‘DEM Parti ne iktidarın parçası ne de muhalefetin yedeğidir; üçüncü bir yoldur’

DEM Parti PM üyesi Ünal Yusufoğlu, partisine yönelik saldırı ve hakaretlere karşı “DEM Parti ne muhalefetin yedeğidir ne de iktidarın bir parçası ve onun değirmenine su taşıyan bir anlayışın ürünüdür. DEM Parti, üçüncü bir yoldur” dedi.

ÜNAL YUSUFOĞLU

Selahattin Demirtaş ve Önder Apo arasında gerilim olduğuna dair haberler, Meclis’te ortaya çıkan fotoğraf üzerinden saldırılar, Kürt halkının kafasını karıştırmaya yönelik haberler, özellikle son iki ay içerisinde ciddi şekilde artış gösterdi.

En son, İyi Parti’li Mehmet Mustafa Gürban’ın İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan’a cinsel saldırı olarak nitelendirilen mesajlar göndermesinin ortaya çıkması ve yine İyi Parti’li Turhan Çömez’in hakaretleri, barış karşıtlığında gelinen seviyeyi göstermesi açısından önemli bir kriter oldu.

DEM Parti PM üyesi Ünal Yusufoğlu ile DEM Parti’ye yönelik saldırılar, bazı medya kuruluşlarının ve bazı kesimlerin algı yaratma girişimleri, CHP’ye yönelik operasyonlar ve DEM Parti’nin yeni dönemdeki politikalarına yönelik yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyoruz.

‘DEM PARTİ’YE SALDIRILAR SAVAŞ VE RANT İSTEYENLER TARAFINDAN YAPILIYOR’

DEM Parti’ye yönelik saldırıların anlaşılır olduğunu, savaş isteyenlerin bunları yaptığını dile getiren Yusufoğlu, “DEM Parti’nin barış ve demokrasi mücadelesine yönelik saldırılar anlaşılırdır. Bunu anlıyoruz; buna hazırlıklıyız. Bu yeni bir durum değildir.

Bir, savaşta beslenenler; savaşın ve çatışmanın diliyle kendi siyasal aklını ve argümanlarını oluşturanlar, iktidar ve muhalefet denkleminde kendine yer bulmaya çalışanlar, rant ve koltuk kavgasını kendisi için esas alanlar, bu konuda DEM Parti’nin birleştirici, dolayısıyla bir arada olma anlayışı ve adil, demokratik ilişki şeklini hazmetmiyor. Bu nettir. Bundan dolayı en ufak şeyde kıyametler koparılıyor. DEM Parti’yi ısrarla bir yere yedeklemeye çalışıyorlar.

Geçen dönemde DEM Parti’yi CHP’ye yedeklemeye çalıştılar. CHP’ye yönelik baskılarda DEM Parti’nin yeterince tutum almadığı, bundan kaynaklı da Cumhur İttifakı’na dahil olduğu algısı oluşturuldu. Yine bu son süreci örgütlemeye çalışırken de Cumhur İttifakı’na yerleştiğine dair söylemler gelişti.

Bir defa, DEM Parti ne muhalefetin yedeğidir ne de iktidarın bir parçası ve onun değirmenine su taşıyan bir anlayışın ürünüdür. DEM Parti bir üçüncü yoldur. Biz, iktidarın da muhalefetin de yedeği değiliz. Birileri ile ilişkilenmek zorunda da değiliz; birilerinin yanlışına ortak olmak zorunda değiliz; birilerini alkışlamak zorunda da değiliz.

Biz esas itibariyle, inandığımız değerler, var olma gerekçemiz ve bu halka bahşettiğimiz eşitlik, demokrasi ve özgürlük ilkelerine göre siyaset üretiyoruz. O açıdan da biz üçüncü yoluz. Üçünü yol, aynı zamanda bu kutuplaşan siyaset ikliminde topluma nefes verme bakımından kıymetlidir. O anlamda Türkiye halklarının, Kürdistan halkının nefesiyiz” dedi.

