EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, Suriye’de Halep’e bağlı Kürt mahalleleri Eşrefiyê ve Şêxmeqsûd’a yönelik HTŞ saldırılarını, bölgedeki güç dengeleri ve emperyalist müdahaleler çerçevesinde değerlendirdi.
Saldırıların ABD, İsrail ve Türkiye’nin politikalarından bağımsız ele alınamayacağını belirten Aslan, bu gelişmelerin Türkiye’de yürütülen çözüm süreci ve Kürt sorununun demokratik çözümüne dair tartışmalarla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.
Türkiye’de Meclis’te kurulan komisyonun çalışmalarına, iktidarın “terörsüz Türkiye” söylemine ve anadilde eğitim başta olmak üzere temel talepler konusundaki tutumuna işaret eden Aslan, mevcut tabloda sürecin tek taraflı ilerlediğini, Kürt halkına yönelik inkârcı ve baskıcı yaklaşımın sürdüğünü dile getirdi. Ayrıca Suriye’de yaşananların Kürt halkının farklı coğrafyalardaki duygularında kırılmaya yol açtığını belirten Aslan, çözüm ve barışın ancak birleşik bir mücadeleyle mümkün olabileceğini vurguladı.
SALDIRILAR EMPERYALİST ÜLKELERDEN BAĞIMSIZ DEĞİL
EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, Halep’te yaşanan saldırılara ilişkin değerlendirmesinde, gelişmelerin bölgesel ve uluslararası güçlerden bağımsız ele alınamayacağını vurguladı.
Aslan, sürecin arka planına şöyle dikkat çekti: “Halep'te Eşrefiyê ve Şêxmeqsûd mahallelerine HTŞ'nin saldırısının ne ABD’den ne İsrail’den ne de Türkiye'den bağımsız bir saldırı olmadığının altını özellikle çizmek gerekiyor. Çünkü hatırlarsanız; 5 Ocak'ta Fransa'da, Paris'te İsrail, ABD ve HTŞ'nin, mevcut Şam Hükümeti'nin yapmış olduğu görüşmeden hemen sonra 6 Ocak'ta bu mahallelere yönelik saldırılar başlamış oldu. Burada Türkiye'nin de ABD'nin de İsrail'in de bu saldırılara yol verdiğini, özellikle HTŞ'ye alan açtıklarını söylemek gerekir.
O açıdan Suriye'de yaşanan gelişmelere baktığımızda, bunların hem emperyalist ülkelerden bağımsız olmadığı hem de bölge ülkelerinden bağımsız saldırılar olmadığı gerçeğini görmemiz gerekiyor. İkincisi, HTŞ Suriye'de tek güç olarak hüküm sürmek istiyor. Tekçi bir anlayışla, şeriatçı bir yönetim inşa etmeye çalışıyor. Dolayısıyla Kürtleri ve SDG'yi de bu sürecin önünde bir engel olarak görüyor. Bu, aynı zamanda Türkiye'nin politikalarıyla örtüşen bir durumdur; Kürtlerin orada statü kazanmaması, askeri bir güç olarak kalmaması, parçalanması ve bölünmesi Türkiye'nin işine gelen bir tablodur. Bu nedenle diğer emperyalist ülkelerin yol vermesi, aynı zamanda Türkiye'nin de bu sürece önemli bir katkı sunduğunu açık biçimde göstermektedir.”
Seyit Aslan, saldırıların ortaya koyduğu tabloya işaret ederek, iki mahallede yaşananların HTŞ’nin karakterini açık biçimde gösterdiğini belirtti. Aslan, şunları söyledi: “Suriye'de yaşanan bu çatışma ve saldırı hali, HTŞ'nin ne kadar vahşi ve barbar bir anlayışa sahip bir örgüt olduğunu bu iki mahalleye yapılan saldırılarda bir kez daha ortaya koydu. İnsanlara uygulanan işkencelere, kadın gerillaların cesetlerinin binalardan atılmasına varan uygulamalara tanık olduk. Özellikle halka karşı sürdürülen baskı ve katliam politikaları hem Alevilere hem de Dürzilere yönelik süreçlerde açıkça görüldü. Bu nedenle Suriye'nin HTŞ'ye bırakılacak bir ülke olmadığı gerçeğini bütün dünyanın ve bütün Orta Doğu halklarının görmesi gerekiyor.”
