Son Dakika: ‘BM’de Kürt halkı için gözlemci millet statüsü istenecek’

Aslan: Umut Hakkı artık ertelenemez bir haktır!

AK Bakanlar Komitesi'nin “Umut Hakkı”na dair kararıyla devletlerin siyasi pozisyonuna göre tavır aldığını ilan ettiğini vurgulayan Newroz Uysal Aslan, “Milyonların iradesi olan Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ertelenemez bir meseledir” dedi.

UMUT HAKKI

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (AK BK), Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Emin Gurban, Civan Boltan ve Hayati Kaytan’ın “Umut Hakkı”nı da kapsayan, “Gurban Grubu” dosyasına dair 18 Eylül’de açıkladığı ara karara yönelik tepkiler sürüyor. Komite, Abdullah Öcalan’ın İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde 27 yıldır mutlak tecrit koşulları altında tutulmasını "işkence" olarak tanımlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “Umut Hakkı” kararını 11 yıldır uygulamayan Türk devleti ve iktidarı hakkında ihlal prosedürü başlatmak yerine, yasal düzenlemeler için mecliste kurulan komisyona işaret edip, Türkiye’ye Haziran 2026’ya kadar süre tanıdı. AK BK’nin verdiği ara kararı ANF’ye değerlendiren Abdullah Öcalan’ın avukatlarından, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Newroz Uysal Aslan, bu kararla AK BK’nin kendi ilkelerini ayaklar altına aldığını ifade etti.

‘AVUKAT GÖRÜŞLERİNİN DİSİPLİN CEZALARIYLA DEĞİL KEYFİ KARARLARLA ENGELLENDİĞİ AÇIĞA ÇIKTI!’

DEM Parti’den milletvekili seçilmeden önce Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından olan Newroz Uysal Aslan, üç meslektaşının müvekkilleri Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile 6 yıl sonra görüşmesini olumlu bir adım olarak nitelendirerek sözlerine başladı. Meslektaşı Rezan Sarıca ile en son 7 Ağustos 2019'da İmralı'ya gidip Sayın Öcalan ile görüşen Aslan, süreci şöyle anımsattı: “Avukat engellemeleri hatırlarsanız 2011’in Temmuz ayında başlamıştı. Biz de ancak 2019’un Ağustos ayında İmralı adasına gidebilmiştik. Bu gidişimiz de, İmralı tecridine karşı HDP Milletvekili ve DTK Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde başlatılan ve dünyanın birçok yerine yayılan açlık grevleri ve ölüm orucu eylemleri sonucunda gerçekleşmişti. O yüzden bu gidiş, devletin hak temelli ya da politik temelli attığı bir adımdan değil, tecride karşı tepkinin artmasından kaynaklanmıştı. Nitekim görüşmenin ardından İmralı’da tekrar yoğunlaştırılmış bir tecrit, ağır bir izolasyon uygulandı. 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla başlatılan sürecin ilerlemesiyle 6 yıl sonra ilk kez Asrın Hukuk Bürosu’ndan üç avukat arkadaşımız adaya gidebildi. Bu görüşmenin gerçekleşmesi, tecridin hukuksal anlamda kırılması yönüyle önemli olduğu kadar, bugüne kadar avukat görüşlerinin, mahkemenin ileri sürdüğü gibi disiplin cezalarıyla değil, keyfi ve politik kararlarla yasaklandığını da açığa çıkardı.”

‘HUKUKSAL İYİLEŞMELER YAPILACAKSA BU SAYIN ÖCALAN’IN KOŞULLARINDAN BAŞLAMALI!’

Bu süreçte hukuka dönüş olacaksa, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın baş aktör ve baş muhatap olarak koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini vurgulayan Aslan, “Avukatların görüşlerinin düzenli hale gelmesi gerekiyor. Aile görüşlerinin de sadece bayramlarda değil, hak temelli, iç hukuk ve uluslararası sözleşmeler uyarınca yapılması lazım. Yine heyetlerin gidişleri sağlanmalı; mektup, telefon gibi diğer hakları da bir bütün olarak uygulanmalı. Zaten bu hakların uygulanması hukuksal bir zorunluluk. Şimdi bu süreçte hukuksal iyileşmeler yapılacaksa, İmralı'dan, Sayın Öcalan’ın koşullarından başlamalı” dedi.

