Bozdağ: Bütçedeki güvenlik harcamaları iktidarın ezberlerinden kurtulamadığını gösteriyor!

2026 yılı bütçesinde güvenlik harcamalarının artırılmasının iktidarın ezberlerinden kurtulamadığının göstergesi olduğuna işaret eden DEM Parti Milletvekili Heval Bozdağ, “İktidar politik çıkarlarını ön planda tutarak süreci sürdürmeye çalışıyor” dedi.

HEVAL BOZDAĞ

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın "Barış ve Demokratik Toplum” başlıklı tarihi çağrısı üzerine, sürece ilişkin iyi niyet adımı olarak Kürt Özgürlük Hareketi yönetiminin gerilla güçlerini Türkiye’den Medya Savunma Alanına çekmesinin yankıları sürüyor. Somut adımların tek taraflı gerçekleşmesi, iktidarın sürece ilişkin samimiyeti konusunda soru işaretlerine neden olmaya devam ediyor. ANF’ye konuşan DEM Parti Milletvekili Heval Bozdağ, Kürt hareketinin sürece ilişkin kararlı adımları sürerken, iktidarın ketum davrandığına ve ezberlerinden kurtulamadığına işaret etti.

‘GERİ ÇEKİLME KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİNİN SÜRECE İLİŞKİN KARARLILIĞINI GÖSTERİYOR!’

Kürt Özgürlük Hareketi yönetiminin gerilla güçlerini Türkiye’den geri çekme hamlesinin sürece ilişkin yaklaşımının net ve kararlı olduğunu gösterdiğini belirten Bozdağ, bu adımın hem toplumun hem siyasetin önünü açan bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Yeni süreç başladığından bu yana Kürt Özgürlük Hareketi’nin çeşitli aşamalar konusunda adım attığını hatırlatan Bozdağ, ancak peş peşe atılan adımlar karşısında iktidarın ketum davrandığına ve geçmiş dönemdeki ezberlerle hareket ettiğine işaret etti. Bozdağ, bu durumun da genel anlamda “Acaba burada yine bir oyalama mı söz konusu” endişesine neden olduğunu dile getirdi.

‘İKTİDAR SÜRECE ENTEGRE OLAMIYOR!’

İktidarın geçmişteki ezberlerinden kurtulamadığının en somut göstergesinin Irak ve Suriye Tezkeresi’ni onaylamasının yanı sıra, 2026 yılı bütçesi olduğuna işaret eden Bozdağ, “Devlet ve iktidar, hâlâ sürecin ihtiyaçlarını karşılayacak ve kamuoyunu rahatlatacak politikaları üretemiyor, daha çok geçmiş dönem ezberleriyle hareket ediyor. Biz bu sürecin sonunda tüm Türkiye halklarının kazanımlarının olması gerektiğini söylüyoruz hep. Burada toplumsal, demokratik bir ülkenin getirilerinin dikkate alınması gerektiğinin altını çiziyoruz. Ancak iktidarın politik çıkarlarını ön planda tutarak kendisini kollayan bir yerden süreci sürdürmeye çalıştığını görüyoruz. O yüzden de tezkereler, bütçe planlamaları, bütçe kalemlerinin dağıtımı, pay edilmesi meselelerine bugüne kadar alışılagelmiş politik zeminden beslenerek yaklaşılıyor. Ülkede ve Ortadoğu’da bir değişim var, iktidar da bunu gören ve karşılayan bir yerden politikalar üretmek zorunda. Çünkü Kürtler gelecek dönem mücadelelerini demokratik zeminde sürdürme ile ilgili çok kararlı bir noktadalar. Tezkerelerin de karşılığının olmadığı bir yerde durduğumuzu da yine açıkçası görüyoruz. Çünkü uluslararası alanda Ortadoğu üzerindeki denklem de kendi iç dinamikleriyle süreçlerini işletiyor, yeni politikalar üretiyor. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Şam geçici hükümetiyle olan diyaloglar, son zamanlardaki bazı gelişmeler bunu açıkça gösteriyor. Bu anlamda iktidarın sürece entegre olamadığını söyleyebiliriz. Türkiye'nin hâlâ Ortadoğu'ya yaklaşımla ilgili politikalarında ısrarcı olduğunu, Kürt meselesine ve özellikle Rojava’ya güvenlikçi bir politikayla bakmaya devam ettiğini görüyoruz” dedi.

‘BÜTÇEDE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK: GÜVENLİKÇİ BAKIŞ ÖN PLANDA, PATRONLAR KOLLANIYOR!’

