‘Almanya Kürt karşıtı ırkçılığa tolerans göstermemeli’
Kürt Karşıtı Irkçılık Bilgi Merkezi (IAKR) Başkanı Civan Akbulut, Almanya’da Kürt karşıtı ırkçılığın devlet tarafından hoş görüldüğü veya göz yumulduğu izleniminin kırılması gerektiğini söyledi.
Kürt Karşıtı Irkçılık Bilgi Merkezi (IAKR) Başkanı Civan Akbulut, Almanya’da Kürt karşıtı ırkçılığın devlet tarafından hoş görüldüğü veya göz yumulduğu izleniminin kırılması gerektiğini söyledi.
Almanya’da 2023’te kurulan Kürt Karşıtı Irkçılık Bilgi Merkezi (Informationsstelle Antikurdischer Rassismus – IAKR), 2024’e ait ilk yıllık raporunu Federal Parlamento’da paylaştı. Raporda, hem Kürt karşıtı ırkçılığa dair veriler hem de politika önerileri yer alıyor. IAKR Başkanı Civan Akbulut, konuyla ilgili ANF’nin sorularını yanıtladı.
Bir yıllık raporunuzu yayınladınız. Bir yılı veri aldığımızda Kürt karşıtı ırkçılığın en çarpıcı yönünün ne olduğunu gördünüz?
Kürt karşıtı ırkçılık, dünyanın her yerindeki her Kürt'ü etkileyebilecek bir gerçeklik. İster yaşlı, ister genç; ister okulda, ister poliste olsun. Uzak ve soyut bir olgu değil. Acı bir gerçeklik. "Yanlış" bir dil konuştuğunuz için hakarete uğramak, "yanlış" bir geçmişe sahip olduğunuz için dövülmek, sadece Kürt olduğunuz için öldürülmek anlamına geliyor. Tekrar tekrar sorgulanmak anlamına gelir. İnsanları onurlarından, güvenliklerinden ve çoğu zaman geleceklerinden mahrum bırakır. Bu ne Almanya sınırlarında başlar ne de biter. Kürtlerin burada yaşadıkları, Kürdistan'daki uzun ve hatta sonu gelmeyen baskı, zulüm, pogrom ve soykırımlar listesiyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Bu, Kürtleri birbirine bağlayan küresel bir deneyimin parçasıdır; sürekli olarak değersizleştirme, şiddet ve haklarından mahrum bırakılma deneyimi.
KÜRT KARŞITLIĞI DAHA GÖRÜNÜR HALE GELİYOR
Çarpıcı olan, Kürt karşıtı görüşlerin giderek daha görünür hale gelmesi ve toplumsal olarak normalleşmesidir. Bu durum, özellikle Türk aşırı sağcılar arasında, örneğin kurt selamının açıkça sergilenmesi ve insanlık dışı içeriklerin yayılmasıyla daha da belirgindir. Endişe verici olan ise Kürtlerin hem Alman hem de göçmen sağcı aktörlerin kurbanı olmalarıdır.
HAKARETLERDEN TEHDİTLERE KADAR UZANIYOR
Kürt karşıtı ırkçılık, internet ortamında da oldukça yaygın. Raporumuzda bunu şu şekilde açıklıyoruz: 2024 yılında bize bildirilen Kürt karşıtı ırkçılık olaylarının çoğu çevrimiçi ortamda gerçekleşti. Bu durum, bu alanın Kürt karşıtı ırkçılığın merkezi alanlarından biri haline geldiğinin altını çiziyor. Bu durum özellikle TikTok, Instagram, Threads, Facebook, X ve YouTube gibi dijital ağlarda belirgin bir şekilde görülüyor. Bu saldırılar, hakaretlerden ve Kürt kimliğinin varlığının sorgulanmasından tehditlere kadar uzanıyor.
Dijital ortam nasıl bir rol oynuyor?