‘DEM PARTİ İKTİDARI ELEŞTİRDİĞİNDE KRİMİNALİZE EDİLİYOR, MUHALEFETİ ELEŞTİRDİĞİNDE CUMHUR İTTİFAKI’NA KATILMAKLA SUÇLANIYOR’

DEM Parti’nin her taraftan saldırılara maruz kaldığını belirten Yusufoğlu, partinin içinin karıştırılmaya çalışıldığına dikkat çekerek şöyle devam etti:

“Şimdi buradan hareketle şöyle yaklaşımlar oluyor: DEM Parti, iktidarı eleştirdiğinde kriminalize ediliyor, saldırılara maruz kalıyor; muhalefetin herhangi bir önerisini ya da herhangi bir söylemini alkışlamadığında da Cumhur İttifakı’nın bir ortağı gözüyle bakılıyor. Bunların hepsi bilinçlidir; hepsinin bir amacı vardır.

Türkiye’de oluşturulmak istenen pozitif siyaset iklimini bertaraf etme, ayrıştıran ve karşıtlaştıran bir dil ile yeni bir koltuk ortamı yaratma meselesidir. Zira çözüm istemiyor, çözümde geleceği görmüyor; Kürt meselesi gibi temel bir mesele üzerinden siyaset yapıp, ayrıştıran bir anlayışın ellerinden bu argümanları aldığında aslında sonlarının geldiğini kendileri de görüyor ve onun için de saldırıyorlar. Onun için de güçleri yettiği oranda DEM Parti’nin içini karıştırmaya çalışıyorlar. Kürt Özgürlük Hareketi ve onun yarattığı bütün değerleri karşıtlaştırarak sonuç elde etmeye çalışıyorlar.”

‘DEMİRTAŞ DA DAHİL BÜTÜN ARKADAŞLARIMIZ ÖNDER ABDULLAH ÖCALAN’IN FİKİRLERİNİ ESAS ALMIŞTIR’

Son dönemde özellikle yeniden ortaya atılan, Demirtaş ve Önder Apo arasında gerilim varmış gibi gösterilen tartışmalara da değinen Yusufoğlu, Kürt Özgürlük Hareketi’nin içinde ısrarla böyle sorunlar varmış algısının yaratılmaya çalışıldığını; ancak hepsinin boşa düştüğünü belirterek şöyle devam etti:

“Önder Abdullah Öcalan ve Demirtaş arasındaki bu kıyaslama ve ayrıştırma ile bir sorun varmış gibi göstermenin esası da budur. Çünkü Türkiye’de siyaset aklı, böl-parçala-yönet şeklindedir. Türkiye’deki siyaset aklı, Kürt düşmanlığı üzerindedir. Türkiye’deki siyaset üretme merkezi, karşıtlaştırarak ve çatıştırarak nemalanma alanıdır.

Onun için, Kürtlere ve DEM Parti’ye dönük de DEM Parti’nin yaptığı bütün açıklamalara ilişkin de birçok kesimin bu konuda başvurduğu ve ısrarla sürdürmeye çalıştığı yöntem budur. Şimdi burada bir sorun olmadığını gerek hareketin yürütücüleri gerek Önder Öcalan ve demokratik Kürt siyaseti ile bütün bileşenleri bu konuda aslında çok net olan bir irade beyanında bulundu. Buna sevgili Selahattin Demirtaş da dahildir. Figen başkan da dahildir. Kobanê kumpas davası dahilinde tutuklu olan arkadaşlar da on binlerce tutuklu arkadaş da sürgündeki arkadaşlar da dahildir.

Herkesin üzerinde hem fikir olduğu ve bu konuda çok net bir şekilde irade beyanında bulunduğu şey şudur: Önder Öcalan’ın demokratik toplum çağrısı ve barış projesi hepimiz için esastır, bağlayıcıdır. Bu çok nettir.

