Suriye’deki geçici hükümete bağlı HTŞ ile Türkiye destekli SMO çetelerinin Kürtlere yönelik saldırıları genişleyerek devam ediyor. DEM Parti Mardin Milletvekili George Aslan, paramiliter cihatçı çetelerin Halep’in doğusuna genişlettiği bu saldırıları ANF’ye değerlendirdi. Efrîn’i nasıl boşalttılarsa Halep’teki demografik yapının da bozulmak istendiğine dikkat çeken Aslan, “Buradaki Kürtleri kendine tehlike olarak gören Suriye hükümeti değil Türkiye’dir. Türkiye, Kürtlerin Suriye’de statü sahibi olmasını istemiyor” dedi.
‘TÜRKİYE OLMASAYDI SURİYE HÜKÜMETİ O MAHALLELERİN ÜZERİNE GİDEMEZDİ!’
DEM Parti Milletvekili George Aslan, Suriye geçici hükümetine bağlı çetelerin Halep’teki iki Kürt mahallesine yönelik saldırısının bir günde gelişmediğine işaret ederek, saldırının arka planını iyi irdelemek gerektiğinin altını çizdi. Aslan, bu saldırının arkasında Türkiye’nin oynadığı rolü, “Eğer Türkiye olmasaydı Suriye hükümeti elindeki güçlerle o mahallelerin üzerine gidemezdi” diyerek özetledi. Bu desteğin Türkiye’de iktidarın yaptığı açıklamalarla zaten dillendirildiğini hatırlatan Aslan, Milli Savunma Bakanlığı’nın da geçici hükümet talep ettiği takdirde kendilerine destek vermeye hazır olduklarını açıkladığını anımsattı.
‘GELİŞMELER KÜRT MAHALLELERİNE YÖNELİK SALDIRILARDA ABD, İSRAİL VE TÜRKİYE’NİN ANLAŞTIĞINI GÖSTERİYOR’
Suriye’de Kürtlere yönelik saldırıların arkasındaki uluslararası denklemin de iyi irdelenmesi gerektiğini kaydeden Aslan, iki Kürt mahallesi hedef alınmadan önce yaşanan gelişmelere işaret etti. Hem Paris’te İsrail, ABD ve Suriye hükümeti tarafından yapılan görüşmeyi, hem de Suriye’de geçici hükümet ile DSG arasında yapılan görüşmeyi mercek altına alan Aslan, “Halep’teki iki Kürt mahallesine yönelik saldırı öncesi Paris’te İsrail, ABD ve Suriye hükümeti bir görüşme yaptı. Hatta bu görüşmeye Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da gözlemci olarak katıldı ve olacakları önceden biliyordu. Yine iki Kürt mahallesine saldırı öncesi Şam’da geçici hükümet ile DSG arasında da 10 Mart Mutabakatı’na ilişkin bir toplantı vardı ve görüşmeler devam ederken geçici hükümetin dışişleri bakanı adeta oradaki insanları kovarcasına toplantının bittiğini ilan etti. Sonra da saldırılar başladı. Bu durum Halep’te iki Kürt mahallesine saldırılması konusunda ABD, İsrail ve Türkiye’nin anlaştığını gösteriyor. Yoksa bu saldırı gerçekleşemezdi” dedi.
‘TÜRKİYE KENDİSİYLE ÇELİŞİYOR!’
Bu denklemde Türkiye’nin kendisiyle çeliştiğinin görüldüğünü vurgulayan Aslan, “Türkiye’de iktidar bir taraftan ülke içinde Kürt meselesine ilişkin bir süreç yürütecek ama diğer taraftan da gidip Suriye’de Kürtlere saldıranlara destek verecek. Bu ikilem pek inandırıcı gelmiyor. Kürt halkı tabii bunları görüyor. Eğer bir halkla barışmak istiyorsan, eğer bir sorunu gerçekten çözmek istiyorsan o zaman sınırın hemen karşı tarafında bulunan yerlere de zarar vermeyeceksin. Sonuçta Halep'teki Kürt mahallelerinde hedef alınan yurttaşların akrabaları Hatay Yayladağ’da, Samandağ’da yaşıyor. Sen oraya zarar verdiğin zaman bu insanlar tabii ki bunu içine sindirmeyecek ve kabul etmeyecekler” vurgusunda bulundu.
