Baskı ve kayyım politikalarına karşı cevap: Yerel yönetimlerde komünleşme
Yerel yönetimlerde örgütlenen doğru bir komün anlayışı, iktidarın kayyım politikalarını da baskı kurma girişimlerini de boşa çıkarmak demektir.
Yerel yönetimlerde örgütlenen doğru bir komün anlayışı, iktidarın kayyım politikalarını da baskı kurma girişimlerini de boşa çıkarmak demektir.
Önder Apo, son manifestosunda özellikle belediyelerin örgütlenmek ve komün yapılanmasını oluşturmak için önemli bir yerde durduğunu, iyi bir planlama ile yerel yönetimler üzerinden Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin komünleşme süreçlerini halkla buluşturabileceğinin belirtir.
Kürdistan’da belediyelerin Kürt siyasal hareketi tarafından kazanılması, aslında özgürlük mücadelesinin büyük bir zaferidir. Sıfırın altında başlanan bir direniş, artık yok edilemez bir noktaya ve evreye gelmiştir. İktidarın Kürt halkının üzerinde kurduğu hegemonik ve soykırımcı yaklaşımlarının en büyük uygulama alanları olan belediyeler, Kürt siyasal hareketinin yönetimine geçmiştir.
Bu, aslında bir devrimdir. Önder Apo’nun “Adını dahi anmaya korktukları bir halk” olarak tanımladığı Kürt halkı, bir devlet kurmadan, sınırları olmadan kendi öz yönetimini ele geçirmeyi başarmış ve özgürleşmenin en temel adımını atmıştır.
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nde devrim, iktidarı ele geçirmek değil; halklaşarak, halkın kendi kendini yönetmesini sağlamaktır. Bu nedenle 90’ların sonunda başlayan süreç, tam da Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin o dönemki sloganının yaşamsallaşmasının göstergesidir.
Kürdistan Özgürlük Hareketi, 90’ların ortalarında ‘Diriliş tamamlandı, sıra kurtuluşta’ derken, tam da bundan bahsediyordu.
Her ne kadar belediyeleri yönetenler doğru bir yaklaşım içine girmeyip, yaratılan değerleri ve kazanımları hatalarla geriye düşürmüş olsa da Kürt halkının Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne olan güven ve Hareketi’n halka kazandırdığı eleştirel yaklaşım, bu hataların düzeltilmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Kürt halkı, Özgürlük Hareketi ile birlikte değişen, gelişen ve sorgulayan bir halk konumuna gelmiş; sıfırın altından kendini yeniden var etmeyi başarmıştır. Aslında burada Hareket’in komün yaklaşımının doğruluğunu da görebiliriz.
Kendi seçtiklerini dahi eleştiren, hatalarını dile getirebilen bir halk konumuna gelen Kürt halkı, yeni dönemde doğru bir yaklaşımla komünleşmeyi başaracak bir noktadadır. Yeter ki, yerel yönetimlerde görev alanlar doğru bir tutum içerisinde olsunlar.
YEREL YÖNETİMLER VE KOMÜN
Komünler, gündelik hayatın örgütlenmesi ve yaşamın her alanının yeni bir yaşam mantığıyla düzenlenmesini sağlayan yapılardır. Komün örgütlenmesinde devletlerin ya da iktidarların bir anlamı olamaz. Burada temel amaç, iktidarların veya devletlerin kendi çıkarları için halkı yönlendirmesinin önüne geçmek; halkın kendini örgütleyip, kendini yönetmesinin yolunu açmaktır.
Hem kapitalist sistemin hem de ulus-devlette ısrar eden reel ve bilimsel sosyalist anlayışlarının aksine, komünlerde bir yönetici sınıf ya da kast sistemi yaratılmadan yerelin kendini, kendi özgünlüklerine göre örgütlemesi ve genel ile doğru, sağlıklı bir ilişki kurmasıdır.
Önder Apo, komünleri sosyalist mücadelenin olmazsa olmazı olarak tanımlarken şöyle der:
“Komünü yaşamın tüm alanlarına -eğitsel, kültürel, sanatsal ve bilimsel alanlara- taşımak mümkün olduğu gibi, sosyal ve politik yaşamı da hem komünleştirmek hem de demokratikleştirmek mümkündür. Özgür birey-yurttaş ancak bu demokratik komünal yaşam içinde gerçekleşebilir.”
Bunun için de belediyelerin önemli bir kazanım olduğunu; belediyeler ve yerel yönetimler üzerinden büyük bir komün örgütlülüğüne gidilebileceğini belirtir. Ancak burada şunu vurgulamakta yarar var: Adına ‘komün’ denilince bir örgütlenme gerçekten komün olmaz. Komün yapılanmasının gereklerini yerine getirmedikten sonra şeklen o ismi almanın bir anlamı ve önemi yoktur. Sorun, isminin ‘komün’ olması değil; pratikte komün örgütlenmesinin kurallarını ve kaidelerini işletmekle alakalıdır.
