DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, haftalık Meclis Grup Toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi.
Bakırhan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:
“Sözlerime başlamadan önce 3 Kasım’da faili meçhul bir cinayete kurban giden eski Antep HEP İl Başkanımız Abdulsamet Sakık’ı saygı ve rahmetle anıyorum. Onun şahsında, demokrasi mücadelesinde emek verirken yaşamını yitiren bütün arkadaşları da saygı ve minnetle anıyorum. Yine haksız ve hukuksuz bir şekilde yaklaşık 3 yıl cezaevinde tutsak kalan Semra Güzel arkadaşımız dün tahliye edildi. Aramıza hoş geldi. Geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bir önceki dönemde milletvekilimiz olan Hüda Kaya’ya da bir buçuk yıllık ceza verildi. Ona da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bu ülkenin sorunlarının konuşana, muhalefet edene ceza verilerek çözülemeyeceğini bir kez daha belirterek konuşmama başlamak istiyorum.”
4 KASIM’DA DEMOKRATİK SİYASET DURDURULMAK İSTENDİ
“Tam 9 yıl önce 4 Kasım’da demokratik siyaset susturulmak istendi. Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile birlikte birçok milletvekilimiz 9 yıl önce bugün evlerinden alınarak cezaevine gönderildi. 4 Kasım 2016, salt bir hukuk operasyonu veya basit bir tutuklama dalgası değildi. Bu tarih, iktidarın Kürt meselesine yaklaşımında yaşanan radikal bir paradigma değişikliğinin de aynı zamanda miladıydı. Hedef sadece tutuklanan arkadaşlarımız değildi, onların temsil ettiği üçüncü yol paradigmasıydı. Demokratik Kürt siyaseti ile Türkiye sol sosyalist güçlerinin kurduğu ittifakı dağıtmaktı, barışı ve eşitliği kararlıca savunanları cezalandırmaktı.”
HİÇBİRİMİZ GERİ ADIM ATMADIK
“Yine o tarihlerde birçok belediyemize kayyım atandı (...) 4 Kasım sonrasında hukuk çok daha fazla keyfiyet alanına çekildi. Geçen tüm bu zorlu süreçlere rağmen ne biz dışarıda kalanlar ne de içeride olan arkadaşlarımız mücadele etmekten vazgeçmedi. Hiçbirimiz geri adım atmadık. Onun için bugün buradayız. Barışın, eşitliğin, özgürlüğün en ön saflarında yer almaya devam ediyoruz. Biz Meclis’te, arkadaşlarımız cezaevlerinde; biz meydanlarda, onlar mahkemelerde adaleti ve barışı savunmaya devam ettiler. Demokratik siyaseti susturmak isteyenlere yanıtımız “Barışın dili susmaz, barışın dilini susturamazsınız” demek oldu.”
KUMPAS DAVALARI ARTIK SONA ERMELİ
“Bu sürecin selameti için kumpas davaları artık sona ermeli. Barış konuşacaksa kumpas bitmeli. AİHM, Selahattin Demirtaş hakkında 8 Temmuz 2025'te verdiği kararda, Kobanî Davasındaki tutukluğun siyasi saiklerle sürdürüldüğünü açıkça tespit etmiş ve tahliyesini istemişti. İktidarın 8 Ekim'de, yani son gün yaptığı itirazı ise dün reddetti. Böylece Selahattin Demirtaş’ın, Kobanî Kumpas Davasında yargılanan arkadaşlarımızın kararı kesinleşmiş oldu. Türkiye AİHS’in 46. maddesi gereği bu ve daha önce verilmiş AİHM kararlarına uymakla yükümlüdür. Bu nedenle, bir an önce vakit kaybetmeden başta Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş olmak üzere Kobanî Kumpas Davasında yargılanan bütün arkadaşlarımız serbest bırakılmalıdır.”
SİYASİ TUTSAKLAR DERHAL SERBEST BIRAKILMALI
“Türkiye'nin normalleşmesi ve toplumsal barışın tesisi hukuka uymaktan geçer. Bu hukuksuzluğu sürdürmenin vicdani ve siyasi karşılığı artık kalmamıştır. Bu kısır döngü, bu ayıp artık bitmelidir (...) Yüzlerce, binlerce siyasi tutsak arkadaşımız da derhal serbest bırakılmalıdır.”