İKTİDAR HALA TEKÇİ ANLAYIŞLA YAKLAŞIYOR
Aslan, Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’deki çözüm tartışmalarına etkisini de değerlendirdi. İktidarın yaklaşımına dikkat çeken Aslan, şöyle konuştu: “Bu durum Türkiye'deki çözüm sürecini etkiler mi diye baktığımızda: 1 Ekim 2024'te Bahçeli'nin el sıkmasıyla başlayan süreci az çok hepimiz yakından takip ettik. Ancak Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat deklarasyonu ve sonrasında yaptığı açıklamalarla birlikte bugün gelinen noktada, Türkiye açısından, özellikle de mevcut iktidar açısından Kürt sorununun demokratik çözümüne ya da Kürt halkının varlığını kabul etmeye dönük bir ilerleme olmadığını, en azından parti olarak bizim baktığımız yerden açıkça görüyoruz. İktidarın bu meseleye hâlâ tekçi bir anlayışla, inkârcı bir yaklaşımla yaklaştığının altını özellikle çizmek isteriz.
Sorunu çözmek adına atılmış bir adım olmadığı için, sürecin Türkiye’yi ne kadar etkileyeceği ya da bozulup bozulmayacağı tartışmalarına odaklanmamak gerekiyor. Çünkü Kürt halkı ve Öcalan birtakım gelişmeleri, birtakım önlemleri ifade ediyor olsa da Türkiye tarafından henüz bunun bir karşılığı oluşmuş ya da bu yönde bir yaklaşım sergilenmiş değil. Bu nedenle sürecin kendisi tek taraflı ilerliyor; özellikle Kürt tarafı ve Öcalan tarafından sürdürülen görüşmelere, sürece dair atılan adımlara karşılık, bugüne kadar Türkiye cephesinden herhangi bir yaklaşım ortaya konmuş değil.”
GÜVENSİZLİK DERİNLEŞTİ
EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, Meclis’te kurulan komisyonun çalışmaları ve ortaya çıkması beklenen rapora ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu: “Mecliste kurulan komisyon, yapmış olduğu 20 küsur toplantının ardından bir rapor hazırlayacak. Bu raporun bütün partiler tarafından imzalanması talep ediliyor. Ancak çözüm süreci ya da süreç olarak ifade edilen ve bir yılı aşkın süredir yaşanan gelişmelere baktığımızda, herkesin gönül rahatlığıyla altına imza atacağı ortak bir raporun ortaya çıkmayacağı da ortadadır. Komisyonda, Kürt bir annenin kendi dilinde yapmak istediği konuşmanın engellendiğini biliyoruz. Hâlen Bahçeli ve Erdoğan tarafından ‘terörsüz Türkiye’ söylemleri her gün tekrar ediliyor; anadilde eğitim meselesinde ise tamamen kapalı bir tutum sergileniyor, bunun Türkiye’yi böleceği, parçalayacağı ve üniter devlet yapısını bozacağı iddia ediliyor.”
Seyit Aslan, iktidarın uygulamalarının sürecin tek taraflı ilerlediğini gösterdiğini belirtti. Mevcut pratiklerin güven sorununu derinleştirdiğini ifade eden Aslan, “Kayyumları geri almak bir yana, beraat etmiş, davaları sonuçlanmış belediye başkanları bile görevlerine başlatılmıyor. Dolayısıyla bütün bu koşullar altında sürecin kendisine tek taraflı yürüyen bir süreç olarak bakmak ve böyle görmek gerekir. Bunun Suriye’deki gelişmelere etkisi olur mu? Hiç kuşkusuz olur. Burada halkın duygularında bir kırılma yaşanacağını, Kürt halkının İran, Irak, Suriye ve Türkiye coğrafyasında bu kırılmayı hissedeceğini görmemiz gerekiyor. Zaten bir güvensizlik vardı, zaten temkinli yaklaşımlar söz konusuydu. Suriye’deki gelişmeler de bunun üzerine eklendiğinde, bu sürecin artık inandırıcılığını yitirmek üzere olan bir tabloyla karşımıza çıktığını söylemek gerekir” dedi.
