Besta'dan yükselen ses: Önce ağaçlarımızla barışsınlar!
Doğa talanına karşı Besta'da nöbet tutan yurttaşlar, barış sürecinde devam eden kırıma dikkat çekerek; "Kürdün ağacıyla barışmadan insanıyla da barışamazlar" sözlerini kullandı.
Doğa talanına karşı Besta'da nöbet tutan yurttaşlar, barış sürecinde devam eden kırıma dikkat çekerek; "Kürdün ağacıyla barışmadan insanıyla da barışamazlar" sözlerini kullandı.
Şırnak'ta yaşanan sistematik doğa talanına karşı ağaç kesiminin devam ettiği Besta bölgesinde tutulan bir günlük nöbet eylemine yüzlerce kişi katıldı. Kesilen ağaç yığınlarının olduğu alanda nöbet tutan kitle burada kesime tepki gösterirken, dayanışmak için alana gelen yurttaşlar barış sürecinin ağaçlara da kapsaması gerektiği çağrısında bulundu.
"Önce Kürdün ağacıyla barışsınlar" diyen yurttaşlar doğa talanının kendilerine ve coğrafyaya olan zararını da tek tek sıraladı. Alana giden annelerin bir kısmı dağlara bakarak duygusal anlar yaşarken, bir kısmı da kesilen ağaçların üzerinde oturarak ağıt yaktı. Ajansımıza konuşan anneler tepkilerini dile getirdi.
'GÖLGESİNDE SERİNLEYECEĞİMİZ AĞAÇ BIRAKMADILAR'

Eyleme Silopi'den katılan Asya Tay: "Bütün halkın burada toplanıp ağaç kesimlerini durdurması lazım. Herkes bu talana karşı ama seslerini çıkarmıyorlar. Bu kentte ağaç bırakmadılar, dinamitlerle her yeri patlattılar yine temiz su bırakmadılar. Köylüler petrol atıklarından dolayı temiz suya hasret kaldı. Hava sıcaklığı arttı yine hastalıklar arttı. Bahçelerimizde tek bir meyve dahi kalmadı. Biz anneler olarak bu talanı kabul etmiyoruz. Gerekirse her gün gideriz Besta'da otururuz ama bu duruma daha fazla sessiz kalmayız. O ağaçlar hepimizin ağaçları hepsi bir yaşam. Hepimizin o yaşama sahip çıkması lazım. Bugün barış diyorlar ama ağaç kesmeye devam ediyorlar. Bizle barışmadan önce ağaçlarımızla barışsınlar sonra gelip bize barış desinler. Botan coğrafyasından ellerini çeksinler. Doğayı yok edip burada ağaç bırakmak istemiyorlar"
'AĞAÇLA BARIŞMADAN İNSANLA NASIL BARIŞACAKLAR?'
Kendi topraklarını sahipsiz bırakmayacaklarını belirten Emine Alkış şu sözleri kullandı: "Bu topraklar bizim topraklarımız biz kendi topraklarımızı asla kimsesiz bırakmayacağız. Burayı sussuz ve kimsesiz bırakmak istiyorlar. Burada ki insanlara ne meyve ne de ağaç bırakmadılar. Her ağaç bizim çocuğumuz gibi onları da ailemiz gibi korumamız lazım. Bugün ana dilimiz, toprağımız ve ağacımızla barışmadıkları sürece bizle nasıl dürüst bir barış inşa edebilirler. Bunu yapmadıkları sürece barışta asla samimi olmazlar. Biz kendi topraklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Bundan sonra tek bir insan dahi bir ağacın kesilmesine boyun eğmeyecek. Kürt halkı bir olsun ve kendi toprağını korusun. Eskiden insanları öldürüyorlardı şimdi de ağaçlara ve derelere göz diktiler. Bu dağlara bu ağaçlara olan düşmanlıkları bitmedi. Biz 'yeter artık' diyoruz. Bu talanın durması için elimizden geleni yapacağız. Ne pahasına olursa olsun kimse yerinde oturmamalı, kaybedecek bir şeyimiz kalmadı."
'DOĞAYA KİN GÜDÜYORLAR'
Nebihe Akay ise 7'den 70'e bütün kesimlerin dağlarına ve suyuna sahip çıkması gerektiği çağrısında bulundu. Barışın toprak ve suyla barıştan geçtiğini belirten Nebiha Akay, "Bu yaşamın devam etmesi için mücadele etmeliyiz. Biz bugün dağlarımıza yüzümüzü dönmezsek yarın yaşayacak bir toprağımız kalmaz. Bugün barış diyenler ağaç kesiyorlar, çocuklarımızı tutukluyorlar. Yine suyumuzu kurutuyorlar. Bugün toprağımız ve doğamız bizim her şeyimiz. Hepimizin el ele verip Gabar'a, Besta'ya ve Cudi'ye bakmamız lazım. Doğamızdan ve çocuklarımızdan ellerini çeksinler. Hem insanlara hem de ağaçlara kin güdüyorlar. Bunu yapanlar da korucular ve devlet. Devlet barış diyor ama ne kanla ne de bu talanla barış inşa edilemez. O yüzden sessimizi duyup bu talanı durdursunlar. Her bir ağaçla bizi de yok etmek ve öldürmek istiyorlar. İnsanlar bu gerçekliğin farkında olarak adım atmalı" sözlerini kullandı.
'BARIŞ SU VE TOPRAKLA MÜMKÜN'