Bu nedenle Önder Apo, komün örgütlenmesinin pratik olarak yaşamsallık bulması gerektiğini ısrarla vurgular. Reel sosyalist yapıların düştüğü en büyük hatalardan biri, her yerde bir kurum ya da platform kurup onu atıl hale getirerek halktan uzaklaştırmaları, mücadeleyi bir platformlar mezarlığına çevirmeleridir.
Bundan kaynaklı olarak da Kürdistan Özgürlük Hareketi açısından kurulan her kurumun pratik anlamda bir karşılığı, halkla bir bütünleşmesi olmak zorundadır.
Önder Apo’nun ideolojisinde komün, yatay bir örgütlenme ve kastlar sistemine karşı bir yapılanmadır. Zaten yatay örgütlenme mantığında bir kastlar sisteminin oluşması oldukça zordur. Bu modelde bir emir-komuta zinciri ya da ast-üst ilişkisi bulunmaz. Herkes aynı düzeyde, eşit şartlar altında örgütlenme içerisinde temsil edilir.
Yatay örgütlenme modeli, reel sosyalist örgütlenme modelinin ve Leninist parti modelinin eksiklerini görerek düzenlenen bir örgütlenme şeklidir. Bu anlayışla amaçlanan, sosyalizmin yeniden ve doğru bir şekilde örgütlenmesidir.
KOMÜNLERDE YATAY ÖRGÜTLENMENİN ÖNEMİ
Yatay örgütlenme modelinin en önemli temel dayanaklarından biri, müzakereci demokrasi anlayışıdır. Müzakereci demokrasi anlayışında ‘toplumun her kesiminin eşit ve bir sınırlandırma olmadan yer alması’ şartı, yatay örgütlenmenin de olmazsa olmazıdır.
Müzakereci demokrasinin; söz, yetki ve kararın toplumun tüm kesiminde olması gerektiği düşüncesine göre, bir toplumun bir arada yaşayabilmesinin temel koşulu ortaklaşma ve ortak bir paydada buluşmadır. Bu da ‘çoğunluğun istediği olur’ anlayışından çok, herkesin ortaklaşmasından geçer. İşte tam burada, bunun en önemli yolunun yatay bir örgütlenme modeli olduğu ortaya çıkar. Çünkü başka bir örgütlenme modeli buna asla izin vermez.
Önder Apo’nun komün anlayışının temeli, işte bu iki temel dinamikten oluşur. Müzakereci demokrasinin temelini oluşturduğu bir yatay örgütlenme biçimi olarak tanımladığı komün sisteminde, herkes ve her kesim kendisini ifade edebilecektir.
İlk duyulduğunda ütopik ya da uygulanması imkansız bir model gibi görünse de Kürdistan ve Kürdistan Özgürlük Hareketi tarihi incelendiğinde bu tarz bir örgütlenmenin özellikle Kürdistan’da çok rahat bir şekilde hayata geçirilebileceği anlaşılır. Bunun en bariz ve somut örneği ise ERNK örneğidir.
Önder Apo, hem Demokratik Uygarlık Manifestosu’nda hem de son olarak yazdığı Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda, komünlerin özellikle yerel yönetimler ayağıyla örgütlenmesinin önemine sıklıkla vurgu yapmıştır. Yerel yönetimlerin, ellerindeki imkanlar dahilinde iktidarla bir aidiyet ilişkisi kurmadan; komünler üzerinden örgütlenerek, kendi bölgelerinde halkı yönetime dahil edebileceklerini ve halk ile birlikte çalışabileceklerini dile getiren Önder Apo, Kürt siyasal hareketinin kazandığı belediyelerin bu açıdan büyük bir öneme sahip olduğunu belirtir.
Demokratik öz yönetim olarak tanımladığı bu sistem içerisinde, yatay örgütlenme biçimi ve ters piramit olarak tanımlanan bir düzlemde yürütülen komün yapılanmasının önemli kazanımlar sağlayacağına işaret eden Önder Apo, komünlerin sadece il veya ilçeler bazında değil, evlere kadar örgütlenebileceğini ifade eder.
KOMÜNLER, KAYYIM VE BASKILARA CEVAPTIR
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin komün anlayışında, her ev, her sokak, her mahalle bir örgütlenme alanı ve sosyalizmi yaymanın bir aracıdır.
Aslına bakılırsa bu düşünce sistemi, Türkiyeli komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın ‘ev ev, köy köy, kasaba kasaba, ilçe ilçe örgütlenerek devrimi büyütürüz’ düşüncesinin geliştirilmiş ve eksiklikleri giderilmiş bir halidir. Kaypakkaya’nın Türkiye’nin koşullarına göre sistemleştirdiği ideolojik yapılanma, aslında bugün Kürdistan Özgürlük Hareketi tarafından kullanılan ve geliştirilen bir sistem halini almıştır. Bunun sonucu olarak da ciddi bir örgütlenme ortaya çıkmıştır.
Şehit komutan Atakan Mahir’in "Halk bizim, topraklar bizim. Niyetimiz belediye başkanı olmak filan değil ki; onun için savaşmadık. Bir çocuğa okuma-yazma öğretebilirim, onun için torak alırım, o yeter” sözüyle ifade ettiği mantık, yerel yönetimlerin de temel düsturu olmalıdır.
