Aziz Tunç: Kürt halkı topyekûn bir direniş sürecine girdi

Araştırmacı-Yazar Aziz Tunç, SDG-Şam görüşmelerinin çökmesinin ardından Kürt bölgelerinin doğrudan hedef alındığını belirterek, Kürt halkının iradesini, kazanımlarını ve onurunu savunmak üzere topyekûn bir direniş sürecine girdiğini söyledi.

AZİZ TUNÇ

Geçici Şam Hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yürütülen görüşmeler sonuçsuz kaldı. Görüşmelerin sonuçsuz kalmasının ardından sahada çatışmalar tırmandı; Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtlerin denetimindeki bölgeler doğrudan hedef alınmaya başlandı. Yaşanan gelişmelerle birlikte Kürtlerin siyasi iradesi, yönetim yapıları ve son yıllarda elde edilen kazanımlar saldırıların merkezine yerleşti.

Gelinen süreci değerlendiren Araştırmacı-Yazar Aziz Tunç, görüşmelerin çökmesinin ardından ortaya çıkan tabloyu, Kürt halkının iradesini kırmaya dönük çok yönlü bir baskı hattı olarak tanımladı. Tunç, Kürtlerin uzun süredir diyalog, çözüm ve barış temelinde yürüttüğü çabaların karşılık bulmadığını, buna karşın sahada halkın onurunu, kimliğini ve kazanımlarını hedef alan bir yönelimin öne çıktığını belirtti.

‘BEKLEYİŞ BİTTİ, DİRENİŞ SÜRECİ BAŞLADI’

Aziz Tunç, Mazlum Abdi’nin son dönemde yaptığı görüşmenin ardından Kürt kamuoyunda ortaya çıkan ruh halini ve sahadaki gelişmeleri değerlendirerek, bu sürecin Kürt halkında yeni bir toplumsal ve siyasal kırılma yarattığını söyledi:

“Mazlum Abdi’nin son yaptığı görüşme ve o görüşmeye karşı aldığı tavır, Kürt halkında beklenen bir sonuç yarattı. Kürt halkı zaten oldukça ciddi bir tepki duyuyordu. Ancak o tepkinin Kürt örgütlülükleri tarafından mücadeleye aktarılması konusunda bir beklenti oluşmuştu. Bir çözüm ya da bir anlaşma olabilir düşüncesiyle insanlar kendilerini sınırlandırıyor, bekliyor ve baskılıyordu.

Ancak söz konusu görüşmeden çözüm ve doğru bir yaklaşım çıkmayınca, Kürt halkının mevcut durumunda -benim sosyal medyada ve medyada izlediğim kadarıyla- büyük bir coşku ve yoğun bir heyecan ortaya çıktı. Kürdistan’ın her tarafında Kürtler ve Kürt gençleri, Rojava'yı savunmak için harekete geçmiş durumda. Doğru olan da bu.

Halep'te ve devam eden saldırılar sürecinde ortaya konan soğukkanlılık, Kürtlerin zayıflığı ya da yetersizliği gibi algılandı. Hatta ‘Hani sizin yüz bin kişilik ordunuz vardı?’’ diye soruldu. İşte şu anda dünya alem görecek Kürtlerin yüz bin kişilik ordusu var mı yok mu?

Kürtlerin ortaya koyacağı direniş, dünyaya bir kez daha Rojava'da gösterilen direnişin ve kararlılığın yeniden yaşatılacağı bir döneme girildiğini gösteriyor. Bu, doğru olandır. Kürtler haklıdır. Üstelik Kürtler, bu noktaya gelinmemesi için olağanüstü fedakarlıklar gösterdi. Görüşmeler yapıldı; sağa gidildi, sola gidildi. Herkesin bir biçimde rolünü oynaması istendi. Ve Kürtler bir biçimde ‘savaşmayalım’ dedi. Savaşmak istemedi. Savaşın yarattığı sonuçları halkların yaşamasını istemedi.

Ama bu durumu Kürtlerin zayıflığı gibi gören Şara ve Şara'nın destekçileri, Türk devleti ve de diğer çeteler, Kürtlere daha korkunç acıları yaşatmaya yönelik bir tavır içine girdi.”

