‘Cezaevlerinde yaşananlar sürecin göstergesidir’

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çeken MATUHAY-DER Eş Başkanı Nurten Karagöz, “Bir sürecin gerçekten başarıya evrilmediğinin temel göstergelerinden biri, cezaevlerinde yaşananlardır” diye belirtti.

Önder Apo’nun 27 Şubat’ta yaptığı tarihi çağrının ardından başlayan süreç bir yılını geride bırakıyor. Sürecin başından itibaren, özellikle aileleri tutsakların durumunu merak etti. AKP iktidarının sürece yönelik atacağı en büyük samimiyet adımlarından biri olarak görülen, hapishanelerdeki siyasi tutsakların tahliyesinin ertelenmesi ise tutsak aileleri tarafından tepkiyle karşılandı.

Önder Apo ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin sürecin doğru bir şekilde ilerlemesi için attığı tüm adımlara karşın, iktidarın ısrarla adımları geciktirmesi ve cezaevlerinde hak ihlallerini artırması, halkın iktidara yönelik tepkisini de yükseltti.

Marmara Tutuklu ve Hükümlü Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MATUHAY-DER) Eş Başkanı Nurten Karagöz, Önder Apo’nun çağrısının ardından cezaevlerinde yaşananlara dair ANF’ye konuştu.

‘SÜRECİN OLUP OLMADIĞINI ANLAYABİLMEK İÇİN CEZAEVLERİNE BAKMAK GEREKİR’

Önder Apo’nun çağrısı ile başlayan sürecin bir müzakere sürecine evrilmesi için iktidarın adımlar atması gerektiğini belirten Nurten Karagöz, sürecin olup olmadığının en temel göstergesinin cezaevlerinde yaşananlar olduğunu dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“27 Şubat 2025’te Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan bir süreç oldu. Bu, bir müzakere değil, görüşme süreciydi ancak müzakere sürecine evrilmesi gerekiyordu. Nitekim son süreçte de bu tartışmalar yürütülüyordu. Ama bir sürecin olup olmadığını anlayabilmenin temel ölçütü, cezaevlerinde ne olduğu sorusuna verilecek cevaptır.

Cezaevlerinde ne oldu? Aslında cezaevlerinde fiili olarak bir değişiklik olmadı. Hukuksuzluklar devam ediyor. İdare ve Gözlem kurulları denilen, aslında ne olduğu belli olmayan birtakım kurullar söz sahibi haline getirildi ve şu anda keyfi bir şekilde, infazı süresi dolan insanların infazını uzatmak gibi bir görev yürütüyorlar. Bu da çok keyfi bir uygulama.

Normal koşullarda infazını tamamlayıp tahliye edilmesi gereken insanlar, iyi halli olmadıkları, pişman olmadıkları, kitap okumadıkları ya da sosyal faaliyetlere katılmadıkları gibi gerekçelerle cezaevinde tutulmaya devam ediliyor. Ama komik olan şu: Bazı cezaevlerinde sosyal faaliyet yürütülebilecek alanlar yok. Bu alanlar yaratılmıyor; ama yaratılmayan alanlarda neden sosyal faaliyetlere katılmadın denilerek, son derece komik gerekçelerle insanların infazları üç ay, altı ay ya da bir yıl erteleniyor. Böylece insanların yaşamlarından zaman çalınıyor; aslında yaşayabilecekleri süre gasp ediliyor.

Bir sürecin gerçekten başarıya evrilmediğinin temel göstergelerinden biri de cezaevlerinde yaşananlardır.”

‘TÜM SİYASİ TUTSAKLARIN BİR AN ÖNCE SERBEST BIRAKILMALARI GEREKİYOR’

Öncelikli olarak hasta tutsakların derhal tahliye edilmesi gerektiğini söyleyen Nurten Karagöz, tüm siyasi tutsakların da amasız, fakatsız tahliye edilmesi gerektiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti:

“Biz MATUHAYDER olarak baştan beri şunu söylüyoruz: Önce hasta mahpusların tahliye edilmesi, ardından bütün siyasi tutsakların amasız, fakatsız serbest bırakılması gerekiyor. Halen tecritler sürüyor; Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit de devam ediyor. Bu tecrit kırılmış değil. Bir iyi niyet göstergesi olabilmesi için, başta tecridin kaldırılması ve Sayın Öcalan’ın özgür çalışma koşullarının yaratılması gerekiyor. Bu olmadığı müddetçe biz buna gerçek anlamda bir barış ya da süreç diyemeyiz.