TÜRKİYE’DEKİ SÜREÇ TARTIŞMALARI DEVAM EDECEK
Aslan, Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’de yürüyen görüşme sürecine etkisini değerlendirirken Kürt siyasal hareketinin tutumuna da dikkat çekti: “Bizim gördüğümüz, en azından ifade etmek istediğim şey şu: Öcalan’ın ya da Kürt siyasal hareketinin, Suriye’deki gelişmelere bağlı olarak Türkiye’deki görüşme sürecini sonlandırmayacağı gerçeğidir. Bu süreç devam edecektir, bu tartışmalar sürecektir. Suriye’de taşlar yerine ne kadar oturur ne kadar oturtulabilir, bunu bugünden söylemek için henüz erken. Çünkü HTŞ amaçlarına ulaşmak istiyor. Yani sadece Fırat’ın batısında değil, doğuda da SDG’yi sınırlandırmak; Kürtleri olabildiğince bölerek, parçalayarak sisteme entegre etmek, siyasi ve askeri olarak zayıflatmak ve Suriye’deki diğer demokratik güçlerle birlikte hareket etmelerinin önüne geçmek istiyorlar. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Fırat’ın batısında olduğu kadar doğusunda da çeşitli çatışmaların ve gelişmelerin yaşanma ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor.”
GEÇİCİ ATEŞKES GÜVENCE DEĞİL
Seyit Aslan, bölgesel dengeler ve uluslararası müdahalelere ilişkin risklere de işaret etti. Olası geçici duraklamaların kalıcı bir güvence sunmadığını vurgulayan Aslan, “Burada bir diğer faktör de, son dönemde İran’da yaşanan gelişmelerdir. Ortaya çıkan sonuçlara baktığımızda, ABD’nin stratejisine bağlı olarak İran’a yönelik olası operasyonlar nedeniyle belki geçici bir ateşkes çatışmaları durdurabilir; ancak bunun da bir güvencesi olmadığını görmemiz gerekiyor. Çünkü Suriye’de başta ABD ve Siyonist İsrail olmak üzere daha derin bir işbirliği ve teslimiyet politikası izlenirse, bu emperyalist ülkeler onların siyaset alanına daha fazla alan açacak ve kendi politikalarını hayata geçirmelerini isteyecekler.
İsrail, Golan Tepeleri’ni zaten uzun süredir işgal etmişti; Şam’a 70 kilometre, bazı bölgelere ise 20 kilometre mesafede askeri güçlerini konuşlandırmış durumda. Buna rağmen HTŞ’den de Türkiye’den de ses seda yok. Ancak Kürtlerin Halep’te kendi mahallelerinden sürülmesi adeta teşvik ediliyor; buralara her türlü lojistik ve silahlı destek sağlanıyor. İnsanlar kendi yurtlarından, evlerinden ve mahallelerinden edilirken, emperyalist planlar bölgede İsrail eliyle ve kurulan işbirlikleri üzerinden işlemeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.
BELİRLEYİCİ OLAN MÜCADELEDİR
EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, Türkiye’deki siyasal gelişmeler ve Kürt sorununun çözümüne dair değerlendirmesinde, mücadelenin belirleyici olduğuna dikkat çekerek, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı: “Burada Türkiye'deki siyasal gelişmelere bağlı olarak şunun altını çizerek bu soruyu noktalamak istiyorum. Bir kere biz parti olarak Türkiye'deki Kürt sorununun demokratik çözümü konusundaki ısrarlarımızı, çabalarımızı sürdürüyoruz ve sürdüreceğiz. Kürt halkının varlığını inkâr eden, taleplerini yok sayan, kazanımlarını geriye götüren bir anlayışın bu süreci ilerletmesi ve çözüm üretmesi çok mümkün görünmüyor. Bu ancak mücadeleyle, halkın direnişiyle; Kürt ve Türk işçi sınıfının, Kürt ve Türk emekçilerinin ortak mücadelesiyle mümkündür.
Ancak böyle bir mücadelenin kendisi önümüzdeki dönemde devleti ve iktidarı adım atmaya zorlayabilir, baskı mekanizmalarını kurabilir. Bu olmadan ne Meclis’teki komisyonun ne parlamentonun ne de saray rejiminin Kürt halkına verebileceği bir şey olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Burada başta ana muhalefete, Türkiye’nin demokrasi güçlerine ve sosyalistlere önemli görevler düşüyor. Emperyalizmin bölge planlarını bozmak ve iktidarın Suriye politikalarını açığa çıkarmak ancak birleşik bir mücadeleyle mümkün olabilir.”