Dijital ortam, Kürt karşıtı ırkçılığın katalizörü görevi görüyor. TikTok, Instagram ve Threads gibi sosyal medya platformları genellikle gençler tarafından kullanılıyor. Kürt karşıtı içerikler de burada giderek daha fazla görülüyor. Platformlar genellikle bu tür paylaşımlara çok nadiren veya gecikmeli olarak müdahale ediyor. Algoritmalar tarafından da desteklenen Kürt karşıtı içerikler çok kısa sürede geniş bir kitleye ulaştığından etkilenenler genellikle (çoğunlukla anonim) muazzam bir nefret mesajı seline maruz kalmaktadır. Bu aktörler giderek daha fazla gerçek isimleri ve profil fotoğraflarıyla karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, bu tür paylaşımların giderek normalleştiğini ve ilgili platformlar tarafından yetersiz yaptırımlar uygulandığını göstermektedir.
Dijital platformların yetersiz yaptırımlar uyguladığını belirttiniz. Ben devlet kurumlarının yaklaşımını merak ediyorum. Devlet kurumları Kürt karşıtı ırkçılıkla mücadelede ne kadar aktif?
Sınırlı. Kürt karşıtı ırkçılığı ayrı bir ırkçılık biçimi olarak kabul etme konusunda bilgi, farkındalık ve istek eksikliği var, ancak etkili bir şekilde mücadele etmek için bu şart. Kürt karşıtı ırkçılık genellikle görelileştiriliyor, ciddiyeti küçümseniyor ve "Göçmenler birbirini dövsün, bize ne?" gibi Alman olmayanlar arasında soyut bir çatışma olarak görmezden geliniyor. Ancak bu, olgunun ciddiyetini göz ardı etmekle kalmıyor, aynı zamanda bir bütün olarak Kürt yaşamının tehlikeye girmesine de katkıda bulunuyor. Geçmiş, Kürt karşıtı ırkçılığın çok tehlikeli ve ölümcül olduğunu göstermiştir. Bu durum, Avrupa için de geçerlidir.
Devlet kurumları, örneğin Kürt bireyleri ve örgütlerini suçlu ilan ederek, Kürt karşıtı ırkçılığı yeniden üretmektedir. Bu kriminalizasyon, yani birinin sırf Kürt olduğu için "şiddete yatkınlık" taşıdığının temel olarak vurgulanması, ırkçı bir yaklaşımdır ve Türkiye'nin de Kürtleri ezmek için kullandığı bir taktiktir. Genel olarak, Almanya'da Kürt karşıtı ırkçılık tartışması henüz başlangıç aşamasındadır. Gerçek bir değişim yaratmak ve Kürtlerin hayatlarını korumak için farkındalık yaratmaya, kurumsal hesap verebilirliğe ve somut siyasi önlemlere ihtiyaç vardır.
Yıllık raporunuzda devlet kurumları için eylem önerileri de oluşturdunuz. Kürt karşıtı ırkçılıkla mücadele konusunda önleme ve olayların bireyselleştirilmesi ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Önleme erken başlamalı; olaylar bireyselleştirilmemeli. Kürt karşıtı ırkçılık, Almanya'daki (göç sonrası) toplumda derin köklere sahiptir. Bize bildirilen vakalar, Kürt karşıtı ırkçılığın çocuklar ve gençler arasında, çoğu zaman farkında olmadan, yeniden üretildiğini göstermektedir. Kürt öğrenciler, sınıf arkadaşları tarafından sık sık alay konusu edilmekte ve aşağılayıcı/olumsuz yorumlara maruz kalmaktadır. Günlük okul yaşamındaki bu dışlanma ve ayrımcılık dinamikleri karşısında genellikle çaresiz kalmaktadırlar. Kürt karşıtı ırkçılığı etkili bir şekilde engellemek için erken önleyici çalışmalara katılmak ve kapasite geliştirme çalışmaları önemlidir. Kürt karşıtı ırkçılığı yapısal bir sorun olarak kabul etmek ve bu tür olayları bireyselleştirmemek hayati önem taşımaktadır. Bu tartışmanın müfredata girmesi; ilkokul ve ortaokullarda farkındalık yaratma ve eğitim projelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Şehir ve eyalet yönetimleri, Kürt karşıtı ırkçılık konusunda kapsamlı eğitim programları sunmalı; sosyal ve kültürlerarası becerileri güçlendirmek için bunları her yaştan çocuk ve gence ulaştırmalı. Bu eğitim programı için okullardaki öğretmenlerin ve sosyal hizmet uzmanlarının Kürt karşıtı ırkçılık konusunda eğitim alması gerekmektedir. Ebeveynlere yönelik farkındalık yaratma projeleri de Kürtlere karşı önyargıların azaltılmasına ve Kürt çocuklar için destekleyici bir ortam yaratılmasına önemli katkı sağlayabilir.