Yine Önder Öcalan’ın gerek Selahattin Demirtaş gerek Figen Yüksekdağ ve içeride olan birçok arkadaşa ilişkin olarak, bu sürecin yürütülmesi konusunda ciddi manada görev ve sorumluluklar yüklediğini de biliyoruz. Bilgi paylaşımında bir sorun yok. Ne DEM Parti’de ne de DEM Parti heyetinin arkadaşlarla bilgi alışverişi yapma, görüş alma ve bunu ortaklaştırmada hiçbir sorun vardır.

Selahattin Başkan da Figen Başkan da bu mücadelenin birer kıymetlileridir. Arkadaşlarımızdırlar ve arkadaşlarımız üzerinden siyaset yapmalarına veya pozisyon almalarına izin vermememiz gerekiyor. Bu konuda bir kafa karışıklığı yaratılmaya çalışılıyor; sanki karşıtmışız gibi bir algı oluşturuluyor. Buna ne Selahattin Başkan ne de hiçbir yöneticimiz asla izin vermez.”

‘EN UFAK ŞEY BÜYÜTÜLÜP BİZE KARŞI ARGÜMANLARA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR’

Ufak bir şeyin bile büyütülerek, DEM Parti ve Kürt Özgürlük Hareketi içerisinde ayrılıklar yaratmaya yönelik saldırılara dönüştüğünü dile getiren Ünal Yusufoğlu şunları söyledi:

“Ama şunu söyleyeyim, bazı konularda çok temkinli olmak gerekiyor ve bize karşı anti propagandaya dönüşebilecek, bu sürecin kimyasına zarar verecek bütün söylem ve açıklamalardan da uzak durmak gerekiyor. Bu konuda bizim fazlaca dikkat ettiğimizi ifade edebilirim. Ancak siyaset ikliminde en ufak bir şeyin çok büyütüldüğünü, bizim karşıtımıza dönüştürüldüğünü, bunun üzerinden kitlemizdeki örgütlü gücü dağıtmaya dönük birtakım argümanlara dönüştüğünün farkındayız.

Kendi içimizde de çok tartışıyor ve konuşuyoruz. O açıdan bu sürecin doğal akışına uygun olarak dikkat edeceğimiz hususlar vardır. Meclisteki fotoğraf da aslında budur. Bunun üzerinde durma sebebi de budur. Dikkat etmek gerekiyor.

Elbette ki biz bu süreci örgütlüyoruz. Türkiye’deki 100 yıllık meselenin çözümü konusunda görev ve sorumluluk almış bir partiyiz. Bu partinin yöneticileri ve kadrolarıyız. Kuşkusuz bu sorumluluklarımıza uygun bir söylem, bir eylem ve duruşun sahibi olacağız. Bu konuda söyleyeceğimiz her sözün arkasındayız. Öz eleştiri verilmesi gerektiği yerde halkımıza veririz, muhataplarımıza, dostlarımıza da veririz.

 Ama bir şey daha var: Birileri bizi eleştirecek, birileri bizi hedef gösterecek diye de kendi doğrularımızdan ve Türkiye’nin barışı konusundan asla ve asla geri adım atmayız. Bu da böyle bilinmelidir. Biz cesaretin de siyasette üretmenin de var olmanın da direnerek yeniyi nasıl inşa etmemiz gerektiğini de çok iyi biliyoruz.

O bakımdan her birimizin kendine has dili, tarzı olabilir; ama bir gerçek var: Barışın, özgürlüğün adı, demokrasinin dili, bunun pratiği hepimizde ortak bir şekilde vücut bulmuştur. Bunu da ifade edelim.”

