Önder Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı tarihsel çağrının ardından Kürt özgürlük hareketi birçok somut adım atarken, devlet cephesinden halen herhangi bir pratik adım atılmış değil. Kürt halkı ve hareketi ilk adım olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Önder Öcalan’a ilişkin verdiği “umut hakkı” ihlali kararının uygulanmasını ve fiziki özgürlüğün sağlanmasını talep etti.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AK BK), 15-17 Eylül tarihleri arasındaki toplantısının ardından Türkiye’ye yeniden çağrı yaparak, “umut hakkı”nın AİHM kararıyla uyumlu biçimde yasal çözüme kavuşturulmasını istedi. Buna rağmen devlet ve iktidar, “umut hakkı” konusunda adım atmadı.
Konuya ilişkin ANF’ye konuşan Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) Eşbaşkanı Kerem Canpolat, sürecin niteliğine ve taşıdığı tarihsel önemine işaret ederek şu değerlendirmede bulundu: “Öncelikle var olan sürecin son derece kıymetli olduğunu belirtmek istiyoruz. Bu sadece Türkiye ve Kürdistan açısından değil; Ortadoğu ve tüm bölge açısından insani, ahlaki, vicdani ve hukuki düzeyde büyük bir kazanım potansiyeli taşıyor. Bugün Ortadoğu’da ciddi bir savaş tablosu varken, bu sürecin değeri daha net görülüyor. Tam da savaşın, kıyımların, insanların büyük acılar yaşadığı bu dönemde, Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Kürt siyasal hareketi çok önemli adımlar attı. Bu adımlar muazzam bir fedakarlıktır.”
Canpolat, devletin sürece yaklaşımına dair eleştirilerini şöyle sürdürdü: “Tüm bu iyi niyetli ve tarihsel adımlara rağmen devletin yaklaşımı ciddiyetten uzaktır. Pratikte görülebilir adımlar atılmadı. Bu sürecin mimarı ve başlatıcısı Sayın Abdullah Öcalan’dır; fakat halen ağır tecrit altındadır. Komisyonun Sayın Öcalan’la görüşmeme ısrarı da tecrit siyasetiyle bağlantılıdır. Bu durum devletin sürece dair samimiyetsizliğini gösteriyor. Tam da bu noktada Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü gereklidir. Bu tıkanıklığı aşabilecek tek kişi Sayın Öcalan’dır. ‘Umut hakkı’ da burada devreye giriyor.”
DEVLET BARIŞ İSTİYORSA ADIM ATMALI
Canpolat, devletin “umut hakkı” konusunda vakit kaybetmeden yasal adım atması gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu: “Devlet gerçekten barış istiyorsa, Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü sağlamalıdır. Barış sürecinin ana aktörü Sayın Öcalan’dır ve özgür koşullarda Türkiye’deki tüm kesimlerle temas kurmalıdır. Bu süreç, kardeşlik hukukunu tazeleme sürecidir ve gelecek yüz yıllarımızı etkileyecektir. Sağlanacak barış yalnızca Türkiye’ye değil, tüm halklara büyük bir kazanım sunacaktır. Ancak bunun yolu Sayın Öcalan’ın özgürlüğünden geçiyor. Öcalan özgür olmadığı sürece barış masasının bir ayağı eksik kalacaktır. Bütün ezilen halklar bu konuda ısrarcı olmalıdır. Devletin dili artık geciktirme dili olmamalı. Halkların geleceği söz konusudur. Devletin bir an önce netleşmesi gerektiğini söylüyor ve ısrar ediyoruz. Devletin Sayın Öcalan’a yönelik ‘umut hakkı’nı uygulaması, sürece yaklaşımını gösterecektir.”
KARDEŞLİK HUKUKU İNŞA EDİLMELİ
Canpolat, Önder Öcalan’ın yanı sıra çok sayıda tutsağın “umut hakkı”nın da ihlal edildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bir insanı ömür boyu cezaevinde tutmak, ona bu hissiyatı yaşatmak başlı başına bir zulümdür. Sayın Abdullah Öcalan şahsında devlet, ‘umut hakkı’nı uygulamamakta ısrar ediyor. Türkiye’de yüzbinlerce tutsak ağırlaştırılmış müebbetle cezaevinde bulunuyor. Eğer kardeşlik hukukundan ve yeniden inşa sürecinden söz ediliyorsa, ilk olarak bu kardeşlik hukuku uygulanmalıdır. Bunu söylemde değil, pratikte yapmak gerekir. Devlet acilen yasal düzenlemeye gitmeli ve ‘umut hakkı’nı uygulamalıdır. Gecikme tüm halklar açısından geri bir adım olur ve kimseye kazandırmaz. Devlet zaman kaybetmeden gerekli adımları atmalı, umut hakkını geciktirmeden hayata geçirmelidir.”