Bakırhan: Amed, Mahabad, Hewlêr ve Kobanê’nin hukuku tanınmalı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, demokrasinin güçlenmesi için Tahran’ı Mahabad’ı, Ankara’nın Amed’i, Bağdat’ın Hewlêr’i, Şam’ı da Kobanê’yi tanıması gerektiğini kaydetti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. 

Ortadoğu’da derinleşen savaşlara, Kürt sorununun çözümüne, Türkiye’de barış ve demokratik toplum sürecine ve iktidarın hukuk politikalarına değinen Bakırhan, çözümün demokrasi, hukuk ve eşit yurttaşlıkta olduğunu vurguladı.

ORTADOĞU’DA ÜÇ ÇİZGİ KARŞI KARŞIYA

Ortadoğu’daki gelişmelere dikkat çeken Bakırhan, yeni dönemde savaşların yalnızca askeri değil, aynı zamanda ticaret yolları ve geçiş hatları üzerinden şekillendiğini söyledi.

İran’daki savaşa ilişkin değerlendirmesinde Önder Apo’nun daha önce dikkat çektiği “üç çizgiye” işaret eden Bakırhan, şunları söyledi:

“Birinci çizgi İsrail çizgisidir. Bu savaşla hükmeden akıldır. İkinci çizgi İngiltere'nin başını çektiği çizgidir. Bu da dengeyle oyalayan statükocu bir akıldır. Üçüncü çizgi de demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. Yani uğruna bedeller ödediğimiz, mücadele ettiğimiz çizgidir. Bu demokratik bir toplum isteyen bir akıldır. Şimdi başta İran olmak üzere birçok yerde aslında bu üç çizgi karşı karşıyadır.”

Bakırhan, DEM Parti olarak Ortadoğu’da da İran’da da demokrasi ve ortak yaşam çizgisini savunduklarını söyledi.

‘PETROL VE DOĞALGAZ PENCERESİNDEN BAKMIYORUZ’

Bakırhan, İran ve Ortadoğu’nun yalnızca enerji kaynaklarıyla tanımlanamayacağını belirterek, bölgenin çok katmanlı tarihsel ve toplumsal yapısına dikkat çekti.

“Biz İran'a ve Ortadoğu'ya sadece petrol, doğalgaz, petrol, dolar olarak bakmıyoruz. Burası medeniyetin mayalandığı, hakların ve inançların yüzyıllarca yan yana yaşadığı bir coğrafyadır. Kürtlerin de 2000 yıl üzerinde bir geçmiş tarihleri var bu coğrafyada. Bu gerçeği gözetmeyen her hegomanik ve bölgesel güç büyük bir yanılgı yaşar, kaybeder.”

Türkiye’nin artık “eski korkular ve eski devlet kodlarıyla değil, barış ve demokrasi eksenli bir siyasetle” hareket etmesi gerektiğini ifade eden Bakırhan, Ankara’nın dış müdahalelere karşı tutumunu anlamlı bulduklarını, ancak bunun yanında Kürtlerin, kadınların ve farklı halklar ile inançların tanınması için de çağrı yapması gerektiğini söyledi.

‘KÜRTLER SORUNLARINI BAŞKENTLERLE ÇÖZMEK İSTİYOR’

Kürtlerin bölgesel ve uluslararası güçlerin aracı olmadığını vurgulayan Bakırhan, Kürt halkının yaşadığı her ülkede sorunlarını o ülkenin başkentiyle çözmek istediğini belirtti.

Bakırhan şöyle konuştu: 

“Kürtleri bölerek ve parçalayarak, farklı göstererek kimse bir yere varamaz. Açık söylüyoruz. Kürtler yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle sorunlarını çözmek istiyor. Yanlış mı yapıyoruz? Türkiye'de sorunumuz varsa Ankara'yla çözmek istiyoruz. Irak'taki Kürtler sorununu Irak devletiyle çözmek istiyor. Kiminle çözecekler? Suriye'de bir sorun varsa bir muhatabı Kürtler ise diğer muhatapları Suriye yönetimidir. İran'da da Kürtler sorunlarını İran devletiyle İran devletiyle çözmek istiyorlar. Ama Kürtlerin bu başkentlerle çözmek istedikleri bu duruşuna saygı göstermeliler.”

Bakırhan, Kürtler arasında “iyi Kürt-kötü Kürt” ayrımı yapan yaklaşımın böl-yönet siyaseti olduğunu belirterek, bu dilin çözüm değil, çözümsüzlük ürettiğini söyledi.

‘TAHRAN MAHABAD’I, ANKARA DİYARBAKIR’I TANIMALI’

Bakırhan, bölge ülkelerinin Kürtlerin varlığını ve haklarını tanımasının yalnızca Kürtler için değil, ilgili devletler için de güçlendirici bir adım olacağını ifade etti.