‘TÜRKİYE KÜRTLERİN SURİYE’DE STATÜ SAHİBİ OLMASINI İSTEMİYOR!’
Buradaki hedefin Kürtlerin Suriye'deki statüsü olduğunu belirten Aslan, bu nedenle bu saldırıların daha da yaygınlaşma tehlikesi olduğuna işaret etti. Kürt mahallelerine saldırarak Halep’teki demografiyi bozmaya çalıştıklarına dikkat çeken Aslan, “Efrîn’i nasıl boşalttılarsa Halep’teki demografiyi de bozmak istiyorlar. Halep gibi bir yerde 350 bin Kürdün yaşamasını kendileri için muhtemelen tehlike olarak görüyorlar ve bu şekilde saldırılarla oraları boşaltmak istiyorlar. Ama burada esas önemli nokta, buradaki Kürtleri tehlike olarak gören Suriye hükümeti değil Türkiye’dir. Burada hedef özerk yönetim. Türkiye, Kürtlerin Suriye’de statü sahibi olmasını istemiyor” diye konuştu.
Türkiye’deki iktidarın Kürt meselesine ilişkin süreci Rojava’nın statü sahibi olmaması amacıyla başlatıp başlatmadığını değerlendiren Aslan, “Bunu tam olarak bilemem ancak süreç başladığında silah bırakma konusunda iktidarın PKK ile birlikte ‘tüm unsurlar’ diyerek Rojava’daki Kürt güçlerini de ısrarla buna dahil etmeye çalışması düşündürücüdür. Çünkü Suriye’deki Kürtler Türkiye’yi bağlamaz. Onların Türkiye ile bir alakası yok, Suriye’yi ilgilendiren bir mesele. Buradaki süreç Suriye’ye bağlı olarak yürütülmese, iktidar o zaman neden Suriye’deki meselede ısrar ediyor? Orası başka bir ülke sonuçta” dedi.
‘KAFA KESEN ADAMLARIN BULUNDUĞU BİR YERDE HIRİSTİYAN AZINLIK KALIR MI?’
Süryani olan Aslan, geçici hükümete bağlı ve Türkiye destekli bu paramiliter cihatçı çetelerin DAİŞ metodlu saldırılarının orada azınlık konumundaki kadim halklar için de büyük bir tehlike arz ettiğine işaret etti. DAİŞ döneminde azınlıkların zaten saldırıların hedefi olduğunu hatırlatan Aslan, “Suriye'nin Habur bölgesinde Asuri köyleri vardı. DAİŞ çetelerinin o köylere saldırıp çok sayıda insanı kaçırıp öldürmesi veya fidye karşılığı serbest bırakmasıyla Asurilerin çoğu yurtlarından göç etmek zorunda kaldı. Şu an o köylerde çok az insan var. Bu başlı başına bir tehlike. Suriye’deki geçici hükümet din adamlarıyla görüşüp, kimseye zarar vermeyeceklerinin teminatını vermelerine rağmen saldırılar yaptılar. Keza hükümeti ele geçirir geçirmez zaten Alevileri ve Dürzileri hedef aldılar. Bu açıdan bunlardan oradaki azınlıklara herhangi bir toleransla veya iyi şekilde yaklaşmalarını beklemiyoruz. Bunlar her türlü kötülüğü yapabilirler. Mesela eskiden Halep’te büyük bir Süryani nüfusu vardı, o nüfus şimdi dörtte birine düştü. Kafa kesen adamların bulunduğu bir yerde artık Hıristiyan azınlık kalır mı? Hepsi Ürdün, Lübnan, Avrupa’ya kaçtı” dedi.
