Basına yönelik saldırı dalgasında Kürt basını ilk hedeflerden biri

DFG Eş Başkanı Selman Çiçek, gazetecilere yönelik baskılara dair, “Kürtçe yayın yapan medya kuruluşlarının hedef alınması, aynı zamanda Kürt diline ve bu dilde yürütülen gazeteciliğe yönelik bir müdahaledir” dedi.

SELMAN ÇİÇEK

Son dönemde Türkiye ve Kürdistan’da gazetecilere yönelik baskılar devam ediyor. Özellikle NATO toplantısı bahane edilerek çok sayıda gazeteci gözaltına alındı, tutuklandı. Son olarak İBB davalarını takip eden Kayhan Ayhan ve Hazar Dost ile Azadiya Welat Yazı İşleri Müdürü Berfin Ay gözaltına alındı.

Baskılar sadece gözaltılar ile sınırlı kalmadı. Aralarında Ajansa Welat, Azadiya Welat gibi haber siteleri ve Diren Yurtsever gibi gazetecilerin hesaplarının bulunduğu çok sayıda sosyal medya hesabı ve internet sitesine erişim engeli getirildi.

Yaşanan baskıları Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanı Selman Çiçek ajansımıza değerlendirdi.

Gazetecilere yönelik baskıların uzun süredir devam ettiğini dile getiren Çiçek, sözlerine şöyle devam etti: “Son dönemde gazetecilere yönelik baskılarda bir artış yaşandığı yönündeki değerlendirme, gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Çünkü gazetecilere yönelik baskılar zaten uzun yıllardır yoğun bir şekilde devam ediyor. Her ay hazırladığımız hak ihlalleri raporları da bunu açıkça ortaya koyuyor.

Dikkat çekici olan ise, demokratikleşmenin ve barışın konuşulduğu bir dönemde basın özgürlüğüne yönelik ihlallerin azalmak yerine daha da ağırlaşmasıdır. Bugün gazeteciler; gözaltı, tutuklama, soruşturma, haber takibinin engellenmesi ve çeşitli baskı yöntemleriyle karşı karşıya kalmayı sürdürüyor.

Son dönemde iktidarın politikalarına yönelik toplumsal tepkinin belirgin biçimde arttığı görülüyor. Demokratik Toplum ve Barış sürecine ilişkin somut adımların atılmaması, CHP’ye yönelik butlan tartışmaları ve mizahçı Deniz Göktaş’ın tutuklanması kamuoyunda ciddi tepkilere neden oldu. Uzun bir aradan sonra AKP iktidarına karşı genişleyen ve güç kazanan bir toplumsal muhalefet ortaya çıkmış durumda.

İktidar ise bu toplumsal tepkiyi görünmez kılmak ve kamuoyunun haber alma hakkını sınırlandırmak amacıyla, halkın sesi olan gazetecileri hedef almaya devam ediyor. Basına yönelik baskılar yalnızca gazetecileri değil, toplumun doğru ve bağımsız bilgiye erişim hakkını da doğrudan hedef alıyor.”

Gazetecilere yönelik baskıların NATO ile sınırlı olmadığını belirten Çiçek, NATO’ya karşı sosyalist hareketin uzun yıllardır itirazı olduğunu sözlerine ekleyerek şunları söyledi: “NATO’ya karşı sosyalist hareketin uzun yıllardır güçlü ve kitlesel bir itirazı bulunuyor. Bunu daha önce İstanbul’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi sırasında da gördük. O dönem düzenlenen kitlesel protestolar nedeniyle kentte yaşam adeta durma noktasına gelmişti. İktidar da NATO politikalarına yönelik bu toplumsal öfkenin farkında.

Bu nedenle son iki haftadır hukuka aykırı ev baskınları gerçekleştiriliyor, çok sayıda kişi gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Bununla birlikte erişim engelleriyle halkın haber alma hakkı sınırlandırılmaya çalışılıyor. Gazetecilere ve muhalif kesimlere yönelik bu baskılar, toplumsal itirazın görünürlüğünü azaltmayı amaçlıyor.

Ancak tüm bu baskılara rağmen bugün de insanlar NATO’ya karşı sokaklara çıktı ve birçok yerde demokratik protesto haklarını kullandı. Yaşananlar, baskı politikalarının toplumsal muhalefeti tamamen ortadan kaldırmadığını; aksine, insanların demokratik hak ve özgürlük taleplerini dile getirmeye devam ettiğini gösteriyor.”

Basına yönelik saldırılarda Kürt basınının ilk hedef haline geldiğini, özellikle son dönemde Ajansa Welat ve Azadiya Welat’a yönelik engellerin arttığını dile getiren Çiçek, “Basına yönelik her saldırı dalgasında Kürt basını ilk hedef alınan kesimlerden biri oluyor. Son dönemde de Kürtçe yayın yapan Ajansa Welat ve Azadiya Welat’a erişim engeli getirildi. Benzer şekilde, Numedya24 ile yayın faaliyetlerini sonlandırma kararı alan Rûpel’e de erişim engeli uygulandı.

Biz bu uygulamaları yalnızca teknik bir erişim engeli olarak değerlendirmiyoruz. Kürtçe yayın yapan medya kuruluşlarının hedef alınması, aynı zamanda Kürt diline ve bu dilde yürütülen gazeteciliğe yönelik bir müdahaledir. Bu nedenle söz konusu yasaklar, sadece basın özgürlüğünün ihlali değil, aynı zamanda anadilde haber alma ve ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırıdır.

Kürtçe yayınlara yönelik bu sistematik müdahaleler, Kürtçeye yönelik tahammülsüzlüğün ve dil üzerindeki baskı politikalarının bir başka yansımasıdır. Bir dilde üretilen haberciliğin engellenmesi, o dili konuşan milyonlarca insanın bilgiye erişim hakkının da sınırlandırılması anlamına gelmektedir.”