Öte yandan Kürt karşıtı ırkçılığa maruz kalanların suçlulaştırıldığı vakalar da söz konusu. Suçlulaştırmayı kırmak için neler yapılmalı?
Etkilenenlerin suçlulaştırma yerine güvenli alanlara ihtiyacı var ve kamu yetkilileri de bunu hesaba katıyor. Failler sürekli olarak yargılanmalı. Bunu başarmak için Kürt karşıtı ırkçılığın ortaya çıktığı ortamların tanınması ve bu şekilde muamele görmesi hayati önem taşıyor. Bu şiddet biçiminin daha iyi anlaşılabilmesi için suç istatistiklerine açıkça kaydedilmesi gerekiyor. Kürt karşıtı ırkçılık, "diğer nefret suçları" ve "Müslüman karşıtı ırkçılık" gibi genel terimler altında sınıflandırılmamalı. Eyaletlerin polis bilgi sistemleri, "Kürt karşıtı ırkçılık" olarak nitelendirilen suçların kaydedilmesi için ayrı bir kategori içerecek şekilde genişletilmelidir. Polis akademisinden başlayarak, aday polis memurları için duyarlılık eğitimi, eğitimlerinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Aday memurlar, kültürlerarası becerileri konusunda eğitilmeli ve desteklenmelidir. Polis ırkçılık karşıtı birimleri, Kürt karşıtı ırkçılık konusunda düzenli iletişim ve uzman desteği sağlamalıdır. Meşru Kürt aktivizmine karşı ceza ve dernek hukuku uygulamak yerine, Kürt karşıtı ırkçılığın faillerine daha fazla odaklanılmalıdır. Bunlar arasında, özellikle Almanya'daki Kürtler için ciddi tehdit oluşturan "Bozkurtlar" hareketi gibi İslamcı, Arap ve Türk milliyetçisi yapılar yer almaktadır.
Kürt karşıtı ırkçılıktan etkilenenler için nasıl bir koruma sağlanmalıdır?
Güvenli alanların eksikliği, Kürtler için özel bir zorluk teşkil etmektedir. Kürtler, deneyimleri ve kimlikleri konusunda kendilerini sıklıkla yalnız hissetmektedir. Bir yandan kimlikleri sürekli olarak dışarıdan reddedildiği, diğer yandan da ayrımcılık ve şiddet korkusuyla kendilerini görünmez kıldıkları için. Irkçılıktan etkilenenler için sözde "daha güvenli alanlar", Kürtler için ille de güvenli alanlar değildir; çünkü Kürt karşıtı ırkçılık göçmen topluluklar içinde sıklıkla yeniden üretilmektedir. Kürt toplumunun kendisi tarafından organize edilen, Kürt kültürünün ve dilinin açıkça yaşandığı ve geliştirildiği güvenli alanlar, şiddet suçlarının hedefi haline gelmektedir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye'deki siyasi huzursuzluk dönemlerinde ve Kürt bayramlarında Kürtleri saldırılardan korumak için özel bir toplumsal ilgiye ihtiyaç duyulmaktadır. Irkçılığın etkilenenler üzerindeki olumsuz sağlık ve psikolojik etkileri bilimsel olarak kapsamlı bir şekilde araştırılmıştır, bu nedenle Kürt mağdurlar da uygun psikolojik ve hukuki destek almalıdır. Etkilenenler için bu hizmetlere erişim düşük eşikli olmalıdır. Diğer hususların yanı sıra Kürtçe hizmet ve danışmanlık hizmeti de sunan projeler desteklenmelidir.
Son olarak; Kürt mülteciler kaçış nedenlerinden korunmalıdır. Türkiye, İran, Irak ve Suriye'deki Kürtlere yönelik zulüm kabul edilmelidir. Bu ülkelere yapılan sınır dışılar, etkilenenleri kültürel ve siyasi zulmün devam etmesi, hapis cezası, işkence ve hatta infaz riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu ülkeler Kürtler için güvenli bir yuva sunmamaktadır, bu yüzden sınır dışı edilmekten korunmalıdırlar.
