Halep’te iki Kürt mahallesinde Suriye ordusu ve bağlı çete gruplarının gerçekleştirdiği katliamlar devam ederken, Ahmet Şara’nın (Colani) Almanya tarafından davet edilmesine karşı tepkiler de sürüyor. Sol Parti (Die Linke) eski milletvekili Hakan Taş, ANF’ye yaptığı açıklamada mülteci krizi ve siyasi çıkarlar uğruna insan hakları ilkelerinin feda edildiğini belirtti.
‘TERÖR BAĞLANTILI BİR LİDER MEŞRULAŞTIRILIYOR’
Taş, özellikle Batılı devletlerin ve Avrupa Birliği’nin, Şara’nın üyesi olduğu yapıları terör listesinden çıkarma ve Suriye’ye yönelik yaptırımları gevşetme eğilimini eleştirdi. Halep’te özelikle Kürtlerin yaşadığı mahallelerde etnik temizlik girişimlerinin yaşandığını hatırlatan Taş, bu diplomatik adımların işlenen suçları normalleştirdiğini vurguladı. Bu durumun insan hakları perspektifinden son derece üzüntü verici bir durum olduğunu belirten Taş, şunları söyledi:
“Bu adımlar, geçmişi IŞİD ve El Kaide bağlantılarıyla dolu bir liderin uluslararası meşruiyet kazanmasına hizmet etmektedir. Ahmet Şara, iktidara geldiği günden bu yana Suriye’de ciddi katliamlara imza atmıştır. Kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere binlerce insanın öldürüldüğü operasyonlar, azınlıklara yönelik sistematik baskılar, zorla yerinden etmeler ve işkenceler, onun hükümetinin karakteri haline gelmiştir. Dürziler, Aleviler ve Kürtler özellikle hedef alınıyor. Halep’in Şêxmaqsud ve Eşrefiye mahallelerinde Kürtlere yönelik katliamlar yaşanıyor. Bununla ilgili ortaya çıkan görüntüler ve belgeler, suçların boyutunu açıkça gözler önüne seriyor.
Batılı devletlerin ve Avrupa ülkelerinin bu süreçte sessiz kalması, insan hakları açısından kabul edilemez bir durumdur. Şara’nın Almanya’ya gelişi, Kürtlere yönelik katliamlar sürerken gerçekleşiyor. Bu da Almanya ve Batı’nın Suriye’deki trajedilere göz yumduğunu ve bu tür suçları adeta normalleştirdiğini göstermektedir. Bu durum, insan haklarının ihlali ve uluslararası hukukun göz ardı edildiğini gösteriyor.
Türkiye’nin Şara hükümetiyle doğrudan ya da dolaylı iş birliği içinde olması, Kürt halkına yönelik saldırıları daha da derinleştirmektedir. Suriye’deki tüm kötülüklerin merkezinde yer alan bu hükümet, batılı devletlerin dolaylı ve doğrudan destekleriyle birlikte ciddi bir insan hakları krizini sürekli kılmaktadır. Şara’nın Almanya’ya gelmesini, sadece ülkenin iç politikası ya da mülteci tartışmalarıyla bağdaştırmak doğru değil. Bu, uluslararası sistemin adalet ve insan hakları kavramlarının ne kadar çiğnenebildiğini gösteren bir testtir.
Avrupa’nın ve Batı’nın sessizliği, Şara ve onun zihniyetini, benzeri şiddet yapılarını cesaretlendiriyor. İnsan hakları ve adalet gözetilmeden yapılan bu tür diplomatik girişimler hem bölgedeki halkları hem de uluslararası toplumu derinden etkilemektedir.”