GÖRÜNTÜLÜ

Av. Menzione: Modern çağın en ağır suçu işleniyor

Türk devleti, DAİŞ ve HTŞ çete gruplarının, uluslararası hukuk açısından Kürtlere karşı modern çağın en ağır suçunu işlediğini belirten Ezio Menzione, “Suç ortaklığından çıkılmalı ve Rojava’nın korunması için harekete geçilmeli” dedi.

EZIO MENZIONE

Türk devleti, DAİŞ ve HTŞ çetelerinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye (Rojava) yönelik işgal saldırıları devam ederken, uluslararası kamuoyundan tepkiler de artıyor. İtalya’nın önde gelen hukukçularından ve insan hakları savunucularından Avukat Ezio Menzione, ANF’ye yaptığı değerlendirmede bölgedeki saldırıların yalnızca askeri değil, aynı zamanda politik, demografik ve toplumsal bir tasfiye amacı taşıdığını vurguladı.


Alevi ve Dürzi nüfusa yönelik saldırılara karşı uluslararası düzeyde ciddi tepkiler gösterilmemesinin, çete gruplarının bugün Kürtlere yönelik yeni saldırılar başlatma konusunda cesaretlendirdiğini belirten Menzione, hem Halep’teki Kürt mahallelerine hem de özerk yönetim bölgelerine yönelik saldırıların, bu operasyonların amacının askeri olmaktan çok demografik yapıyı değiştirmeye yönelik olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.

Menzione, “Sivillerin doğrudan hedef alınması, yerleşim alanlarının bombalanması ve yaşam alanlarının sistematik biçimde tahrip edilmesi, bu bölgeleri insansızlaştırma ve halkı zorla göçe sürükleme politikasının açık göstergesidir” dedi.

‘EL ŞARA BİR KUKLA, ASIL GÜÇ TÜRKİYE’

Saldırıların arkasındaki güçleri değerlendiren Menzione, Şam’daki geçici yönetimin başındaki El-Şara’nın yalnızca bir vitrin ve kukla olduğunu vurguladı. Menzione, devamla şunları ifade etti: “El-Şara sadece bir kukladır. Asıl iki büyük aktör var: Türkiye ve ABD. ABD, hiçbir zaman Kürtlerin gerçek müttefiki olmadı. DAİŞ’e karşı mücadele döneminde bile bu ittifak güvenilir değildi. Bugün bu maskenin tamamen düştüğünü görüyoruz.”

‘ÖRNEK OLACAK BİR MODEL, TEHLİKE OLARAK GÖRÜLÜYOR’

Türkiye’nin ise saldırıların asıl mimarı olduğunu belirten Menzione, Ankara’nın Rojava’daki Özerk Yönetim’i varoluşsal bir tehdit olarak gördüğüne dikkat çekti. Rojava’daki Özerk Yönetim’in Türkiye ve geçici hükümet tarafından yalnızca askeri değil, ideolojik bir tehdit olarak görüldüğünü vurgulayan Menzione, şu değerlendirmede bulundu: “Rojava modeli, kadın-erkek eşitliği, etnik ve dini eşitlik, yerel demokrasi ve özyönetim temeline dayanıyor. Bu, Türkiye’deki Kürtler ve bölge halkları için güçlü bir örnek oluşturuyor. Türkiye açısından asıl tehlike budur. Bu nedenle Rojava’daki bu deneyimin yok edilmesi hedefleniyor.”

‘ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN KABUL EDİLEMEZ’

Rojava’daki yapının bağımsız bir devlet olmadığını, yalnızca özerk bir yönetim olduğunu hatırlatan Menzione, buna rağmen saldırıya uğramasının uluslararası hukuk açısından kabul edilemez olduğunu söyledi. Menzione, “Bu yapı bağımsız değil, sadece özerk. Merkezi yönetimle federatif ilişki kurmayı hedefleyen bir model. Buna bile tahammül edilemiyor. Bu durum uluslararası hukuk açısından akıl almazdır” dedi.