SÜRGÜNDEKİ ARKADAŞLARIMIZ DÖNEBİLMELİ
“Yine Selim Sadak gibi sürgünde bulunan arkadaşlarımız da artık kendi topraklarına dönmelidir. Kumpas dosyaları kapanmalı, demokratik siyaset alanı genişletilmelidir. Barışın temeli demokratik siyasettir. Sürecin güvencesi de demokratik siyasettir. Tam da 4 Kasım'ın yıl dönümünde çağrımızı bir kez daha yapıyoruz: Sürgündeki arkadaşlarımız ülkesine, tutsak siyasetçiler meydanlara, barış da artık bu topraklara dönmelidir.”
DEVLETİN DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM İMTİHANI
“Bu dönüşlerin olabilmesi için devletin demokratik dönüşümü gereklidir. 1 Ekim'de başlayan süreç sadece bir barış süreci değil. Bu aynı zamanda devletin demokratik dönüşümünün imtihanıdır. Peki, devletin demokratik dönüşümü ne demek?”
(...) Demokrasilerde meclis yürütmeyi denetler, yargı herkes için eşit çalışır; hükümet de meclise hesap verir. Peki, Türkiye’nin bu durumda ihtiyaçları nedir? Devletin halka hükmetmediği, hizmet ettiği bir düzen kurulsun. Hiç kimsenin kimliğinden ve inancından dolayı ötekileştirilmediği bir ortak yaşam inşa edilsin. Yargının bağımsız, meclisin güçlü ve yürütmenin şeffaf olduğu gerçek bir denetleme ve denge sistemi tesis edilsin. Sorunlar şiddetle değil, müzakere ve diyalogla çözülsün. Toplumsal barış sağlansın. İrade yerellerde, halkın bizzat kendisinde olsun. Güçlü bir yerel demokrasi güvence altına alınsın. Yas gibi en kutsal hakka saygı duyulsun. Bu vesileyle ifade etmek isterim ki, dün Şırnak'ta, ondan önceki gün Urfa ve Ağrı'da taziyelere yapılan çirkin saldırıları kabul etmiyoruz ve kınıyoruz. Barışmanın en gerçekçi yolu herkesin yas hakkına saygı göstermektir. Bu ve buna benzer onlarca öneri yapabiliriz. Fakat kısaca sözün özü şudur. Bir ülke barışla büyür, korkularla küçülür. Biz barışla ülkeyi ve demokrasisini büyütmek istiyoruz.”
GERÇEK DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM
“Bu süreç toplumun tüm kesimlerini içine almak zorunda. Bunun yolu, Ekim 2024’te başlayan süreci gerçek bir demokratik dönüşüme çevirmekten geçiyor. Mardin'den Muğla'ya, Kars'tan Hatay'a herkes bu dönüşümün öznesi olmalı. Çünkü biliyoruz ki Kürt meselesi Türkiye'nin demokrasisinin kilit taşıdır. O taş yerine oturmadıkça üzerine inşa ettiğiniz hiçbir şey sağlam olmaz. Haliyle Kürt meselesi çözüldükçe Türkiye demokratikleşecek, demokratikleşme genişledikçe de hepimiz daha özgür ve rahat nefes alacağız.”
YIKICI VE NEGATİF DEĞİL, POZİTİF BAKMAK
“Dün heyetimiz Sayın Öcalan'la bir görüşme gerçekleştirdi. Bir de açıklama yaptılar. Sayın Öcalan'ın herkese, hepimize, Türkiye'deki emekçilere, yoksullara selam ve sevgileri var. Sağlığı ve moralinin güçlü olduğunu arkadaşlarımız söyledi. Sayın Öcalan, dün özellikle tarih ve sosyoloji üzerinde durarak tarihsel Türk-Kürt ilişkilerini bu iki kulvardan onarmayı, güçlendirmeyi önermiş. Tarihi bir mesele için büyük çalışmalar yapılırken, çizgiler çekmek değil kapsayıcı olmak; yıkıcı ve negatif değil pozitif bakmak gerektiğinin altını özellikle çizmiş. Son olarak da Kürt olgusunun Cumhuriyetin yasallığına dahil edilmesi için demokratik entegrasyona dikkat çekerek herkesi ciddiyete ve sorumluluğa davet ettiğini belirtmiş. Peki, bunu nasıl yapacağız? Elbette demokratik entegrasyon yasalarını geçirerek yapacağız.”