‘KÜRTLER KAZANACAK’

Aziz Tunç, Kürt halkının son saldırılara karşı ortaya koyduğu ortak tutumun tarihsel bir direniş örneği oluşturduğunu belirterek, bu düzeydeki birlik ve kararlılığın dünya halkları arasında ender görüldüğünü ifade etti:

“Kürtler, dün akşamdan bu yana kendilerine yaşatılmak istenen acıları hak etmediklerini ve buna izin vermeyeceklerini Kürdistan’ın her parçasından, Kürtlerin yaşadığı tüm alanlardan; bütün Kürt örgütlülükleri ve tüm Kürt dinamikleriyle ortaya koyuyor. Bu, gerçekten herhangi bir halkın kolayca sahip olabileceği bir özellik değil. Dünyanın birçok halkının direnişini az ya da çok takip ettik, okuduk, öğrendik. Ancak bu düzeyde bir refleks, bu ölçüde ortak bir tepki ve bu kararlılık son derece nadir görülür. Özellikle bunun görülmesi ve doğru anlaşılması gerekir.

Buradan hareketle şunu çok rahat söyleyebilirim. Ayrıca bunu ifade ederken propaganda amacıyla konuşmadığımı özellikle belirtmek isterim: Kürtler kazanacak. Bugün ortaya konulan bu refleksi gösteren bir halka hiçbir güç kaybettiremez. Bu nedenle herkes huzurlu olmalı ve direnişin kurulduğu her alanda verebileceği en büyük desteği, sunabileceği en güçlü katkıyı ortaya koymalıdır. Ne yapılacaksa bugün yapılmalıdır. Çünkü bugün, Kürt halkının destan yazacağı günlerdir.

Bu tablo, son dönemde sıkça dile getirilen Kürtlerin yetersizliklerine, eksikliklerine ya da hatalarına yönelik tartışmaların Kürtler tarafından hak edilmediğini bir kez daha gösterdi. Kürtler bu süreç boyunca esasen bir basiret ortaya koymaya, diplomatik bir hassasiyet göstermeye çalıştı. Sorunun barışçıl yollarla çözülmesi için kimi zaman söylemeleri gerekenleri söylemediler, yapabileceklerini yapmadılar; ortamın hassasiyetini gözeterek kendilerini sınırladılar. Ancak anlaşılıyor ki DAİŞ’in ve El Kaide artığı yapıların böyle bir hassasiyeti yok; böyle bir dertleri de yok. Bu durum tüm açıklığıyla ortaya çıktı. Kürtler de buna karşı yapabilecekleri her şeyi yapacaklar.”

‘TAKKE DÜŞTÜ, KEL GÖRÜNDÜ’

Tunç, Önder Apo tarafından sunulan ‘Demokratik Toplum ve Barış’ yaklaşımının devlet tarafından kötü niyetli biçimde kullanıldığını belirterek, sürecin Kürt halkına karşı bir baskı aracına dönüştürüldüğünü ifade etti:

“Kürt halkının önerisi, Sayın Abdullah Öcalan’ın bütün dirayeti, önderlik yetenekleri ve fedakarlıklarıyla geliştirdiği; daha doğrusu sahiplenip ilerlettiği ve halkların acı çekmeden yaşayabileceği bir ortamın oluşmasını mümkün hale getirdiği bir süreçtir. Ancak Türk devleti, bu süreci Kürtleri yok etmek için kullanıyor. Tek kelimeyle mesele budur. ‘Takke düştü, kel göründü.’

Türk devleti, Sayın Öcalan’ın geliştirdiği Demokratik Toplum ve Barış Projesi’ni Kürt halkına karşı kötü amaçlarla kullanmaya çalışıyor. Bu yaklaşım iyi niyetle değil; Kürtlerin iradesini kırma hedefiyle yürütülüyor. Bahçeli’nin başından bu yana yaptığı tüm açıklamaların, esasında samimiyet sorunu taşıyan ve zehirli bir yaklaşımla şekillendiği zaten görünüyor, biliniyor ve anlaşılıyordu. Buna rağmen Kürtler, Sayın Öcalan’ın geliştirdiği Demokratik Toplum ve Barış Projesi’ne bağlı kalmak istedi. Nitekim bağlı da kaldı. Bugün itibarıyla bu çizgiden kopma gibi bir durum söz konusu değildir.

Demokratik Toplum ve Barış Projesi artık Kürt halkının kendi projesine dönüşmüş durumdadır. Kürt halkı, bu projenin hayata geçmesi için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Ancak devleti temsil edenler ve devlet cephesindekiler bu sürece aynı yerden bakmıyor, aynı yaklaşımı göstermiyor. Asıl sorun da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Zaten bu durum, sürecin başından itibaren hissediliyordu.”

