‘Babam demiş, fakirlerin haklarını müdafaa etmelisin’
Nureddîn Sofi, ‘Babam demiş, fakirlerin haklarını müdafaa etmelisin’ sözünü hayat felsefesi haline getirdi. Fakirlerin haklarını savunduğunu söylerdi.
Nureddîn Sofi, ‘Babam demiş, fakirlerin haklarını müdafaa etmelisin’ sözünü hayat felsefesi haline getirdi. Fakirlerin haklarını savunduğunu söylerdi.
Qamişlo’nun Nisêbîn’e yakın sınır hatlarında, at besleyen bir çocuk olarak başlayan Nureddîn Sofi’nin yolculuğu, zamanla bir şair, bir komutan, bir ozan, bir dengbêj, bir alim, bir Arap ve bir Kürt olarak devam etti. Arayışlarının izinden giderek bir zamanın yörüngesini değiştirdi.
Sofi, Halep’te kimya bölümünde eğitim gördü ve arayışların izinde yola çıkarak Qamişlo, Şam, Halep ve Lübnan kentlerinde deli dolu bir yolculuğa çıktı. Mertti, mütevazıydı ve dağlar kadar saygın biriydi. Cebinde para taşımaz, güzel gözlükleriyle anılırdı.
Henüz yirmi yaşına gelmeden, zorlu savaşların eşliğinde otuz yıl boyunca hiç durmadan yürüyeceği o görkemli yolculuğa çıktı. Dağların arkasında, sınırların kesiştiği yerlerden geçti; arkadaşlarına ve savaşçılarına şiirleriyle moral verdi, “33 Kurşun” ve “Diyalog” şiirlerini sisli ve yağmurlu günlerde paylaştı; ‘Adilların, Nudaların, Avareşlerin hatırına’ derdi.
Bilim çağını tartışırken, dağlarda nergisleri deste deste toplayan kuşağın insanları onu hatırlar, özler ve anılarını anlatır; hepsi yeni ve taze bir zamanın ışıklarına doğru yol alır.
Zifiri karanlıklar, su çeşmeleri, uzun patikalar, palamut ağaçları ve martı sürüleri Sofi’nin yürüdüğü yolların tanıklarıydı. Lübnan’dan Şam’a, Amed’den Zagroslara uzanan hat boyunca geçen yıllarını, kitap, kalem ve defter çantasında taşıdı. Rojava’nın esmer çocukları, yaralıları ve süvarileriyle yürüdü.
Sofi, doğanın sesleriyle hep iç içe yürüdü; kedilerin miyavlamasını, sincabın ağaca tırmanışını, baharın gelişini ve selin kalkışını öyküsüne kattı. Yolda karşılaştığı insanlara hal hatır sordu, patikalarda yürüyenlerin hikayelerine tanık oldu. “Haydi oturalım, kitabın redaktesini konuşalım; Ortadoğu’nun içinden geçtiği Suriye’nin hallerini yazmışım. Kürtlerin yol ve zamanının haritası budur” der, “Yılgın savaşları, kader tayin edici günleri kaleme almışım” diye eklerdi.
Hayat yolculuğunun doğduğu yerden başladığını söylerdi. Kürt varlığını yüksek tepelerde anlatırdı. Büyük komutan inkarı asla kabul etmezdi: ‘Kürt’ derdi, ‘Kürtler ve Kürdistan üzerinden işgal kabul edilemez’ derdi. Sert ve güçlü bir hitabı vardı. Dağa konuşur, çiçeğe, böceğe ve akan nehirlere hitap ederdi. Yaşamın akışkan sevincini arkadaşlarına verirdi. Savaş, taktik, yenilgi, zafer, şiir ve memleket sevgisi dilinden düşmezdi.
Ülkesi uğruna düşmediği pusu, kurmadığı düş yoktu. Binlerce insanı eğitti; işgal ve ilhakın reddinin öğrenilmesini sağladı. Dağların rengiydi; Rojava ve Kürdistan’dı. Dağ başında bulgur pilavı, kuru fasulye ve bir soğanla geçen günler, nisanın badem çiçeği özlemi ve elden ele dolaşan notlar, bu yolculuğunun ayrılmaz parçalarıydı.
Metina Dağları’nda bulmaca çözerdi Sofi; akşamları türkü söyler, altın renkli hançerini, savaş defterini ve günlüğünü hep yanında taşırdı. Amed’in yollarına düşerek çağının öyküsünü anlattı.
‘Babam demiş, fakirlerin haklarını müdafaa etmelisin’ sözünü hayat felsefesi haline getirdi Sofi. Fakirlerin haklarını savunduğunu söylerdi. Lübnan, Şam, Amed, Musul, Şengal, Dersim ve Merivan gibi birçok bölgede; Sabri’nin, Haki’nin, Nalin’in, Bawer’in, Cemal’in ve daha nicelerinin yol arkadaşı olduğunu anlatırdı.
Rüstem’in, Rıza’nın, Haydar’ın ve Kasım’ın yol arkadaşıydı; geçmişin tüm izlerini, eski ve diri kalmış anılarıyla birlikte hafızasında yaşatırdı: ‘Ah, o eski geçmiş, eski ve diri kalıp ardına verdiğim anılar…’
Melayê Cizîrî, Feqî Teyran, Tahîrê Uryan ve Cegerxwîn’in sözlerini okur; dağ yamacında, patikada, Garê’nin sisli havasında ve yağmurun altında yürüyenlere şiirleriyle eşlik ederdi.
Sofi, “yola düşen, suyu geçen, hayal edip gidenlere kaldım öyküsü” olarak anılırdı. ‘Kendi dağlarında savaşanları anlatamadık, yazamadık’ derdi. Ondaki zamanın telaşı, acele etme, koruma ve kazanma duygusu; aynı ailenin, aynı zamanların, aynı savaşın neferi olma bilinci dikkat çekerdi.
Bir palamut ağacının gölgesinde verilen molada, ‘Kendinize iyi bakın, yine gelirim,’ sözleriyle arkadaşlarına veda etti Sofi.
Bir yaşamın yol arkadaşı olarak anılan Sofi, en son Bergarê yolunda, Bahtiyar’la birlikte, avazı çıktığı kadar Mihemed Şêxo’nun “Ay lê gulê, ay gewrê” türküsünü söylüyordu…
Nureddîn Sofi, Garê bölgesinde 6 Nisan 2021’de şehit düştü.