GÖRÜNTÜLÜ

Dayan: Önder Apo, yeni bir yaşamın kapılarını açtı

32 yıllık tutsaklığının ardından tahliye edilen yazar İlhan Dayan, “Önderlik, yeni bir yaşamın kapılarını açmıştır. Siyasetten edebiyata kadar bütün alanlarda yeniden inşa olanağı sunuyor” dedi.

İLHAN DAYAN

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde 18 Ağustos 1993’te tutuklanan yazar İlhan Dayan, Diyarbakır 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden 32 yıllık tutsaklığın ardından 26 Mart’ta tahliye edildi. Dayan, 32 yıllık tutsaklığı boyunca İzmir, Aydın, Maraş-Elbistan, Merdin-Midyat, Rize-Kalkandere ve Amed’deki cezaevlerinde tutuldu.

Tutsaklık ve barış sürecine dair ANF'ye konuşan yazar İlhan Dayan, “32 yıllık cezaevi serüveni tepeden tırnağa bir direniş, bir mücadelede alanıydı. Cezaevi, sıradan yaşanacak ve sıradan yaşamın mümkün olduğu bir mekân değil. Olağanüstü bir çaba, irade, yoğunlaşma ve inançla var olunabilecek bir mekândır. Bunlar olmadan cezaevinde kendi öz değeriyle yaşamak, kendini büyütmek ve geliştirmek mümkün olmuyor” dedi.


‘ÖNCE MEŞALE OLANLAR ANLATILMALI’

Bir zayıflık halinin insanı mum gibi eritebileceğini; ruhunu, yüreğini, duygusunu ve bilincini çürütebileceğini belirten Dayan, şöyle devam etti:

“Cezaevi süreci boyunca böylesine çürüme hallerine çokça tanık olduk, ama gelişip bir meşale gibi olan nice yoldaşlarımız oldu. Özgürlük için bedeninden, ruhundan, canından vazgeçen ve bunu büyük bir tutkuyla veren bize meşale olan yoldaşların yaşamlarına tanık olduk. Aynı sofrayı, aynı anıları paylaştık.

Bu açıdan cezaevi anlatılacaksa, öncelikle onlar anlatılmalı, yâd edilmeli ve anılmalı. Onlar aynı zamanda bize var olmanın ve direnmenin nasıl bir şey olduğunu öğretti. Bizler bu mirasın üzerinde yaşamaya ve direnmeye çalıştık. Cezaevini bir yok olma hali değil, bir direniş alanı olarak gördüğümüz için, direnişin olduğu yerde yaşamın var olduğuna inandık.

Bir yerde direniş olmadan yaşamın mümkün olmadığını bu coğrafyada çok iyi öğrendik. Önceki kahraman ve yiğitlerimizden bunu öğrenmiştik. Duvarların bizler için çok anlam ifade etmediğini gördük."

 

‘İNSANIN SAYMAYA DİLİ VARMIYOR’

1980'lerden günümüze kadar demokrasi isteyen, özgürlüğe inanan, Kürt halkının kendi topraklarında özgürce yaşaması gerektiğine kanat getiren, bu anlamda mücadele eden bir ulusun neredeyse tamamının cezaevinden geçtiğini vurgulayan Dayan, şunları söyledi:

“İnsanın saymaya dili varmıyor. Gün geldi, üç dört kuşak bir arada aynı koğuşu paylaştık. Dede, oğul, torun, anne bir arada yaşadı. Bir ulus, bir bütün olarak cezaevi sürecine tanık oldu. Böylesi bir gerçeklik var.

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini ve haksızlıkları tanımlarken bu büyük resmi görmek gerekiyor. Ortada devasa bir hak ihlalleri zinciri vardır. Orada olmak, başlı başına bir hak ihlalidir. Büyük resmi görmeden cezaevindeki hak ihlallerine odaklanmak, gerçeğin daracık bir kısmını görmektir. Tüm halkımıza yönelik uygulanan hak ihlalleri zinciri kırılmadan, cezaevinde hak, hukuk ve demokrasinin olması da mümkün değil.

Öte yandan cezaevi yönetim idareleri, yaşama dair olan her şeyi bir hak ihlali zinciri içerisinde yaşanılamayacak hale getirmek için özel yöntemler geliştiriyor. Son derece keyfi uygulamalar var; yöneticilerin anlık durumlarına göre uygulamalar var. Akla gelebilecek her türlü hak ihlalleri var ve halen yaşanıyor."

