DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu, Halep’te Kürtlerin yaşadığı sivil yerleşimlere yönelik saldırıların, Suriye’de yürütülen çözüm ve diyalog arayışlarını hedef alan planlı bir müdahale olduğunu söyledi.
Bu saldırıların yalnızca askeri bir çatışma değil; Rojava’da kadın özgürlüğü ve halkların eşit ortak yaşamı temelinde inşa edilen toplumsal modele yönelik ideolojik bir saldırı niteliği taşıdığını vurgulayan Zeynep Oduncu, HTŞ ve benzeri yapıların bu alanlara yönelmesini tesadüf olarak görmediklerini ifade etti.
Sınırın ötesinde sivillerin, kadınların ve çocukların hedef alınmasının Türkiye’deki Kürt kamuoyunda derin bir öfke ve güvensizlik yarattığını belirten Zeynep Oduncu, Halep’te yaşananların Ankara’nın siyasal tercihleri üzerinden okunduğunu, çatışmacı politikaların ise Türkiye’de yeniden gündeme gelen çözüm sürecine dair umutları zayıflattığını dile getirdi.
HALEP’TE YAŞANANLAR AÇIK VE TARTIŞMASIZ BİÇİMDE BİR İNSANLIK SUÇUDUR
DEM Parti Êlih Milletvekili Zeynep Oduncu, Halep’te Kürtlerin yaşadığı mahallelere yönelik saldırıları değerlendirirken, bu gelişmelerin ne tesadüfi ne de yerel bir güvenlik meselesi olarak ele alınabileceğini ifade etti:
“Halep’te yaşananlar, Kürtler açısından tesadüfi ya da yerel bir güvenlik sorunu olarak okunamaz. Bu saldırılar, tam da Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye yönetimi arasında çözüm, entegrasyon ve siyasi diyalog tartışmalarının yürütüldüğü bir dönemde gerçekleşmiştir. Bu yönüyle, Suriye’de barış ihtimalinin güçlenmesini istemeyen, savaştan ve kaostan beslenen çözüm karşıtı güçlerin bilinçli bir provokasyonu olarak değerlendirilmelidir.
Saldırıların hedef aldığı iki mahalle, Suriye iç savaşının başından bu yana yaklaşık 15 yıldır kuşatmalarla, ambargolarla ve sistematik yoksunlukla karşı karşıya bırakılmıştır. Bu mahallelerde aynı zamanda Efrîn savaşından sonra zorla yerinden edilmiş binlerce insan yaşamaktadır. Üstelik burada herhangi bir askeri varlık da bulunmamaktadır. 1 Nisan’da yapılan anlaşma kapsamında SDG güçleri tüm ağır silahlarıyla birlikte bölgeden çekilmiştir. Buna rağmen aylardır insani yardımların, ilaçların ve temel ihtiyaçların ulaştırılmadığı bu siviller, bugün doğrudan saldırıların hedefi hâline gelmiştir.
Bu nedenle Halep’te yaşananlar açık ve tartışmasız biçimde bir insanlık suçudur. Kadınların ve çocukların da aralarında bulunduğu onlarca sivilin yaralanması, saldırıların doğrudan halkı hedef aldığını göstermektedir. Bu saldırılar yalnızca sivilleri değil; Kürt halkına savaşın dayatılmasını, kadınların özne olduğu toplumsal örgütlenmenin tasfiye edilmesini ve Suriye’nin çok kimlikli geleceğinin ortadan kaldırılmasını amaçlamaktadır.”
SURİYE’DEKİ KARANLIK İTTİFAKLARI GÖZLER ÖNÜNE SERMEKTE
Zeynep Oduncu, Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırıların yalnızca askeri değil, aynı zamanda ideolojik bir yönü olduğuna dikkat çekti.