Meclisteki 2026 bütçe görüşmelerinde de güvenlikçi bakış açısının ön planda olduğunu gördüklerini belirten Bozdağ, bütçenin en büyük üç kalemini güvenlik harcamalarının, faiz giderlerinin ve vergi harcamalarının oluşturduğuna dikkat çekti. Toplam bütçenin 18 trilyon liranın üzerinde olmasına rağmen, kalemlere dağılımının toplumun refahını artıracak bir açılım sunmadığını vurgulayan Bozdağ, bütçenin işçiyi, emekçiyi, kadınları, çocukları ve derinleşen yoksulluğu göz ardı eden önceki bütçelerin tekrarı niteliğinde olduğunu kaydetti. Bu bütçedeki güvenlik harcamalarının önceki döneme göre %11,4 arttığına işaret eden Bozdağ, “Faiz giderlerinde de geçen döneme göre %40 oranında artış gözüküyor. Vergi harcamaları da çok yüksek. Bu üç kalem neredeyse bütçenin yarısına tekabül ediyor. Bütçenin toplamı 18 trilyon ve bu üç kalemin toplamı 8 trilyon 494 milyar TL. Bu üç kalemden de toplumsal refaha yansıyan hiçbir şey yok. Güvenlik harcamaları Türkiye’de hâlâ ön planda. Bu aynı zamanda iktidarın sürece kendisine güvenen bir noktadan yaklaşmadığını da gösteriyor. Biz DEM Parti olarak bu bütçenin barış ve emek bütçesi olmasını isterdik. Ama daha çok güvenlik harcamalarının yanı sıra, vergi harcamaları dediğimiz, sermayedarlardan, patronlardan alınmayan vergileri, istisnaları ve muafiyetleri ifade ediyor. Bu kalem yükselmiş durumda. Yaklaşık 3,5 trilyon TL. Bu da sermayeden alınması gereken vergi yükünün emekçinin sırtına yüklendiğini gösteriyor. Faiz giderleri zaten çok yükselmiş durumda. Geçen döneme göre %40 oranında artış gösteriyor. Borçlanma ve yüksek faiz politikalarının bir sonucu olarak ülke ekonomisi üzerinde büyük bir yük oluşturuyor.”

‘KATILIMCI VE DEMOKRATİK OLMAYAN BİR BÜTÇE!’

Bütçe hazırlık sürecinde demokratik katılımcılığın olmadığını vurgulayan Bozdağ, sivil toplum kuruluşları, sağlık örgütleri veya yerel yönetimlerin görüşlerinin alınmadığı eleştirisinde bulundu. Bu durumun, bütçenin toplumsal ihtiyaçlar yerine piyasacı yaklaşımlarla hazırlandığının göstergesi olduğunu belirten Bozdağ, şunları kaydetti: “Demokratik bir bütçe yapımı yok. Katılımcılığı esas almıyor. Biz demokratik kamuoyunun en azından örgütlü kesimlerinin bu bütçe hazırlanırken görüşlerinin alınmasını isterdik. Mesela sağlık bütçesiyle ilgili, en azından örgütlü demokratik kamuoyuna bir sorulur, nedir durum diye. Veya yerel ölçekte mesela yerel düzeyde hastaneler, sağlık il müdürlükleri vesaire buraların raporları alınabilir. Yerelde nelere ihtiyaç vardır, hangi kalemler öncelenmelidir gibi. Sonuçta TTB, veya sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine kadar birçok sağlık örgütü var. Bu örgütler de yine bütçe yapım sürecine katılabilir, sağlıkla ilgili gereklilikleri söyleyebilir. Çünkü piyasacı sağlık ihtiyaçları ile toplumun ihtiyaçları uyuşmuyor. Toplum hastalanmayacak, hastalanmadan yaşamını idame ettirecek. Bu durumda koruyucu sağlık hizmetlerine yatırım yapılması gerekiyor. Bu sefer bütçede tercihleriniz değişmeye, dönüşmeye başlıyor. Şimdi topluma sorduğunuz zaman, toplum diyecek ki ben bu tür hizmetlere yatırım yapılmasını istiyorum. Demokratik olmaması, katılımcı olmaması derken bunu ifade ediyorum. Bütçe hesapları yapılırken toplumun talepleri dikkat alınmıyor.

‘ÇÖZÜM SÜRECİNE DAİR BÜTÇEYE YANSIYAN BİR İBARE YOK!’

Çözüm süreci var. Bu anlamda bütçe kalemlerinde değişiklikler görmemiz gerekiyordu. Güvenlik konusuna bu kadar harcama yapılmaması gerekiyordu. Kürt sorununa demokratik bir bakış açısı oluşmaya başlıyor. Bölgesel eşitsizlikler var. Yıllardır süren çatışma sürecinden dolayı bölge dezavantajlı konuma gelmiş durumda. Bu dezavantajların en azından giderilmesi noktasında o bölgelere dönük pozitif planlamaların yapılması gerekiyordu. Çünkü bu yıkımın getirdiği birçok ekonomik ve sosyal sorun var. Aynı zamanda da yeniden organize edilmesi gereken süreçler var. Fakat bunlara dönük de mesela bir bütçe kalemi göremiyorsunuz. Şimdi bu süreç nihayetine ersin. Önümüzdeki birkaç ay içerisinde öyle bekleniyor, öyle umut ediliyor. Bazı sonuçlar alınmaya başlansın ama mesela mevcut durumda kayyum politikaları çözüldü diyelim ya da yerel yönetimlerle ilgili özgürlüğe dönük bazı adımlar atıldığını düşünelim. O zaman buranın bütçeden nasıl destekleneceğine dair hiçbir ibare yok. Köy yollarının hâlâ %60-70 stabilize olduğu köyler var mesela. Suya ulaşamayan köyler var. Çözüm süreciyle birlikte de değişmesi dönüşmesi gereken bazı şeyler var. Değişmesi gereken şeyler için politik tavırlar geliştirilmesi ve bunların da bütçe tarafından desteklenmesi gerekecek. Ama buna dair bir ibare yok, maalesef bakış açısı da yok.”