‘DEM PARTİ SADECE CHP’YE DEĞİL, ZULÜM KİME OLURSA ONUN YANINDADIR’

CHP’ye yönelik operasyonlara DEM Parti’nin her zaman karşı durduğunu ve bunun bir hukuksuzluk olduğunu vurguladıklarını hatırlatan Yusufoğlu, DEM Parti ve CHP'yi karşı karşıya getirme girişimlerine de dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“İktidarın CHP’ye dönük operasyonları hangi amaçla yaptığını biliyoruz. Biz bunu 30 yıldır yaşıyoruz. Esas itibariyle bu işin hukuki hiçbir dayanağının olmadığını biliyoruz. Muhalefeti bitirme, parçalama, zayıflatma ve karıştırma siyasetinin şu an yoğunlaştığı parti CHP’dir. Ama DEM Parti sadece CHP’ye değil; baskı, zulüm ve saldırı kime olursa olsun, diğer partilerden farklı olarak yanındadır. Esenyurt’a kayyım atandığında DEM Parti oradaydı, İmamoğlu alındığında DEM Parti oradaydı. DEM Parti eş genel başkanları, MYK’sı, kadın meclisi, parti meclisi, ilçe örgütleri her şekilde CHP’ye dönük saldırılarda dayanışma içerisindeydiler. Bu konuda tutumumuzu defalarca ifade ettik.

En son İstanbul il yönetimine atanan kayyımda da DEM Parti eş genel başkanları il binasına giderek dayanışma duygularını ifade ettiler. Bu konuda eş genel başkanlarımızın, parti sözcümüzün açıklamaları nettir ve ortadadır. Yine İstanbul başta olmak üzere il örgütlerimiz de saldırılara karşı ortak tutum alma konusunda çok net söylem kullandı ve bunu pratikleştirdi, İçişleri Bakanlığı’nın, Adalet Bakanlığı’nın tutumları eleştirildi ve bu meselenin karşısında olduğumuz ifade edildi.

Şimdi, bazılarına bu yeterli gelmiyordur, ‘Bütün kitle gücünüzle seferber olun’ diyebilirler. Ama şunu da ifade edelim: Dayanışma karşılıklı olur, eylem hattı ortak bir anlayışın ürünü olarak yetişir. Biz, eş genel başkanlarımız ve CHP genel başkanının bu konuda bir konsensüs sağladığını biliyoruz. Sağlıklı bir bilgi akışının olduğunu da düşünüyoruz. Ben, CHP yönetim hattının DEM Parti’nin bu konudaki kararlılığının ve samimiyetinin farkında olduğunu düşünüyorum. Zira Özgür Özel’in bu konudaki açıklamaları da öyledir.

Ama DEM Parti’yi CHP ile karşı karşıya getirme konusunda ciddi bir algı operasyonu yapıldığını da söylemek istiyorum. Elbette ki CHP’nin her söylemini kabul etmek zorunda değiliz; CHP de bizim her söylemimizi kabul etmek zorunda değil. Biz ayrı partileriz. Hatta biz sistemin çok ötesinde bir partiyiz. CHP bu sistemin asıl unsurlarından birisidir. Biz bu sistemi değiştirmeyi düşünürken, esas olarak bu sistemi oluşturan bütün akılları da değiştirmek zorundayız. Bu sistemin aklını oluşturanlardan birisi de CHP’dir.

CHP’yi elbette ki eleştireceğiz, CHP’nin yanlış politikalarına karşı duracağız; AK Parti’ninkine de duracağız, başka partilerin yanlış politikalarına da karşı duracağız. Ama bir parti iktidarda ise ve kendisine muhalefet eden başka bir partiye zulmediyorsa, bu parti Ak Parti ise, biz AK Parti’ye karşı duracağız, durmaya devam edeceğiz.

Biz, demokratik toplum çağrısı; Türkiye’nin yeniden örgütlenmesi, halkların birlikte yaşaması, Kürt ve Türk barışının, Kürt ve Türk ilişkisinin yeniden şekillenmesi projesini sekteye uğratmak için muhalefeti, dolayısıyla muhalefetin bütün yapılarını karşı karşıya getirip zayıflatmaya yönelik bir özel savaş yönteminin devrede olduğunu biliyoruz. Bize dönük yapılan eleştirilerin esası bu oluyor.