Zeynep Oduncu, Rojava’da kadın özgürlüğünü ve halkların eşit ortak yaşamını esas alan toplumsal modelin, erkek egemen ve tekçi zihniyetlere sahip yapılar açısından açık bir hedef hâline getirildiğini belirterek, bu saldırıların Suriye’de birlikte ve demokratik bir geleceği sabote etmeyi amaçladığını ifade etti:
“HTŞ gibi yapıların ve benzeri zihniyetlerin bu alanlara yönelmesi, askeri olduğu kadar ideolojik bir saldırganlığı da ifade etmektedir. Rojava deneyimi, Ortadoğu’nun erkek egemen, militarist ve otoriter siyasal geleneğine karşı; kadın özgürlüğünü, halkların eşit ve ortak yaşamını merkezine alan nadir ve bedeli ağır ödenmiş bir toplumsal modeldir. Bu nedenle kadın düşmanı ve tekçi ideolojilere sahip yapılar açısından Rojava açık bir hedeftir.
Nitekim saldırılara dair görüntülerde, DAİŞ sembolleri taşıyan kişilerin Şam’a bağlı güçlerin içerisinde yer aldığına dair ciddi göstergeler bulunmaktadır. Tüm dünyada insanlığa karşı suçlarıyla bilinen bir örgütün bugün Halep’te sivil mahallelere saldırması, Suriye’deki karanlık ittifakları gözler önüne sermektedir.
Bu nedenle Halep’te yaşananlar, Kürtlerin Suriye’deki geleceğine dair net bir gerçeği göstermektedir: Barış, diyalog ve demokratik çözüm güçlendikçe; bunu sabote etmek isteyen odakların saldırganlığı artmaktadır. Bu saldırılar yalnızca Kürtlere değil, Suriye’de birlikte, eşit ve özgür bir yaşam ihtimaline yöneliktir. Kürt halkının ve kadınların öncülüğünde şekillenen bu özgürlükçü hattın hedef alınması, Suriye’nin geleceğine yönelik topyekûn bir tehdit anlamına gelmektedir.”
İNKÂR VE İMHA SİYASETİNİN HÂLÂ DEVREDE OLDUĞU DUYGUSUNU GÜÇLENDİRİYOR
Milletvekili Zeynep Oduncu, Halep’te sivillerin ve özellikle Kürt yerleşimlerinin silahlı grupların hedefi hâline gelmesinin, Türkiye’deki Kürt kamuoyunda derin bir kaygı ve öfke yarattığını ifade etti:
“Sınırın ötesinde Kürtlerin, özellikle de sivil yerleşimlerin silahlı grupların hedefi hâline gelmesi, Türkiye’deki Kürt kamuoyunda derin bir kaygı ve öfke yaratmaktadır. Sivillerin, kadınların ve çocukların hedef alındığı her saldırı, Türkiye’deki Kürtler nezdinde çözüm iradesinin değil, inkâr ve imha siyasetinin hâlâ devrede olduğu duygusunu güçlendirmektedir.
Türkiye’nin Şam yönetimiyle ve sahadaki bazı silahlı gruplarla ilişkileri kamuoyunun bilgisi dâhilindedir. Bu nedenle Halep’te yaşananlar, Türkiye’de Kürt kamuoyunda yalnızca “orada olan biten” olarak değil; Ankara’nın nasıl bir siyasal tercih yaptığı sorusu üzerinden de okunmaktadır. Tehditkâr dilin, askeri yöntemlerin ve çatıştırıcı politikaların sürmesi, Türkiye’de yeniden tartışılmaya başlanan çözüm sürecine dair beklentileri ciddi biçimde zedeleme ihtimali de barındırıyor.”
BU DURUM, BARIŞ UMUDUNU KIRILGAN HÂLE GETİRİYOR
Zeynep Oduncu sınır ötesindeki gelişmelerin Türkiye’deki barış ve diyalog söylemleriyle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayarak, sahadaki uygulamaların Kürt kamuoyunda çözüm sürecine dair beklentileri doğrudan etkilediğine dikkat çekti:
“Şunu açıkça ifade etmek gerekir: Kürtler barışa dair sözleri, sahadaki pratikle birlikte değerlendirmektedir. Bir yandan Türkiye içinde çözüm, diyalog ve normalleşme tartışmaları yürütülürken; öte yandan sınırın hemen ötesinde Kürtlerin kuşatılması, yerinden edilmesi ve hedef hâline getirilmesi, bu tartışmaların samimiyetine dair ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Bu durum, barış umudunu kırılgan hâle getirmektedir.