Polen Ekoloji Kolektifi Aktivisti Cemre Nayır ise dayanışma için geldiği Besta'da şu sözlere yer verdi: "Ben buraya İstanbul'dan geldim. Cudi, Gabar ve Besta'da yıllardır süren ekolojik yıkımı takip ediyoruz.
Kollekftif olarak ekolojik yıkımın savaş ve sermaye kaynaklı olduğunu biliyoruz. Bunun her türlüsüne karşıyız. Bu yüzden halkla dayanışmaya ve beraber mücadele etmeye geldik. Bir niyetimiz de Batı'da ki ekoloji hareketleri ve Mezopotamya'da ki ekoloji hareketlerinin birleşmesini istiyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz ki bugün Gabar'da ki suyun kuruması Akbelen'de ki suyun kuruması demek. Bunun her alanda karşısındayız ve hep beraber mücadele etmeye devam edeceğiz. Devlet, doğayla barışmadığı sürece insanla barışamaz. Bir barışın mümkün olması için o barışın toplumsal olması gerekiyor. Toplumsal barış da toprakla ve suyla mümkün. Hep beraber bu barışa katkı sunmalıyız. Halklar olarak çabalamalıyız. Topraklarımızda soluduğumuz hava içtiğimiz su temiz olsun diye hep beraber hem barış için hem de doğa için mücadele etmeliyiz."
'HAVAMIZI, SUYUMUZU ZEHİRLİYORLAR'

Son olarak konuşan Aydın Deniz ise mücadeleyi ve itirazı daha da büyütme çağrısı yaptı. Deniz, "Yıllardır Kürdistan özellikle de Botan coğrafyası işgalcilerin eliyle talan ediliyor. Maden çıkarılıyor, petrol aranıyor ve ağaç kesiliyor. Termik santrallerle beraber bu talanın hepsi şehrimiz üzerinde bir zehir oluşturuyor. Bu nedenle doğayı seven ve ağaçları korumak isteyen herkes bu mücadelede yerini alsın. Bir parti ya da ideoloji için değil, bugün hep beraber doğa için mücadele etmeliyiz. Bu ağaç kesimleri son bulsun, bu kesimler nedeniyle bizler en sıcak yazı yaşadık. Bu sıcaklığın nedeni de Kürdistan dağlarında bir ağaç bırakmamaları. Biz sustukça bunlar kesime ve talana devam edecekler. O yüzden susmamalıyız ve mücadele etmeliyiz" dedi.