Son olarak CHP’de Figen ve Selahattin arkadaşlar için yapılan açıklamalar var. Asıl olarak biz bunu kendilerine de sorduk. Eş genel başkanımız çok net ifade etti: Bu arkadaşlarımızın bugün tutuklanmasının en önemli sebeplerinden biri CHP’dir. ‘Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz’ diyen akıl CHP’nin aklıdır. Kayyımların kapısını aralayan ve bu konuda iktidarın değirmenine su taşıyan CHP’dir.

Ama CHP bunu yaptı diye, CHP’ye dönük saldırılara sessiz kalacağımız anlamına gelmez bu. Biz diğer partilerden farklıyız. ‘Bize yapıldı, siz sessiz kaldınız; size yapılana da biz sessiz kalacağız’ demiyoruz. Her halükarda muhalefete, kadınlara, gençlere dönük -kimden olursa olsun; bizimle mesafesi ne kadar uzak olursa olsun- buna dair tutumumuzu net ifade edeceğiz. Çünkü demokrasiye, özgürlüklere, hukuka, adalete inanıyoruz; bu açıdan da bunlara karşı durmayı bileceğiz elbette.”

‘SAVAŞ CEPHESİNE KARŞI BARIŞ CEPHESİNİ GÜÇLENDİRECEĞİZ’

Sürecin doğal akışında sürdürülmesi için DEM Parti’nin bütün gücüyle çabalayacağını; süreci Türkiye’nin bütün dinamikleriyle birlikte yürütme ve savaş cephesine karşı barış cephesini güçlendirme çalışmalarının olacağını vurgulayan Ünal Yusufoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bizim temennimiz, sürecin kendi doğal akışında yürümesidir. Bu konuda Meclis’te kurulan komisyonun özgürlük yasalarını çıkarıp genel kurula getirmesidir. Yine Önder Öcalan ile bu süreci esaslı olarak tartışıp ortaklaşma meselesidir. Sayın Öcalan’ın görüş ile önerileri almak ve perspektiflerini değerlendirmek en başta yapılması gerekendir.

Sadece bu değil; Türkiye’deki bütün dinamikleri bu sürece katarken esas ölçü, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununa özgürlükçü çözümüne ilişkin bir aklın oluşması meselesidir. Bu konuda dışarıdan ya da içeriden olabilecek saldırıları göğüsleyebilecek, bunun iradesini aşabilecek bir duruşun ve söylemin iktidar ile muhalefette gelişmesini elbette ki temenni ediyoruz. Bu, yürüttüğümüz bütün tartışmaların ana merkezidir.

Biz, bütün siyasetin yeni dönemde Sayın Öcalan’ın sunmuş olduğu projeye uygun olarak kendisini güncellemesi gerektiğini söylüyoruz. Bu Türkiye’nin geleceğidir. Çok sık ifade edilen -benim de çok sevmediğim ama kullanmak zorunda kaldığım- ‘Türkiye’nin bekası’ dedikleri mesele esas olarak burada çözülüyor.

O açıdan bunun devam etmesi konusunda elbette hassas davranacağız, ısrarlı olacağız ve bu sürece dönük herhangi olumsuz bir durum karşısında da bütün imkanlarımızı seferber etme durumunda olacağız. Ama sekteye uğrar mı? Bu da bir olasılık. Bu durumda sonuç ne olursa olsun biz barışta ısrar edeceğiz.

Biz, Türkiye’deki bütün kesimlerin bu sürece dahil olması; savaş ve güvenlikçi siyasete karşı birlikte hareket edilmesi konusunda güçlü bir kamuoyunu oluşturmaya çalışacağız. Muhalefeti, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, kadınları, gençleri, akademisyenleri, yazarları -herkesi- bu sürecin etrafında birleştirip savaş cephesine karşı barış cephesini örgütleyeceğimizi ifade etmek istiyorum.

O açıdan dileriz ki öyle bir durum olmaz; dileriz ki Türkiye yeni kayıplar yaşamaz ve biz de gereken neyse onu yapmış oluruz.”