 

YENİ BİR İNŞA SÜRECİ

Önder Apo’nun 27 Şubat çağrısından sonra başlayan çözüm sürecine dikkat çeken Dayan, şöyle konuştu:

“Sürece dair ilk açıklamalar yapıldığında cezaevindeydim. Televizyon başında biz de takip etmeye çalıştık. Orada ilk gördüğüm ve ilk yaşadığım duyguyu anlatmak istiyorum. Önderlik, Kürt halkının artık farklı yöntemlerle, demokratik yöntemlerle kendini savunabilecek, kendine örgütleyebilecek, varlığını inşa edebilecek bir olgunluğa, bir donanıma eriştiğini bize söylüyor. Bu anlamda Önderliğin yaptığı açıklama, aslında bizlere bir güven beyanıydı. Mücadele içerinde şekillenmiş bu halk gerçekliğinin artık silahlar olmadan da kendini var edebileceğini bize gösterdi. O an büyük bir heyecanla süreci dinledik.

Şu anda süreç birçok bağlamda tartışılıyor. Negatif boyutları, yürüyemeyen boyutları, soru işaretleri, idrak edilemeyen boyutlar var. Bazı kesimlerin bilinçli olarak manipülasyon yapma gerçekliği var. Önderlik, devasa bir zihin değişikliğinden bahsediyor. Ortadoğu’nun sosyo-politik, kültürel ve siyasal boyutunun çevresini değiştirecek bir projeden bahsediyor.

Önderliğin ortaya koyduğu paradigma, sadece Kürdistan’ı değil, Ortadoğu’nun sosyo-politik kaderini değiştirecek, siyasal kaderini değiştirecek, geleceğini inşa edecek bir zihni ve felsefi donanıma sahiptir. Bunlar okunmadan; Ortadoğu’nun içinde bulunduğu kaos durumunu görmeden, kısır döngü haline gelmiş çatışma gerçekliğini görmeden, emperyal odakların Ortadoğu üzerindeki hesapları görülmeden, İsrail'in Gazze'deki politikaları görülmeden, Ortadoğu ve Kürdistan üzerindeki hesaplar görülmeden basit bir silah bırakma denkleminden ele almak, bu sürece büyük bir haksızlık yapmak olacaktır.

Önderlik, yeni bir yaşamın kapılarını açmıştır. Önder Apo, yeni bir toplumsal inşa sürecinden bahsediyor. Dolayısıyla siyasetten tutalım edebiyata kadar bütün akla gelebilecek alanlarda kendini yeniden inşa etme olanağı sunuyor. Bu süreç bir bekleme süreci değildir. Demokrasiye, özgürlüğe, Kürtlerin ulusal ve toplumsal haklarına inanan herkes, bunu bir mücadele süreci olarak görmelidir ve süreci sahiplenmelidir."

 

‘DEVLET, SOMUT ADIMLAR ATMALI’

Sürecin barışla sonuçlanması adına devletin bir an önce somut adımlar atması gerektiğini vurgulayan İlhan Dayan, şunları dile getirdi:

“Bu projenin ilerleyebilmesi için devletin hızlı bir şekilde gerekli adımları atması gerekiyor. Yasal ve anayasal değişiklerin olması gerekiyor. Ortaya konulan bu paradigmanın özü şu: Herkes bu topraklarda kendi kimliğiyle, kendi diliyle özgürce yaşayabilecek mi? Özgürce örgütlenebilecek mi? Özgürce siyaset yapabilecek mi? Dilini sosyal, kültürel ve eğitimsel anlamda kullanabilecek mi? İnancını koruyup gereklerini yerine getirebilecek mi?

Bu coğrafyada yaşayan herkes, ama herkes, neye inanıyorsa inansın; dili, kültürü ve diğer toplumsal değerleri ne olursa olsun, kendi tarihsel ve toplumsal değerleriyle özgürce yaşayacaktır. Bu anlamda bir eşitlik sağlanması gerekiyor. Bunun için de yasal ve anayasal değişiklerin hızlıca yapılması gerekiyor.

Eski inkarcı ve tekçi anlayışın bu topraklara sadece kaos, kan ve gözyaşı getirdiğini görmek gerekiyor. Özgürlükçü ve demokratik paradigmanın üreteceği tek şey; eşitlik, demokrasi, barış, huzur, güven ve ekonomik gelişmişlik halidir. Önder Apo’nun paradigması bize bunun mümkün olabileceğini gösteriyor.”