‘AK BK BU KARARLA KENDİ İÇ TÜZÜĞÜNÜ VE VAROLUŞ İLKELERİNİ AYAKLAR ALTINA ALDI!’

Avrupa Konsey Bakanlar Komitesi'nin (AK BK) “Umut Hakkı”’na dair verdiği ara kararı da değerlendiren Aslan, bu ara kararın ne komitenin kendi iç tüzüğüne ne varoluş ilkelerine uygun olduğunu kaydetti. Bu anlamda AK BK’nin verdiği kararın, Sayın Öcalan’ın şahsında Türkiye’deki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının etkilediği binlerce kişinin yaşadığı ihlalin yapısal ağırlığına denk düşmediğini vurgulayan Aslan, şu hususlara dikkat çekti: “Birincisi, komite bir ihlal prosedürü başlatmadı. Normalde ilgili devletin, ihlal gerekçesi olan mesele yapısal bir mesele olduğu için kanun değişikliği yapması gerekiyordu. Ancak Türkiye'nin son eylem planında bir taahhüt, bir süre, bir takvimlendirme yoktu. Aksine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının istisna olması durumunu tekrarlayan bir plan sunmuştu. Komitenin, ara kararında, bizim ağırlaştırılmış müebbet mevzuatının değiştirilmesine ilişkin verdiğimiz kanun tekliflerine atıfta bulunarak genel kurulda konuşulmasını istemesi ve TBMM çatısı altında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'na işaret etmesi bu meselenin politikliğini açığa çıkartmış oldu. Çünkü Umut Hakkı meselesi AİHM'in, Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT), AK BK’nin ısrarla hukuksal gerekçelerle üstünü örttüğü bir mesele haline gelmişti. Bu açıdan AK BK’nin, siyasi sürece bağlanmış bir komisyona Umut Hakkı gibi 11 yıldan sonra denetlenmesi gereken bir meseleyi havale etmesi, işin politik yönünün bir itirafı gibi oldu. Neyin itirafı? Umut Hakkı'nın siyasiliğinin itirafı. Sayın Öcalan'ın siyasi pozisyonunu ve siyasi nedenlerle Umut Hakkı verilmediğini kabul etmiş oldu. Sonuçta Umut Hakkı 11 yıldır uygulanmamışsa bu tam da komitenin bu siyasi tavrından, çözüme dair yaklaşımından, Türkiye ile ortak hareket etmesinden kaynaklıydı zaten. O yönüyle önemli ama yetersiz bir karar. Eğer komite, Türkiye’nin geçmiş pratiklerini düşünerek, Haziran 2026’ya kadar süre vermek yerine ihlal prosedürü başlatarak komisyona havale etseydi daha gerçekçi ve ciddi görünürdü. Ama maalesef komite bu ciddiyeti göstermedi. Bu da komitenin devletlerin siyasi tutumlarına göre hareket ettiğinin açık göstergesi. Demokrasi, hukuk, insan hakları, adalet ilkeleriyle var olan, bunu Avrupa ülkelerinde, konsey üyesi ülkelerde denetlemeyle ilgili bir kurumun ilgili devletin siyasi pozisyonuna göre tavır alması zaten o komitenin kendi ilkelerini zedelemesi, ayaklar altına alması demek. Varlığıyla çelişen bir tutum içerisinde bulunuyor komite. Baştan aşağı siyasi bir tutum.”

‘İKTİDAR KOMİSYONU BEKLEMEDEN UMUT HAKKI’NI MECLİSTEN GEÇİREBİLİR’

