GÖRÜNTÜLÜ

Baro Başkanı Güleç: Kürtlerin hakları teminat altına alınmalı!

Rojava'daki saldırıları değerlendiren Abdulkadir Güleç, "Sivil kayıplara yol açan bütün saldırılar insanlık suçudur. Uluslararası kurumların bu meseleye bu perspektifle yaklaşması gerekir. Mevcut mutabakatlar demokratik bir zemine dayanmıyor" dedi.

ABDÜLKADİR GÜLEÇ

Türk devleti, DAİŞ ve HTŞ çetelerinin Rojava'ya dönük saldırıları devam ediyor. Şam'ın teslim olma dayatmasını kabul etmeyen QSD, bölgede seferberlik çağrısında bulunurken, halk silahlanarak sokaklarda öz savunma ekipleri oluşturdu. Kürt halkı ve dostları yapılan seferberlik çağrısı kapsamında bulundukları her alanda sokakta eylemlerine devam ediyor.

Saldırılarda sivil katliamları ve savaş suçları işlenmeye devam ederken, Diyarbakır Baro Başkanı Abdulkadir Güleç Suriye’de son dönemde artan saldırıların sivilleri doğrudan hedef aldığını belirterek, yaşananların yeni bir iç savaş riskini beraberinde getirdiğini söyledi. Güleç, “Sivillerin öldürüldüğü bir yerde barışın ve demokrasinin tesis edilmesi çok zor, hatta imkânsızdır” dedi.

'SİVİL CAN KAYIPLARININ ÖNLENMESİ İÇİN ACİL ADIMLAR ATILMALI'

Saldırılar sonucu çok sayıda sivilin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Güleç, Diyarbakır Barosu ve bölge baroları olarak bu saldırılara ilişkin kamuoyuna açıklama yaptıklarını söyledi. Güleç, “2011’den itibaren devam eden Suriye iç savaşının ulaştığı boyutu, can kayıplarını ve yerinden, yurdundan edilen insanların durumunu hepimiz az çok biliyoruz. Sivil insanlara dönük bu saldırılar, iç savaşın yeniden boyutlanma riskini ortaya çıkarıyor” diye konuştu.

Bir hukuk örgütü olarak uluslararası kurumlara çağrıda bulunduklarını vurgulayan Güleç, sivil can kayıplarının önlenmesi için acil adımlar atılması gerektiğini söyledi. Güleç, “Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, İngiltere, Fransa, Almanya ve Amerika gibi uluslararası ağırlığı olan devletlerin gerekli duyarlılığı göstermesi gerekir. Suriye'nin yeniden yapılandırılması sürecinde eşitlikçi ve kapsayıcı bir anlayış yürütülmeli. Suriye yeniden dizayn edilirken, bütün halkların, inançların ve kültürlerin kendi hür iradeleriyle eşit ve özgür biçimde o toprakların asli unsuru olarak kabul edilmesi gerekir” dedi.

'KÜRTLERİN ANAYASAL HAKLARI ULUSLARARASI TEMİNAT ALTINA ALINMALI'

Kürtler, Araplar, Türkmenler, Süryaniler ve Dürzilerin Suriye’nin gerçek sahipleri olduğunu vurgulayan Güleç, “Hiçbir halkın dili, kültürü, tarihi yok sayılmamalı; kimlikleri anayasal güvenceye kavuşturulmalı ve bu durum uluslararası teminat altına alınmalıdır. Kürtler de diğer halklar gibi Suriye’nin asli kurucu unsurudur. Kendi gelecekleriyle ilgili söz kurma haklarına saygı gösterilmelidir” dedi. Güleç, ana dil hakkı ve yerel yönetimlerin tanınmasının da uluslararası toplum tarafından kabul edilmesi gerektiğini belirtti.

'HALKLARA DEMOKRASİ DEĞİL, DAYATMA SÖZ KONUSU'

Sivillere yönelik saldırıların insanlığa karşı suç olduğunu vurgulayan Güleç, “Sivil kayıplara yol açan bütün saldırılar insanlık suçudur. Uluslararası kurumların bu meseleye bu perspektifle yaklaşması gerekir. Mevcut mutabakatlar demokratik bir zemine dayanmıyor. Halklara tanınan hakların bir dayatma şeklinde sunuluyor. Azınlık gruplara yönelik saldırılar, antidemokratik uygulamalar ve anayasal dayatmalarla Suriye’de kalıcı bir barış inşa edilemez. Burada demokrasi değil, bir dayatma söz konusudur” değerlendirmesinde bulundu.

'ÜLKELERİN MÜDAHALESİ BÖLGESEL SAVAŞ RİSKİNİ ARTIRIYOR'

Bu yaklaşımın Ortadoğu’daki istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri olduğunu ifade eden Güleç, “Ortadoğu’da, özellikle Kürdistan coğrafyasında taşların bir türlü yerine oturmamasını 1915–1916 yıllarına kadar götürmek mümkündür. Bölünüp parçalanmış bir coğrafyada üstenci ve tekçi anlayış barış getirmez. Türkiye, ABD, İngiltere ve İsrail gibi ülkelerin Suriye’ye yönelik müdahaleleri bölgesel savaş riskini artırıyor.

Suriye’deki savaş sürecinde özellikle İsrail’in güvenliği ön planda tutuldu. En son Paris’te bir araya gelmelerinin ardından Halep’e yönelik saldırıların gerçekleşmesi bunu açıkça gösteriyor” ifadelerini kullandı.

'GEREKLİ GİRİŞİMLERİ YAPACAĞIZ'

Golan Tepeleri ve Şam’ın güneyi ile kuzeyinde işgal edilen alanlara dikkat çeken Güleç, “Bu bölgelerde kalıcılaşma sağlanmaya çalışılıyor. Oysa esas alınması gereken devletlerin değil, halkların güvenliğidir. Söz konusu olan sadece devletlerin çıkarları değil, halkların geleceğidir. Halkların kendi kimlikleriyle, özgür ve eşit biçimde, huzur içinde yaşamasıdır” diye konuştu.

Diyarbakır Barosu olarak sivil yaşam alanlarının korunması için çağrılarını sürdürdüklerini belirten Güleç, sivil toplum ve hukuk örgütleriyle ortak çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Kent Koruma Dayanışma Platformu aracılığıyla çeşitli görüşme taleplerinde bulunduklarını aktaran Güleç, “Henüz bu taleplerimize yanıt verilmedi. Görüşmeler gerçekleştiğinde, sivil yaşam alanlarına yönelik saldırıların durdurulması için gerekli girişimlerin yapılmasını isteyeceğiz” dedi.