‘HALEP’TEKİ SALDIRILAR DÖRT PARÇADAKİ KÜRTLERDE BÜYÜK TEPKİ VE ÖFKE OLUŞTURDU!’
Cihatçı çetelerin saldırılarının Dêr Hafir'deki yerleşimlere yaygınlaştırılmasının amacının Kürtleri Kamışlo, Hesekê tarafına sürmek olduğunu belirten Aslan, “Ben orayı da rahat bırakacaklarını düşünmüyorum. Eğer şartlar uygun olursa ve emperyal güçler buna ilişkin sinyal verirse oraya saldırmayacaklarının bir garantisi yok” dedi. Kürtlerin Halep’teki saldırılara yönelik büyük bir tepkisi ve öfkesi olduğunu vurgulayan Aslan, “Bu öfke sadece Suriye'deki Kürtlerde değil, Türkiye'deki Kürtlerde de, Irak'taki Kürtlerde de, İran'daki Kürtlerde de müthiş bir öfke oluşturdu. Talabani, bütün güçlerimiz Suriye'deki Kürtleri savunmaya hazırdır, açıklamasını yaptı. Bu anlamda dört parçada da Kürtler aynı tepkiyi gösterdi. Umarım bu durum da Kürtleri ulusal bir birliğe götürür” ifadelerini kullandı.
‘TÜRKİYE KÜRTLERE SALDIRARAK ORTADOĞU’DA HİÇBİR ŞEY ELDE EDEMEZ!’
Türkiye’nin Kürtlere saldırarak Ortadoğu’da hiçbir şey elde edemeyeceğinin altını çizen Aslan, burada yapılması gereken tek şeyin, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın vurguladığı gibi, Türkiye’nin "Türk-Kürt kardeşliğini" yeniden pekiştirmesi olduğunu kaydetti. Türkiye’nin Ortadoğu ve dünyada saygın bir ülke olmak istiyorsa bunun ancak Kürtlerle birlikte olacağını vurgulayan Aslan, şunları kaydetti: “Türkiye emperyalist güçlerin küçük çıkarları doğrultusunda hareket ederse kaybeder. ABD, İsrail göz yummasaydı Türkiye Halep’e saldıran çetelerin arkasında duramazdı bu kadar. Oralardan sinyal aldıkları için bu çetelere destek veriyorlar. Ama bu anlayış başarıya götürmez kimseyi. Çünkü emperyalist güçler hiç kimseye dost değildir ve kendi çıkarları için bir gün Türkleri satarlar, ertesi gün Kürtleri satarlar, ertesi gün başka birilerini satarlar. Abdullah Öcalan bu denklemi çok iyi okuduğu için gelin beraber çözelim diyor. Bazı kesimler Kürtlere, ‘İsrail’le iyi geçinin, yok ABD ile iyi geçinin’ gibi öğütler vermeye kalkışıyor. Ama işte bu son saldırıda, İsrail’in küçük çıkarlar için Kürtleri sattığını herkes gördü. İsrail 50 yılda elde edemediğini bu HTŞ’den yarım saatte elde etti. Yine Sayın Öcalan’ı da Türkiye’ye teslim eden Mossad ve CIA değil mi? Yani şimdi bunlardan nasıl bir dostluk beklenir? O nedenle Kürtlerin direnmekten başka bir yolu yok. Bugün bir süreç işliyor ama iktidarın attığı tek bir iyi niyetli adım yok. Bütün iyi niyetli adımları Kürt tarafı attı. Tam da bu nedenle iktidarın samimiyetinden herkes kuşkuya düşüyor. Dolayısıyla iktidar samimiyse daha fazla oyalanmadan artık gereken adımları atmalıdır.”