GÖRÜNTÜLÜ

Av. Gizem Miran: 2025’te sürecin ruhu yargıya yansımadı

2025 yargı pratiğini değerlendirirken kadınlar, çocuklar ve tutsaklara yönelik hak ihlallerine dikkat çeken Avukat Gizem Miran, yargının hak temelli yaklaşımdan uzaklaştığın ve adalet duygusunun toplumda ciddi biçimde zedelendiğini vurguladı.

Kürdistan, Türkiye ve dünya halkları bir yılı daha geride bırakmaya hazırlanırken, 2026 yılında Barış ve Demokratik Toplum Süreci açısından önemli adımların atılması bekleniyor. 2025 yılı Kürdistan ve Türkiye halkları açısından çatışmasızlığın ve barışın konuşulduğu bir sene olurken, siyasette yapılan diyalog ve yumuşamalar ne sahada ne de yargı alanında kendini gösterdi. Barışın konuşulduğu 2025 yılında yargı pratikleri kadın ve çocuklar açısından cezasızlık politikaları ile kendini gösterirken, siyasi davalarda ise bağımsız kararlar veremedi. Yargı, yaşanan hak ihlali, işkence ve hapishanelerdeki sorunlar karşısında üç maymunu oynadı.

TOPLUMUN HER KESİMİ HUKUKSUZLUKTAN NASİBİNİ ALDI

Siyasi saiklerle ve taraflı karar veren mahkemeler özellikle siyasi dosyalarda somut delil olmamasına rağmen gizli tanık uygulamasını gerekçe göstermeye devam ederken, çocuk ve kadınlara dönük işlenen suçlarda ise fail erkeği koruma yönünde adımlar attı. Demokratik sürece uygun demokratik bir anayasa tartışmalarının devam ettiği bu dönemde anayasal anlamda ki değişiklikler bütün kesimlerin ilk talebi olurken; yargının her alanda hayatlarına müdahale ettiği kadınlar, çocuklar, siyasi tutsaklar ve azınlık halklar yargının bağımsız ve hukuki kararlar almasından yana. Cezasızlık politikasının yanı sıra umut hakkı, hasta tutsakların tahliye edilmemesi, İdari Gözlem Kurul (İGK) kararları, işçi cinayetleri, gazetecilere dönük saldırılar ve belediyelerin gaspı yaşanan hukuksuzlukların başında geliyor.

Yaşanan bu hukuksuzluğa dair ANF’ye konuşan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Şube Üyesi Avukat Gizem Miran, 2025 yılında yargının toplumsal kesimlerin haklarına erişimi konusunda ciddi sorunlar barındırdığını belirterek, bu tabloyu anlayabilmek için 2005–2025 yılları arasındaki sürecin bütünlüklü biçimde ele alınması gerektiğini vurguladı.

'KADINLARA DÖNÜK SUÇLAR CEZASIZ BIRAKILDI'

Toplumsal kesimlerin başında kadınların geldiğini belirten Gizem Miran, bu grupların hem kamusal alanda hem de yargı süreçlerinde ciddi hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Gizem Miran, “Bildiğiniz üzere sadece Türkiye’de ve Kürdistan’da değil, dünyanın hemen hemen her yerinde, 2024 yılına kıyasla 2025 yılında kadına yönelen şiddet vakalarında oransal olarak ne yazık ki artışlar görüyoruz. Bununla birlikte 2025 yılı, kadına yönelen şiddet vakalarının ve hak ihlallerinin arttığı bir dönem olurken, aynı zamanda kadın mücadelesi ve kadın özgürleşmesinde ciddi bir ivmenin kazanıldığı bir yıl olmuştur” dedi.

Diyarbakır Şiddetle Mücadele Ağı tarafından yayımlanan şiddet raporuna da dikkat çeken Gizem Miran, raporda kentin şiddet çetelesinin ayrıntılı biçimde ortaya konulduğunu söyledi. Gizem Miran, “Bu raporda birçok kurumun katkısıyla şiddet vakalarının oransal değerlendirmeleri çok detaylı bir şekilde yapılmış ve hemen hemen tüm şiddet türlerinde ne yazık ki artış olduğu görülmüştür. Bu durum, hak temelli bütüncül bir politikanın olmayışından, bu politikaların hayata geçirilmemesinden ve hukuksal mekanizmaların etkisizliğinden bağımsız değildir” diye konuştu.

Hukuksal mekanizmaların etkisizliğinin şiddeti beslediğini vurgulayan Gizem Miran, “Etkili soruşturmaların yürütülmemesi, cezalar verilirken takdiri indirimlere ve haksız tahrik uygulamalarına başvurulması ve cezasızlık politikalarının sürdürülmesi, şiddetin azalmasını değil artmasını beraberinde getiriyor. Nefret söylemleri, toplumun her kesimine yayılmaya çalışılıyor.

Dijital şiddet de bu nefret söyleminin en büyük araçlarından biri hâline getirilmiş durumda. Ne yazık ki en büyük artışı burada görüyoruz” ifadelerini kullandı.