DEMOKRATİK ENTEGRASYON
“Peki, nedir bu demokratik entegrasyon? Çünkü herkes bu süreci biraz kendisine göre okuyor, kendisine göre tarif ediyor. Biz gerçeğini söyleyelim. Demokratik entegrasyon kavramı özce birbirine alışma, birbirine sahip çıkma, birbirine uyumdur. Demokratik entegrasyonu, zıttı olan asimilasyonla kıyaslayarak açıklamaya çalışacağım. Çünkü birileri bu süreci asimilasyon süreci olarak tarif ediyor. Yıllardır bu topluma dayatılan asimilasyon “unut” der. Dilini unut, kimliğini unut, benliğini unut, onurunu unut, benim gibi ol der asimilasyon. Asimilasyon eritir, yok eder, tek tipleştirir. Sayın Öcalan'ın önerdiği demokratik entegrasyon “var ol” der. Sen Kürt olarak, o Türk olarak, diğeri Süryani olarak, Alevi olarak, hep birlikte Demokratik Cumhuriyetin eşit yurttaşları olarak yaşayalım der. Biri yok eder, diğeri kucaklar; biri reddeder, diğeri sahip çıkar. İşte ikisinin arasındaki fark bu kadar net ve açıktır.”
YASALAR BİR AN ÖNCE ÇIKARILMALI
“İşte demokratik entegrasyon; halklar ve inançların kendi diliyle, kültürüyle, kimliğiyle özgürce yaşamasının adıdır. Devletin buradaki görevi halkları birbirine benzetmek değil, herkese eşit mesafede durup her birinin kendi kökleriyle büyümesini garanti altına almaktır. Bu yüzden demokratik entegrasyon sadece Kürt sorununun çözümü değil, Türkiye'nin topyekûn demokratikleşmesinin anahtarıdır. Kimsenin "devlete ters düşersem başıma iş gelir" korkusu taşımadığı, "yaşam tarzım tehlikede" diye düşünmediği bir ülkeyi ancak böyle kurabiliriz. Açıkça söylüyoruz: Demokratik entegrasyon bir bölünme değildir, ama teslim olmak da değildir. Tarafların birbirini kabul etmesi ve birlikte yaşamayı esas almasıdır. Farklı renklerin, kültürlerin bir araya gelip birbirini tamamlamasıdır. Önemli olan birlik ve uyumdur. Bunun yolu da demokratik entegrasyon yasalarıdır. Sıkça dile getirdiğimiz, daha henüz bir adımın atılmadığı ama önümüzdeki günlerde atılacağına dair umudumuzu koruduğumuz entegrasyon yasalarıdır. Yani birlikte yaşamanın önünü açacak düzenlemeler bu yasaların bir an önce çıkarılmasına bağlıdır. Tarih bize bu fırsatı sunuyor. Vakit bu büyük dönüşümü gerçekleştirme vaktidir. Bu tarihi fırsatı hep birlikte değerlendirelim, heba etmeyelim diyorum.
“Son olarak da cezaevindeki ve sürgündeki arkadaşlarımız; açlıkla boğuşan milyonlar, ezilenler ve tüm mazlumlar çok iyi bilsin ki mücadelemiz onların özgürlüğü ve sofralarının bereketi içindir. Bunu sağlayıncaya kadar 7/24 bütün arkadaşlarımızla birlikte çalışacağız. Kimse bu ülkede tek başına değil, çünkü DEM Parti var. Ezilenlerin, emekçilerin, öğrencilerin, hak arayanların yanında duran bir zemin var. Bu vesileyle hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyor, mücadelemizde başarılar diliyorum.”