“Statükodan ve çözümsüzlükten vazgeçmeliler artık. Tahran, Mahabad’ın hakkını tanırsa İran güçlü olur. Şam, Kobanê'yi kabul ederse Suriye güçlenir. Bağdat, Hewlêr'in, Süleymaniye'nin hakkını korursa Irak güçlenir. Ankara, Diyarbakır'ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan kazan politikası budur.”

'BARIŞ EŞZAMANLI VE KARŞILIKLI ADIM ATMA SÜRECİDİR'

Türkiye’nin “100 yıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini” yaşadığını söyleyen Bakırhan, barış ve demokratik toplum sürecinin geciktirilmeden ilerletilmesi gerektiğini belirtti.

“Bu önemli bu önemli süreçte önce sonra ikilemi kurmak, süreci teyit mekanizmasına havale etmek çözümü geciktirme çabasıdır. Bu çaba sadece çözüm karşıtlarını cesaretlendirir ve süreci enfekte etme riski taşır. Barış eşzamanlı ve karşılıklı adım atma sürecidir. Barışın siyasal iklimini oluşturmak için de adımlar atılmalıdır.”

Bakırhan, hem Devlet Bahçeli’nin hem de Cumhurbaşkanı’nın son dönemde “Oyalanmaya gerek yok” yönündeki açıklamalarını hatırlatarak, bu durumda asıl sorunun “kim adım atacak?” sorusunda düğümlendiğini söyledi.

“Artık bu süreci yürütenler, karar vericiler, bir an önceliklerini çabuk tutarak bu meselenin çözümü konusunda atılması gereken adımları ivedilikle atmalıdırlar.”

AİHM VE AYM KARARLARI UYGULANMALI

Bakırhan, barış süreci için yeni bir yasal hazırlık beklenmeden de birçok adımın atılabileceğini söyledi.

“Bunun için hiçbir yasal hazırlığa gerek kalmadan AİHM kararları, AYM kararları uygulanabilir. Hala halkın iradesine çökmüş, kayyımlar kaldırılabilir. Yerine halkın iradesi getirilebilir. Barış hukukun sözle değil, sözün hukukla bağladığı anda başlar. Adımlar birlikte atılırsa güven oluşur. Güven oluşursa yol açılır, demokrasi gelir. Hepimiz nefes alırız.”

Barışın yalnızca sözle değil, hukuki güvenceyle mümkün olacağını ifade eden Bakırhan, karşılıklı ve eşzamanlı adımların güveni büyüteceğini vurguladı.

‘TÜRKİYE’DE HERKES ADALET VE HUKUK ARIYOR’

Konuşmasında Türkiye’deki hukuk ve demokrasi krizine de geniş yer veren Bakırhan, yaşanan ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunların temelinde bu krizin yattığını söyledi.

“Türkiye’nin barışından ekonomisine, umudundan mutluluğuna kadar her konuda olumsuz sonuçlar üreten şey demokrasi ve hukuk krizidir. Emin olun, bir avuç güvenli limanlarında yaşayanların dışında herkesin elinde fener, adalet ve hukuk arıyor bu memlekette.”

İktidarın yargıyı muhalefeti kuşatma aracı haline getirdiğini belirten Bakırhan, buna rağmen yolsuzluk iddialarının da üzerinin örtülmemesi gerektiğini vurguladı.

“biz asla yolsuzluk iddialarına da ahlaksızlıklara da gözlerimizi kapatmadık. Kapatmayacağız. Fakat Türkiye'de hukuk eğilip bükülüyor. İktidara ayrı, muhalefete ayrı hukuk olmaz. Güçlüye ayrı, güçsüze ayrı hukuk olmaz. Zengine ayrı yoksula ayrı hukuk olmaz. Bizim DEM Parti olarak çizgimiz nettir. Yolsuzluk iddiası sonuna kadar araştırılmalıdır.”

Bakırhan, bu nedenle herkes için geçerli olacak güçlü bir siyasi etik yasasına ihtiyaç olduğunu söyledi.

CHP BELEDİYELERİNE OPERASYONLARA TEPKİ

Bakırhan, son dönemde CHP’li belediyelere dönük operasyonlara da tepki gösterdi. Bu soruşturmaların toplum nezdinde “yolsuzlukla mücadele” olarak değil, “hukuk yoluyla siyasi tasfiye” olarak görüldüğünü söyledi.

İçişleri Bakanı’nın açıkladığı verileri hatırlatan Bakırhan, 31 Mart 2024’ten bu yana açılan soruşturmaların önemli bölümünün AK Partili belediyelere ait olduğunu, ancak buna rağmen görevden alma ve kayyım uygulamalarının muhalefet belediyelerine yöneldiğini belirtti.

Bakırhan, “Hakkında soruşturma açılan her iki belediyeden birisi AK Partili belediyeymiş. Biz de soruyoruz. Soruşturma açılan her iki belediyeden biri AK Partili belediye ise neden kayyım DEM Parti belediyelerine, neden görevden uzaklaştırmalar CHP’li belediyelere uygulanıyor da AK Partili belediyelere uygulanmıyor.” ifadelerini kullandı.