Suriye Geçiş Hükümeti’nin var olan anlaşmalara rağmen böylesi bir saldırı başlatmasının, bunun arkasında uluslararası güçlerin olduğunun bir göstergesi olduğunu söyleyen Avukat Menzione, “Şimdi yeniden Rojava’nın askeri güçlerini Suriye ordusu içine alacaklarını söylüyorlar. Buna kimse inanmaz. Zaten kukladan ibaret olan Şara ile böylesi bir antlaşma olması imkansız. Şara, Rojava deneyimin tam karşıtıdır. Kürtleri kabul etmek, bu modeli kabul etmek anlamına gelir; bunu da yapacaklarını zannetmiyorum” diye konuştu.

‘MODERN ÇAĞIN EN AĞIR SUÇU İŞLENİYOR’

Bu saldırılarda uluslararası hukukun dünyanın gözü önünde bir bütün olarak ihlal edildiğini vurgulayan Menzione, Suriye’de Kürtlere yönelik modern çağın en ağır suçunun işlendiğini ifade etti. Menzione, şöyle devam etti: “Bu saldırılardaki en ağır suç, insanları zorla göçe zorlamaktır. Öldürmeler ve yıkım büyük suçtur. Ama asıl büyük suç, halkın zorla yerinden edilmesidir. Kadim halklar evsiz, topraksız bırakılıyor; kamplara, akrabalarının yanına, hatta kış ortasında açık havaya mahkum ediliyor. Bu, modern çağın en ağır suçlarından biridir. Halep’te ve bugün Kuzey ve Doğu Suriye özerk bölgelerinde yaşanan tam da budur. Yerinden edilme, burada olduğu gibi dünyanın başka yerlerinde de savaşı isteyen ve dünyaya dair farklı bir vizyon dayatmak isteyenlerin başvurduğu başlıca suç haline gelmiştir.”

‘ULUSLARARASI TOPLUMUN SESSİZLİĞİ SUÇ ORTAKLIĞIDIR’

Avrupa ve Batı dünyasının sessizliğini sert sözlerle eleştiren Menzione, bunun da ayrı bir sorumluluk doğurduğunu söyledi. Menzione, “Bu saldırılardaki bir diğer sorumluluk ise, Rojava’nın özgür deneyimini bastırmak, yok etmek isteyen, bu sürece karşı hiçbir şey söylemeyen, yani sessiz kalan hükümetlere aittir. Gazze söz konusu olduğunda kamuoyu baskısıyla konuşmak zorunda kaldılar. Rojava’da yaşananlar ise sessizlik içinde geçiştiriliyor. Adeta Rojava’da yaşananlar görünmez biçimde yaşanıyor. Bu sessizlik, dolaylı bir suç ortaklığıdır” diye ekledi.

‘SALDIRILAR AVRUPA İÇİN DE BÜYÜK TEHDİT’

Bölgede tutulan on binlerce DAİŞ’linin serbest bırakılma ihtimaline dikkat çeken Menzione, bunun küresel güvenlik açısından büyük risk taşıdığını söyledi. Menzione, “Bu durum, Türkiye için bir tehdit değil; çünkü Türkiye, uzun yıllar DAİŞ’i destekledi. DAİŞ’e giden silah ve mühimmatlar Türkiye üzerinden gitti. Şimdi de bu kişilerin serbest bırakılmasını istiyorlar. On bin DAİŞ’linin serbest bırakılması, Avrupa için de son derece büyük bir tehdittir” dedi.

‘ROJAVA HALKININ BİLGELİĞİ EN BÜYÜK GÜCÜDÜR’

Saldırılar nedeniyle ortaya çıkan ağır tabloya rağmen Rojava halkının direnişine ve politik bilincine güvendiğini belirten Avukat Menzione, son olarak şunları söyledi: “Rojava halkı, dünyada eşi ve benzeri az görülen bir toplumsal deneyim ortaya koydu. Bu bilgelik ve örgütlülük, onların en büyük gücüdür. Bu saldırılara karşı da aynı direnci göstereceklerine inanıyorum. Böyle bir kapasite göstermiş olan insanların, bu işgal saldırılarına karşı hâlâ tepki verebilecek güçte ve direnişte olduklarından eminim.

Bize düşen de bu direnişe her alanda sahip çıkmak, desteklemek ve Rojava’yı korumak olmalı.”