Kürt karşıtı ırkçılık konusunda medya tasvirini nasıl yorumlarsınız; Alman yaygın basınında Kürtler nasıl görünüyor?
Kürtlerin salt bir güvenlik sorunu olarak tasvir edilmesi, Kürt karşıtı ırkçılığa önemli ölçüde katkıda bulunmakta ve üstesinden gelinmesini zorlaştırmaktadır. Bu çarpık imaj ve ırkçı söylemlerle mücadele etmek için farklılaştırılmış ve ayrımcılık içermeyen bir dil kullanan ve aktif olarak destekleyen gazetecilik standartları bağlayıcı bir şekilde uygulanmalıdır. Bu, Kürt bireyleri ve örgütlerini genel olarak suçlulaştırmayan veya terörizmle eş tutmayan bilinçli bir kelime dağarcığı ve anlatı seçimini de içerir. “Aşağılayıcı terimlerin kullanımından kaçınmak da gereklidir. Tagesschau, Der Spiegel, Süddeutsche Zeitung, Bild, Welt ve Deutschlandfunk gibi önde gelen medya kuruluşlarının bu konuda özel bir sorumluluğu vardır, çünkü haberleri söylemi şekillendirebilir ve önyargıları güçlendirebilir veya azaltabilir. Genellemelerin ve devlet güvenliği anlatılarının –özellikle Türkiye, İran, Irak ve Suriye'nin– eleştirel olmayan bir şekilde benimsenmesinin üstesinden gelinmelidir. Devlet güvenliği anlatıları haberlerde kullanılırken açıkça sunulmalı ve açıkça bağlamlandırılıp onaylanmadan benimsenmemelidir. Önemli bir adım, terimlerin, görsellerin ve kaynakların kullanımı için net standartlar belirleyen, ayrımcılık yapmayan ve hassas editoryal yönergelerin geliştirilmesi ve uygulanmasıdır. Etkilenen bireyler ve Kürt uzmanlar, kamuya açık söyleşi programlarına, röportajlara, raporlara, uzman panellerine ve medya söylemlerine sistematik olarak dahil edilmelidir. Bu, devlet kurumlarının veya partizan aktörlerin tek taraflı olarak kendileri için yorumlama yetkisi talep etmesini önler. İster kamu ister özel olsun, medya şirketleri gazetecilik dürüstlüğünü ve toplumsal sorumluluğu ciddiye alma ve Kürt bakış açılarının görünürlüğünü aktif olarak teşvik etme sorumluluğuna sahiptir.
Bir diğer sorum da Kürt karşıtı ırkçılıkla mücadelede Kürt aktörlerin desteği ve katılımıyla ilgili. Kürt karşıtı ırkçılıkla mücadelede bu aktörlerin sesi yeterince duyuluyor mu?
Kürtlere, tahmini 1-1,5 milyon nüfusla Almanya'daki en büyük göçmen gruplarından biridir. Bu nedenle kültürel ve politik olarak tanınmaları ve dahil edilmeleri elzemdir. Kürt karşıtı ırkçılığa karşı etkili ve her şeyden önce sürdürülebilir stratejiler geliştirmek; Kürt aktörlerin ve örgütlerin siyasi katılımını garanti altına almak ve düzenli temaslar ve fikir alışverişleri için alan sağlamak hayati önem taşımaktadır. Kürt örgütleri ve aktörleri siyasi karar alma süreçlerine katılmalıdır. Göçmen gerçekliğiyle ilgili şehir ve eyalet düzeyindeki yasa teklifleri ve siyasi kararlar da Kürt örgütleriyle birlikte alınmalıdır. Danışma kurulları, komiteler veya diğer siyasi kurumlar, Almanya'daki Kürt diasporasını yeterli düzeyde temsil edebilmelidir. Almanya'daki Kürt diasporası kültürel ve politik olarak zaten iyi örgütlenmiş durumdadır, ancak bir temas noktası olarak tanınmalı ve ciddiye alınmalıdır.
