızdan dolayı kuşkuyla bakmayı gerektirir. Tamam, bu iş olacak, sorunlarımız çözülecek, biz de eşit yurttaşlar olacağız gibi bir yaklaşım içerisine girersek, büyük oranda hüsrana uğrama ihtimalimiz çok daha yüksek olur” dedi.
Pir Mahir, söz düzeyinde kalan yaklaşımların inandırıcılığı ve güvenirliliği olmayacağını; aksine, kaygıları artıracağını belirtti ve sözün aldatıcılığına tarihsel atıfta bulundu:
“İslam aleminin en büyük hatiplerden biri, ikna kabiliyeti güçlü olan Muaviye’dir. Bir siyasetçi gibi İslam toplumunu kendine inandırdı; fakat hiçbir zaman İslam toplumunun yararına, kendi farz dedikleri değerleri ve inancın ilkelerini hayatta uygulama biçimi olarak ortaya çıkarmadı. O yüzden bir devlet erkanından biri bu konuyu söylediğinde, yani kuşkuyla bakarız; söz aldatıcıdır.”
YASAL GÜVENCE ŞARTI
Bahçeli’nin ‘Cami de cemevi de bizimdir’ sözlerine değerlendiren Pir Mahir, bu sözlerin tek başına bir anlam ifade etmediğini; içeriğinin doldurulması gerektiğini söyleyerek, “Sözün muhtevası nedir? Yani bu söylemiş olduğun sözcüğe neyi yüklüyorsun? Neyi yüklediğini bilmek için de ancak devletin yapacağı hukuki yasal düzenlemelerle inandırıcı olma durumu ortaya çıkar. Şimdi yasal ve hukuki bir düzenleme yoksa, söz düzeyinde kalırsa, güvenirliliği de olmaz” diye konuştu.
Pir Mahir, caminin ve cemaatinin devlet tarafından nasıl garanti altına alınmışsa ve ibadet yeri statüsü resmen nasıl kabul edilmişse, cemevlerinin de aynı resmi statüyü kazanması gerektiğini kaydetti.
Pir Mahir, ancak yasal düzenleme adımlarının atılmamasının, Alevi toplumunun ciddi travmaları, yaşanan katliamlar ve yüzleşme beklentileri açısından büyük bir problem teşkil ettiğini hatırlattı.
MÜFREDATTAKİ ÇARPITMA
Pir Mahir, devlet aklının çifte standartını, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte cemevleri için kullandığı ayrıştırıcı ifadelere ve mevcut kurumsal uygulamalara değinerek şöyle aktardı:
“Hatta şu anda Türkiye’nin cumhurbaşkanı bile, ‘cemevi değil, cümbüş evi’ diyor. Bir tarafta bu var; bir tarafta ise bir Cumhurbaşkanlığı Kültür Bakanlığı’na bağlanan bir Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı diye bir kurum oluşturuldu.”
Eğitim alanındaki asimilasyon çabalarına da dikkat çeken Pir Mahir, diyanet kadroları tarafından milli eğitim müfredatında yer alan din derslerine Aleviliğin nakşedilme biçimini eleştirerek şunları söyledi:
“Yani şimdi bir Türkiye vatandaşı okula gittiğinde, din dersinde okuduğu kaynaklarda Aleviliği öğrenecek; ama o Aleviliği Aleviler anlatmadı. Yani Diyanetin kendi kadroları, Alevi olmayanlar Aleviliği anlattı ve müfredata koydu. Ve insanlara ‘Alevilik budur’ denildi. Bunlar ciddi problemlerdir.”
DEVLET AKLI VE ‘KIZILBAŞ’ İMAJI
Pir Mahir, devlet aklının toplumcu değil, daima ‘Devlet-i Aliyye’nin çıkarları’ esasında çalıştığını ve kendine ‘makul bir vatandaş’ yaratmayı hedeflediğini söyledi.
Pir Mahir, bu aklın değişmediği sürece Alevilere yönelik güzel sözlerin inandırıcılığının olmayacağını vurgulayarak, bu algının edebiyat ve popüler kültürdeki kökenleriyle ilgili şu tespitte bulundu:
“Türkiye’nin en meşhur, en çok okunan cumhuriyet dönemi yazarlarından Halide-i Edib’ten tutalım, Ömer Seyfettin’e kadar; romanlara bakıyorsunuz, birçoğunda, yani bütün bir romanda, bir filmde, bir tiyatro oyununda, mesela kötülüğü ifade eden bütün figürler ‘Kızılbaş’ olarak adlandırılmış. Bu, onların sözlüklerinde, lügatlarında ve ansiklopedilerinde yer almıştır. Toplum bu şekilde zehirlenmiştir. Önce yüzleşmek gerekir. Hakikat ile yüzleşmeleri lazım.”
Pir Mahir Şahin, devlet aklının “kendi kendisiyle yüzleşmediği sürece” Aleviler hakkında söylenen güzel sözlerin bir karşılık bulmasının mümkün olmayacağını belirterek, ancak 21. yüzyıl koşullarını idrak eden ve hak ile hukuku gözeten toplumcu bir akla evrilmesi durumunda bu tür açılımların onaylanabileceğini kaydetti.