Türkiye’nin tehdit ve çatışma siyasetinden vazgeçerek; Kürtleri bir güvenlik sorunu olarak değil, bölgesel barışın asli öznesi olarak gören yapıcı ve çözümleyici bir yaklaşım benimsemesi hem Suriye’de hem de Türkiye’de barış ihtimalini güçlendirecektir. Sınırın ötesinde Kürtlere yönelik saldırılara sessiz kalınmayan, aksine sivilleri ve demokratik çözümü esas alan bir tutum, Türkiye’deki Kürt kamuoyunda da çözüm sürecine dair umudu büyütecektir.
Kısacası Halep’te yaşananlar, Türkiye’deki çözüm tartışmalarını doğrudan etkilemektedir. Barış, tutarlı bir siyaset ister. Kürtlerin bir coğrafyada hedef alınıp diğerinde barışa ikna edilmesi mümkün değildir. Eğer gerçekten kalıcı bir çözüm isteniyorsa, bu ancak bölgesel ölçekte barışı önceleyen, Kürtlerin varlığını ve iradesini tanıyan bir siyasal akılla mümkün olabilir.”
KALICI ÇÖZÜM ANCAK MUTABAKAT VE SİYASAL BİR AKILLA MÜMKÜN
Zeynep Oduncu, Halep’te Kürtlere yönelik saldırılar üzerinden Türkiye’nin Suriye politikasını ve bölgesel Kürt meselesiyle kurduğu ilişkiyi de değerlendirdi.
Kalıcı bir çözüm sürecinin ancak Türkiye’nin çatışmayı besleyen yaklaşımlar yerine ateşkesi, diyaloğu ve mutabakatların uygulanmasını önceleyen yapıcı bir tutum almasıyla mümkün olabileceğini ifade eden Zeynep Oduncu, şunları ekledi:
“Kalıcı bir çözüm süreci açısından Türkiye’nin bölgesel Kürt meselesiyle kurduğu ilişki belirleyicidir. Halep’te Kürtlere yönelik saldırılar, Türkiye’nin Suriye politikasının hâlâ Kürtleri “tehdit” başlığı olarak gören bir çerçevede şekillendiğini gösteriyor.
Türkiye’nin bu tabloda yapıcı bir rol üstlenmesi hayati önemdedir. Çatışmayı derinleştiren, dolaylı ya da doğrudan Kürt karşıtı dengeleri besleyen politikalar yerine; ateşkesi, diyaloğu ve mutabakatların uygulanmasını teşvik eden bir tutum hem Suriye’de istikrara hem de Türkiye’de kalıcı bir çözüm sürecine katkı sunacaktır. Türkiye’nin barıştan yana atacağı her adım, bölgedeki tüm halklar için güven ve ortak gelecek zeminini güçlendirecektir.
Tüm siyasi güçlerin, 10 Mart mutabakatının eksiksiz uygulanması için sorumluluk üstlenmesi; Suriye halklarının ortak çıkarına ve ülkenin istikrarına hizmet edecektir. Türkiye’nin de bu süreçte çatışmayı besleyen yaklaşımlar yerine, barışı ve diyaloğu önceleyen yapıcı bir rol üstlenmesi kritik önemdedir. Aksi halde Halep’te Kürtlere yönelik saldırılar yalnızca sivilleri hedef almakla kalmayacak, Suriye’de kalıcı barış ihtimalini de zayıflatacaktır.
Bu nedenle Suriye’de barış ve istikrar isteyen uluslararası tüm güçleri ve insanlığı, sivilleri hedef alan bu zorbalığa karşı açık bir tutum almaya; sorunun barışçıl ve diyalog temelinde çözülmesi ve bir an önce ateşkesin sağlanması için sorumluluk üstlenmeye çağırıyoruz. Kalıcı çözüm, ancak mutabakatlara bağlılık ve halkların iradesini esas alan bir siyasal akılla mümkündür.”