Akademide Kürt karşıtı ırkçılıkla mücadele yeterince teşvik görüyor mu, sizce akademi Kürt karşıtı ırkçılıkla mücadelede nasıl bir rol oynayabilir?
Irkçılık karşıtı önlemlerin rastgele olmamasını sağlamak için sağlam bilimsel kanıtlara ihtiyaç vardır. Kürt karşıtı ırkçılık, akademide hâlâ büyük ölçüde yeterince araştırılmamaktadır. Bu durum değişmelidir. Tematik araştırma fonları, olgunun daha iyi anlaşılmasına, sistematik olarak kaydedilmesine ve daha etkili eylem perspektiflerinin geliştirilmesine katkıda bulunacaktır. Bu olguyu bilimsel olarak ele alan araştırma ağları, enstitüler ve projeler, özellikle de Kürt projeleri de desteklenmeli ve yetkinlikleri güçlendirilmelidir. Almanya'daki Kürt tarihi ve Kürt gerçekliği hakkındaki bilgi eksikliği, Kürt karşıtı ırkçılığa tanık olanların genellikle bunu fark edememesine veya nasıl müdahale edeceklerinden emin olamamalarına yol açmaktadır. Bu nedenle Kürt karşıtı ırkçılık üzerine bilimsel çalışmalar toplumsal bir tartışmanın temelini oluşturmalıdır; aksi takdirde önyargıların ve klişelerin yeniden üretilmesi riski artar.
Bu bağlamda, bir Alman üniversitesinde Kürdoloji kürsüsü kurulması ve teşvik edilmesi son derece önemlidir. Kürdoloji, Kürdistan, Kürtler ve kültürleri, dilleri ve tarihleri üzerine disiplinlerarası bir akademik çalışmadır. Başka ülkelerde de yerleşik olan bu disiplin, Kürt diasporasının toplumsal tanınmasını ve görünürlüğünü teşvik eder, Kürtler hakkındaki ayrımcı anlayışları ortadan kaldırır ve Kürdistan üzerine yapılan araştırmaların sömürgecilikten kurtulmasına katkıda bulunur.
Son sorum cezasızlık ile ilgili. Kürt karşıtı ırkçılığın yayılmasının cezasızlık politikasıyla kolaylaştırıldığı görüşünü paylaşıyor musunuz?
Evet, kesinlikle. Örgütler ve bireyler, sonuçlarından korkmadan Kürtlere karşı nefreti kışkırtabildikleri sürece, Kürt karşıtı ırkçılıkla etkili bir şekilde mücadele edilemez. Mevcut durum, Kürt karşıtı ırkçılığın devlet tarafından hoş görüldüğü veya göz yumulduğu izlenimini yaratıyor. Bu durum kırılmalıdır. Almanya'daki Türk, Arap ve İslamcı grupların Kürtlere karşı savaş için dua etmesi veya Rojava'da Kürt sivillere yönelik saldırıları kutlaması kabul edilemez. Etkilenenler terk edilirken, failler güçlenmiş hissediyor. Bu tür uygulamalar güvenli olmayan alanlar yaratıyor ve Kürt karşıtı ırkçılığın daha da derinleşmesine katkıda bulunuyor. Bu nedenle, Bozkurtlar hareketinin yasaklanması gibi kararlı ve tutarlı bir soruşturma, bu gelişmeye karşı koymak için önemli bir ilk adım olacaktır.
Bu sorunlu aktörler yalnızca Kürtler için değil, aynı zamanda Türkiye ile bağlantısı olan azınlıklar ve muhalif gruplar ve genel olarak demokrasi için de tehdit oluşturmaktadır. Kesinlikle antidemokratik ve antisemitiktirler ve şiddeti meşru bir siyasi çatışma aracı olarak görmektedirler. Bu nedenle Alman toplumunun tamamı için bir tehdit oluşturmaktadırlar. Ancak Alman devleti çatışmadan kaçınmaktadır. Türkiye ile ilişkiler ve mantıksal olarak çelişkili olan ve demokratik güçlerin zayıflamasına bile katkıda bulunan PKK yasağı gibi dış politika da rol oynamaktadır.