Yerel yönetimler, iktidar hırsına kapılmadan, doğru zeminlerle mücadele alanlarına dönüştürülmeli; bunun için de evlere kadar bir örgütlülük gerçekleştirilmelidir. Halkın seçtiği kişilere ulaşması, onlara sorunlarını anlatması ve sorunların çözümüne katılması, bahsettiğimiz komün yapılanması ile mümkündür.
Bu da komünlerin evlere kadar girmesi ve her kesimi kapsayacak bir yapıya dönüşmesiyle sağlanır. Aksi takdirde mevcut yerel yönetimler iktidara bağımlı bir hale gelir; erdikleri kadarıyla çalışmak zorunda bırakılır ve iktidar istediği zaman belediyelere el koyarak bu sistemi de yok etmeye hedefler. Kayyımların temel politikası, yerel yönetimlerin halklaşmasının önüne geçmektir.
Oysa belediyelerin kazanıldığı yerlerde sağlam bir komün yapılanması ve buna bürokratik müdahalelerin olmaması demek, kayyımlar atansa bile komünler eliyle mücadelenin büyütülmesi ve devam etmesi demektir. İktidara bağımlı kalınırsa, gelen kayyımla birlikte yok olursunuz. Belediyeciliği iktidara bağımlı hale getirip ‘onlar vermiyor, engelliyor, o yüzden çalışamıyoruz’ derseniz, iktidarın atadığı kayyımın şeklen çalışıyor olması sizin gücünüzü ortadan kaldırır.
Buna karşılık, evlerden başlayarak oluşturulan komünlerle yereller kendi sorunlarına kendileri çözüm bulurlarsa, belediyelere el konulmasının bir anlamı kalmaz; iktidarın bu baskı politikaları da boşa düşer.
Yerel yönetimlerde bugüne kadar yapılan en büyük hatalardan biri, komün örgütlenmesi olarak planlanan her adımın belediyelere bağlı ve bağımlı bir şekilde yürütülmesidir. Zaten kayyımlar geldiklerinde, yaptıkları ilk işlerden biri de bu komün örgütlenmelere son vermek olmuştur.
Bugüne kadar belediyelere bağımlı şekilde kurulan her yapılanma (kooperatifler, dernekler vb.) bu nedenle yok olup gitmiştir. Belediyeciliği yol yapma veya konser düzenleme gibi durumlarla sınırlı tutmak, kazanımların her defasında yok olmasına yol açmıştır.
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nde yerel yönetimlere bağımlı komünler değil, bağımsız komünlerin olması kazanım getirir. Bağımsız bir ekonomik alanının veya kuruluşun olmaması sonucu, her girişim iktidarın saldırıları ve engellemeleriyle karşılaşacaktır.
Önder Apo’nun ideolojik yapılanmasında komünler, bir yerlere bağımlı yapılar değil, halkın birebir örgütlendiği ve kendi iradesiyle kurduğu alanlar olarak var olur. Bu bağımsızlık içinde, halk kendi sorunlarını kendi çözebildiğinde, var olunan topraklardaki iktidarların baskıları da etkisiz hale gelir ve boşa düşer.
SONUÇ OLARAK
Önder Apo’nun, “Ne sultanlara kulluk ne de ulus-devletçi ideolojilere kulluk. Böyle vatandaşlık olmaz. Batı’nın bireyci yaklaşımı da doğru bir anlayış değil. Toplum aleyhine bireycilik de yanlıştır. Ne toplum aleyhine birey ne de bireyin aleyhine toplum doğru değildir. Özgür yurttaş ikisinin ortasındadır, bir dengedir. Özgür yurttaş kültüre bağlıdır. Özgür yurttaş, demokratik konfederalizm yurttaşıdır” diye tanımladığı özgür yurttaşı yaratma mücadelesinin en önemli ayağı olan komünler, özgür yurttaş gibi bir yere bağımlı veya bir yere bağlı olmamak zorundadır.
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin sosyalizm anlayışına göre inşa edilen her komün, doğru bir zeminde hareket ettiğinde sosyalizmi inşa etmenin yolu olacaktır. Devletçi, iktidar hırsıyla dolu ve yönetici sınıfının olduğu bir sosyalizm anlayışını kökten reddeden Önder Apo ve Kürdistan Özgürlük Hareketi, halkın tam anlamıyla ve özgürce katıldığı bir sistem olarak komün örgütlenmesini kendine esas almış ve buna göre örgütlenmiştir.
Bugün yapılması gereken, iktidar hırsına düşmeden, bir kast sistemi oluşturmadan ve oluşanları da yok ederek, doğru bir çizgi üzerinde ilerlemektir. Kürdistan’da ve Türkiye’de doğru zeminlerle oluşturulacak her komün örgütlülüğü, aslında dünyaya sosyalizmin yeniden umut olacağının da kanıtı olacaktır.
Önder Apo’nun dediği gibi, “Umut zaferden daha değerlidir.”
BİTTİ