'ÇOCUKLAR İÇİN ADALET SİSTEMİ ONARICI DEĞİL, CEZALANDIRICI OLDU'

Çocuklar açısından da tabloyu değerlendiren Gizem Miran, çocuk adalet sisteminin evrensel hukuk ilkeleri gereği onarıcı olması gerektiğini hatırlattı. Gizem Miran, “Çocuklar açısından konuştuğumuz adalet sistemi cezalandırıcı değil, çocuğun toplumla bütünleşmesini esas alan onarıcı bir adalet sistemi olmalıdır. Ancak 2025 yılında, tutuklamanın son çare olması ilkesini tartışmamız gerekirken, ‘suça sürüklenen çocuk’ tanımı dahi olumsuz anlamda tartışmaya açılmış durumdadır” dedi.

Yargılama süreçlerinde çocukların ciddi biçimde ikinci kez mağdur edildiğini vurgulayan Gizem Miran, “Hem suça sürüklenen çocuklar hem de şiddet ve istismar mağduru çocuklar, yargılama silsileleri içinde ikinci bir şiddete maruz kalmaktadır. Oysa yargılama mekanizmalarının hızlı, etkin ve çocuğu koruyan bir yapıda olması gerekirken bunun tam tersini görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Politik temelli yargılamalara da değinen Gizem Miran, bu durumun geçmişten bugüne süreklilik gösterdiğini vurguladı. Gizem Miran, “DGM dönemlerinden 90’lı yıllardaki faili meçhullere, cezasızlık politikalarından bugüne kadar hak temelli olmayan, eşitlik ilkesini yok sayan ve hukuku araçsallaştıran bir politik temelli yargılama gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ne yazık ki 2025 yılında da bu uygulamalardan vazgeçilmiş değil” dedi.

'SÜRECİN RUHU YARGIYA YANSIMADI'

Barış ve Demokratik Toplum Sürecine rağmen yargı pratiğinde köklü bir değişim yaşanmadığını ifade eden Gizem Miran, “2025’in ikinci yarısından sonra siyasi temelli operasyonlarda bir azalma görülse de devam eden dosyalar açısından bu sürecin ruhunun yargıya yansımadığını açıkça görüyoruz. Mevcut yasalar ve uygulayıcılar yaklaşımı hak temelli değil. 2025 yılında da hapishaneler büyük hak ihlallerinin yaşandığı mekânlar olmaya devam ediyor. Mahpusların barınma, beslenme, haberleşme ve ifade özgürlüğü gibi temel haklarına erişimde ciddi sorunlar yaşanıyor; işkence ve insanlık dışı, onur kırıcı muameleler sürüyor” dedi.

'UMUT HAKKI DEMOKRATİK TOPLUM İNŞASI İÇİN ZORUNLUDUR'

Yargı Paketi’ne ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Gizem Miran, infazda eşitsizliğin sürdüğünü söyledi. Gizem Miran, “Kısmi af düzenlemelerinden politik temelli yargılamalar sonucunda ceza alan mahpuslar dışlanıyor. İdari gözlem kurullarının keyfi kararlarıyla denetimli serbestlik uygulamaları eşitsizliği daha da derinleştiriyor. Bu durum barış ve demokratik toplum sürecinin ruhuna uymuyor” ifadelerini kullandı.

2026 yılına dair beklentilerini de dile getiren Gizem Miran, umut hakkının mutlaka hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Gizem Miran, “AİHM kararları doğrultusunda umut hakkının uygulanması, bu ülkenin demokratikleşmesi, yargıya olan güvenin artması ve demokratik bir toplumun inşası için zorunludur” dedi.

'YARGI, 2026 YILINDA DEMOKRATİKLEŞMEYİ ESAS ALMALI'

Gizem Miran, “2026 yılında yargı, yürütme ve yasama erkleri toplumun beklentilerine cevap veren, demokratikleşmeyi esas alan yasalarla hareket etmeli; toplumla birlikte şekillenen bir demokratikleşme süreci yürütülmelidir. Ancak bu şekilde yargı pratiğinin olması gereken noktaya evrilmesi mümkün olabilir” ifadeleriyle değerlendirmelerini tamamladı.

2025 yılında yaşanan hak ihlallerine dönük elde edilen veriler:

*En az 2 bin 519 kişi yaşam hakkı ihlaliyle karşı karşıya kaldı; bunların 187’si çocuk.

*İş cinayetlerinde en az bin 823 işçi yaşamını yitirdi; 85’i çocuk.

*Erkek şiddeti sonucu 271 kadın ve 60 çocuk öldürüldü.

*Resmi ihmal ve hatalar nedeniyle 115 kişi (38’i çocuk) yaşamını yitirdi.

*Hapishanelerde en az 24 tutuklu/hükümlü öldü.

*2 bin 807 kişi (15’i çocuk) gözaltında, hapishanede, sokakta ya da eylemlerde işkence ve kötü muameleye maruz kaldı.

*Hapishanelerde 807 tutuklu/hükümlü fiziksel/psikolojik şiddete uğradı.

*En az 427 siyasi ve sendikal yönetici tutuklandı.

*21 belediye gasp edildi veya belediye başkanları görevden uzaklaştırıldı.

*Dernekler, öğrenci toplulukları ve sendikal faaliyetlere yönelik çok sayıda kapatma ve yasaklama kararı verildi.

*222 eylem ve etkinliğe müdahale edildi.

*4 bin 393 kişi gözaltına alındı, 436 kişi tutuklandı.

*En az 51 etkinlik yasaklandı.