Gerçek anlamda bir süreç ya da barış süreci denilebilmesi için hem saydığımız bu koşulların oluşması hem de demokratik toplum inşasına katkı sunulması gerekiyor.”

Demokratik toplum inşasının tüm halkların katılımıyla mümkün olabileceğini dile getiren Nurten Karagöz, bu bağlamda tutsakların serbest bırakılmasının önemli bir adım olacağını ifade ederek şunları söyledi:

“Demokratik toplum inşası diyoruz ama demokratik toplum nedir? Bu topraklarda yaşayan her bir halkın; kendi diliyle, kültürüyle, geleneğiyle, göreneğiyle, yaşam biçimiyle ve doğasıyla bir arada, barış içinde ve demokratik zeminlerde yaşayabilmesidir. Bunun gerektiğini söylüyoruz. Ancak bugün gelinen aşamada, bunun çok mümkün olmadığını görüyoruz. Biz umuyor ve diliyoruz ki bu sürece vesile olsun; cezaevlerindeki bütün tutsaklar bir an önce tahliye edilsin, serbest bırakılsın. Ancak bu şekilde sürecin iyi niyetle devam ettiğine inanabilir, buna ikna olabiliriz.”

‘HAK İHLALLERİ DEVAM EDİYOR’

Cezaevlerinde hak ihlallerinin devam ettiğine ve iktidarın cezaevlerindeki baskıyı artırdığına dikkat çeken Nurten Karagöz, devamında şunları aktardı:

“Bir iki cezaevinden örnek verebilirim. Bakırköy Cezaevi’nde kadınların kaldığı iki koğuş vardı; bu koğuşlar birleştirildi. Daha önce cezaevi idaresiyle yapılan görüşmelerde, yılbaşından önce kendi istekleriyle koğuşları birleştirebileceklerini kadın tutsaklar zaten söylemiş. Ama 19 Aralık sabahı -ki Türkiye’de siyasetle ve cezaevleriyle ilgilenen herkes bilir, 19 Aralık cezaevlerinde ‘Hayata Dönüş’ adı altında ciddi bir katliamın yaşandığı gündür- tam da o güne denk gelecek şekilde robocoplarla koğuşlara giriliyor. ‘Size bir saat süre veriyoruz ya boşaltırsınız ya da biz zorla boşaltırız’ gibi tehditlerle içeri giriliyor.

İkincisi, Elazığ Cezaevi’nde ciddi sürgünler ve işkenceler yaşanıyor. Kuyu tipi hapishaneler var. İnsanların diri diri kuyuya gömüldüğü, hiçbir iletişim aracının olmadığı alanlar bunlar. Belki fiziksel olarak değil ama ideolojik olarak öldürmek üzerine yapılmış hapishaneler.

Ama diğer taraftan şunu da biliyoruz: Hapishanelerde bu kadar yoğun işkenceler yaşanırken, aslında direnişin bunlardan çok daha büyük ve çok daha güçlü olduğunu da görüyoruz. Tutsakları bunlarla kıramayacaklarını biliyoruz. İşkence ne kadar büyükse, direniş de ondan çok daha büyük oluyor.”

‘AİLELER SÜRECİ SONUNA KADAR DESTEKLİYOR’

Tutsak ailelerinin Önder Apo’nun yanında olduklarını ve onu desteklediklerini belirten Nurten Karagöz, tutsak yakınlarının sürecin ilerlemesi için Önder Apo’nun özgürlüğünü temel bir şart olarak gördüklerini ifade ederek şöyle devam etti:

“Tutsak aileleri, sürecin samimi olup olmadığını görebilmek için cezaevlerinin boşaltılması gerektiğini dile getiriyorlar. Barışın, demokratik toplumun inşasıyla mümkün olabileceğini söylüyorlar. Aileler şunu çok açık bir biçimde ifade ediyor: ‘Sayın Öcalan özgür olmadığı sürece cezaevleri boşalmayacak. Boşalabilir ama boşalan yerlere başkaları alınır.’

Bu nedenle, bu sürecin başarıya ulaşması gerekiyor. Bu kadar bedel ödemiş olmalarına, çocuklarının 30 küsur yıldır cezaevlerinde tutulmasına rağmen, aileler ısrarla barış diyor; cezaevlerinde bulunan çocuklarının bir an önce serbest bırakılmasını bekliyor ve talep ediyorlar. Süreç karşıtı değiller; aksine, bu sürecin takipçisi, destekleyicisi ve öznesi olduklarını bizzat söylüyorlar.”