‘TÜRKİYE’DE BİR TERÖR VARSA BU, DEVLETİN TERÖRÜDÜR’

Tunç, ‘Terörsüz Türkiye’ söylemi üzerinden yürütülen tartışmalara ilişkin değerlendirmesinde ise, bu ifadenin tarihsel gerçekleri tersyüz eden bir politik çerçeveye dönüştürüldüğünü belirtti:

“En başından beri sürekli ‘Terörsüz Türkiye’ söylemiyle meselenin düşünsel altyapısını oluşturmaya çalıştılar. Ancak mesele ‘terörsüz Türkiye’ değildir. Türkiye’de bir terör varsa, bu devletin terörüdür; Kürtlerin değil. Kürtler terör falan yapmadılar.

Kürtler özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi yürütürken, elbette bu mücadelede belli yöntemlere başvurdular. Ama terör yapan devletti. Maraş’ta, Dersim’de, Koçgiri’de, Roboski’de terör yapan devletti. Bütün imkanlarıyla, bütün gücüyle terörü uygulayanlar kendileriydi. ‘Terörsüz Türkiye’ diyorsanız, bugüne kadar işlediğiniz bu suçların hesabını verin. ‘Terörsüz Türkiye’ ancak bu şekilde mümkün olabilir.

Peki, ‘barışalım’ deniyorsa elbette barışalım. Kürtler, kendi önderliklerine, Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği projeye bağlı olarak, barış konusunda gerekli her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olduklarını ortaya koydu, bekledi ve bunun gerçekleşmesini istedi.

Bu süreçte atılması gereken her adımı Kürtler attı. Bunu dünya kamuoyu da biliyor, Kürt halkı da biliyor, Türkiye’deki demokrasi güçleri de biliyor. Kürtler silahlı mücadeleyi bıraktı ve silahlarını yaktı. Gerillalarını geri çekti. Temas alanlarında üzerlerine düşen her şeyi yaptı. Peki karşı tarafta ne oldu? Türk devleti durmadı. Sürekli ‘Terörsüz Türkiye’ söylemiyle baskı oluşturmaya çalıştı. Bu da yetmeyince, Rojava’daki iradeyi kırmaya yöneldi.”

‘KÜRTLERİN BU SAVAŞI KAYBETME İHTİMALİ YOK’

Aziz Tunç, Şara ile Mazlum Abdi arasında yürütülen temaslara ilişkin değerlendirmesinde de Kürtlere yönelik yaklaşımın aşağılayıcı ve yok sayıcı bir anlayış içerdiğine dikkat çekerek, sürecin yeni bir tarihsel kırılma yarattığını ifade etti:

“Şara, Mazlum Abdi’ye 2011’den önceki durumu adeta bir lütuf gibi sunuyor. ‘2011’den önce sizin kimliğiniz yoktu, Kürt olarak bir kimliğiniz yoktu. Biz size bu kimliği verdik; daha fazlasını istemeyin, buna razı olun’ demeye getiriyorlar. Bu yaklaşımda Kürtlerin bir toplum, bir halk ve bir ulus olarak taşıdığı ağırlığa zerre kadar saygı yok. Burada Kürtlerin onuruyla oynandı. Kürtlerin gerçekten onuru kırıldı. Sorulması gereken şudur: Burada yapılmak istenen nedir? Türkiye’de Kürtlere uygulanan zulüm ve zorbalık yetmiyormuş gibi, şimdi de Kürtlerin canlarıyla ve kanlarıyla kazandıkları değerlerin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelinmektedir.

Oysa Rojava’daki yapı, Türk devleti açısından hiçbir tehdit oluşturmayan bir siyasal ve toplumsal oluşumdur. Buna rağmen Türk devleti, Rojava yönetimiyle birlikte görünmek istemezken; DAİŞ, El Kaide ve HTŞ benzeri yapılarla yan yana durmakta herhangi bir sakınca görmemektedir. Söz konusu savaş, Türk Devleti’nin her türlü desteği olmadan gerçekleşebilecek bir savaş değildir. Bugün Kürtlere yönelik saldırının komutanlığında, korunmasında, fiili yöneticiliğinde ve lojistik desteğinde Türk devleti vardır.

Bu savaş, Türk devleti ile Kürtler arasındaki son savaş olarak yürütülmektedir. Türk devleti, bu saldırılarla Kürtlerin iradesini bir yüzyıl daha kırmayı hedeflemektedir. Kürtler bunun farkındadır. Bu nedenle bu savaşı kazanmaya mahkum ve mecburdurlar. Kürtlerin bu savaşı kaybetme ihtimali yoktur. Türkiye’nin ve dünyanın demokratik çevreleri ile kurumları, özellikle Aleviler, bu saldırılara karşı en güçlü tepkiyi ortaya koymalıdır. Çünkü El Kaide, DAiŞ ve HTŞ çeteleri ilk olarak Alevileri ve demokrasi güçlerini hedef alacaktır.”