Önceki dönem HDP milletvekilleri ve DEM Parti milletvekilleri olarak Umut Hakkı konusunda 100’den fazla kanun teklifi verdiklerini belirten Aslan, bu kanun tekliflerinin mecliste, Adalet Komisyonu’nda ve İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nda bekletildiklerine dikkat çekti. İktidarın Umut Hakkı’nı komisyonu beklemeden, kanun tekliflerini görüşerek meclisten geçirebileceğine işaret eden Aslan, “İktidarın meseleyi bu kadar zamana yayması tamamen Sayın Öcalan’ın koşullarıyla ilgili. Yoksa Türkiye bu ara kararları derhal uygulamak zorunda. Bu zorunluluğu yerine getirecek olan da komitenin kendisidir. Komite ile Türkiye'nin arasında işbirliği, uzlaşma, görüşme, diyalog süreçleri var. O açıdan kararların yıllardır uygulanmamasının sorumluluğu sadece Türkiye’ye değil, aynı zamanda AK BK’nin kendisine de aittir. Komitenin verdiği ara karardaki tek önemli nokta, komisyonla somut bir yere işaret etmesidir. Çünkü önceki süreçlerde mesela komite veri istiyordu, bilgi istiyordu ama somut olarak şunu yap demiyordu. Bu ara kararında artık iki yol öneriyor Türkiye'ye. Bir, vekillerin sunduğu kanun tekliflerini gündeme al, yani genel kurula havale et. İki, ya da senin bu komisyonun var, Umut Hakkı’nı da bu sürecin bir parçası olarak teklif haline getirin sunun diyor. Bu hafta meclis açılıyor ve Türkiye istese Umut Hakkı’nı kanun teklifi olarak gündeme getirip geçirebilir” diye konuştu.

‘UMUT HAKKI’NA HUKUKEN ÖNCELİK TANINMALI!’

Numan Kurtulmuş’un yasal düzenlemeler için Ekim ayına işaret ettiğini hatırlatan Aslan, düzenlemeler açısından Umut Hakkı’na hukuken öncelik tanınması gerektiğinin altını çizdi. Aslan, zaten en başından beri ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının uluslararası kriterlere uygun olmadığının, idamla eşdeğer ölçüde, aynı ağırlıkta olduğunun önce uluslararası araştırmalarla, ondan sonra AİHM’in kararıyla teyit edildiğini ve Türkiye’nin bu cezaları uygulamaması gerektiği konusunda uyarıldığını hatırlattı. Ancak Türkiye’nin uygulanması zorunlu olan uluslararası bir sözleşmeyi ısrarla ihlal ettiğini ve 11 yıldır hukuki olarak askıya aldığını belirten Aslan, şunları kaydetti: “Umut Hakkı artık hukuken ertelenemez bir haktır. Siyasi olarak zaten Sayın Öcalan’ın tecrit koşullarının kaldırılması, fiziki özgürlüğüne kavuşması sadece 1 yıllık değil, tam 27 yıllık bir taleptir. Bu taleple ilgili dünya çapında binlerce eylem, çeşitli nöbetler, kampanyalar, çalışmalar, konferanslar, başvurular, çalışmalar yürütüldü. Umut Hakkı meselesi de hukuksal olarak özgürlüğün kapısını açabilecek bir şey. Milyonların iradesi olan Sayın Öcalan’ın özgürlüğü, politik olarak devletin erteleyemeyeceği, göz ardı edemeyeceği bir meseledir. Sayın Öcalan'ın tecrit koşulları artık siyaseten de, ahlaken de, vicdanen de, demokrasiye ve barışa inanan hiç kimsenin tahammül etmeyeceği, kabul etmeyeceği sınırda. O yönüyle Umut Hakkı hukuksal bir zorunluluk, siyaseten de kesinlikle atılması gereken ilk adımlardan biri. Türkiye'de ağırlaştırılmış müebbet mevzuatı değişirse, Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün imkanı doğar. Bu kanun değişikliğini yapacak olan meclistir. Milletvekilleri teklif verir, Adalet Komisyonu, İnsan Hakları Komisyonu, ilgili komisyonlarda bu konu görüşülüp yasa tasarısı olarak, teklif olarak Genel Kurul’a gelir ve Genel Kurul'da tartışılıp, oylanıp, geçen normal yasal değişiklik prosedürü uygulanır. Şu an süreç için oluşturulan komisyon, mecliste kanunla kurulmuş bir ihtisas komisyonu değil. Ama bu sürecin hukuksal arka planını oluşturacak bir komisyon. Bu, komisyonun kanun yapabileceği anlamına gelmez. Sadece bu konuda bir rapor hazırlayıp, Meclis Genel Kurulu’na ‘kanunun değişmesi, şunun şöyle yapılması, şu adımın atılması gibi’ önerilerde bulunabilir ve önceliği bu olmalıdır.”