Demokratik entegrasyon ve çözüm

Demokratik entegrasyon sürecinde, her zaman her şeyden çok mücadeleye, demokratik siyasetin yükseltilmesine ve demokratik kurumların inşasına ihtiyaç vardır. Bu mücadele, barış ve demokratik toplum sürecinin başarısının teminatı olacaktır.

DEMOKRATİK ENTEGRASYON

Entegrasyon, tarafların birbirini kabul etmesi ve birlikte yaşamayı esas alması anlamına gelir. Farklı renklerin, kültürlerin bir araya gelip birbirini tamamlamasıyla entegrasyon oluşur. Bu temelde, karşılıklı kabul ve tamamlanma gerçekleşir. Önderliğin söylediği şey budur. Entegrasyonda uyum ve birlik esastır. Eğer entegrasyonu uyum sağlama biçiminde ele alırsak, o zaman iki taraf belli konularda tartışır, birbirini anlar ve ortaklaşır. Yani entegrasyon, tarihsel ve toplumsal bir zorunluluk olarak, yaşamın gerçekliği içinde kendini dayatır. Bu yüzden her birey, kendi özgünlüğüyle, düşüncesiyle ve özgür iradesiyle entegrasyonun içinde yerini alır. Bu anlamda entegrasyon, asimilasyon demek değildir. Entegrasyon kavramı özellikle hukuki bağlamda kullanılmaktadır. Türkiye hukukunda da Avrupa’dan alınmış bir terimdir. Latince kökenlidir ve “birleşme, bütünleşme” anlamına gelir.

Bizim anladığımız entegrasyon kavramı ise dışsal yaklaşımlardan farklıdır. Bu farkı anlatmak için demokratik entegrasyon kavramını kullanırız. Entegrasyon kavramını olumlu bir biçimde kullanmak istediğimizde, onun demokratik yönüne vurgu yaparız. Karşıt anlamda ise negatif entegrasyon bulunur ki bu da asimilasyon anlamına gelir. Ancak devlet, entegrasyonu kendi çıkarları doğrultusunda uygulamak istediğinde, senden kendi kimliğini, rengini, farklılığını terk etmeni ister; seni kendine benzetmek ister. Devlet bu yaklaşımla tekçi bir çizgiye yaklaşır ve teslimiyetçi, asimilasyoncu bir siyaseti dayatır. Örneğin Avrupa’daki mültecilere bakabiliriz. Orada entegrasyon adı altında asimilasyon uygulanmaktadır. Bu devletlerde kişiler, o ülkenin dilini, yaşam tarzını ve kültürünü öğrenmek zorundadır. Böylece kişi kendi dili, kültürü ve yaşam gerçekliğinden uzaklaşır.

Önderlik, “Bizim temel sorumuz, nasıl birlikte yaşayacağız? Bu soru aynı zamanda hem demokratik toplumlar hem de devletçi toplumlar için geçerlidir. Demokratik toplum ve devletçi toplum nasıl bir araya gelebilir, nasıl birlikte yaşayabilir, bu önemli bir sorudur. Bu iki toplumsal yapı birlikte yaşayabilir mi, yaşayamaz mı” sorusunu soruyor. Burada diyalektik bir meseleyle karşı karşıyayız. Rêber Apo’nun diyalektik yaklaşımı yıkıcı veya olumsuzlayıcı bir diyalektik değildir; tersine, olumlu, birlikte yaşamı ve mücadeleyi esas alan bir diyalektiktir. Önderlik, metafiziğin de bir yöntem olduğunu ama diyalektiğin daha gelişkin ve başarılı bir yöntem olduğunu belirtir. Bu anlayışa göre, devlet ve demokrasi birlikte var olabilir; aralarındaki çelişkiler, mücadele içinde anlam kazanır. Devlet, demokrasinin alanını daraltmaya çalıştığında, demokrasi kendi alanını genişletmeye ve devleti aşmaya yönelir. Önderlik bu durumu devlet+demokrasi diyor.

ENTEGRASYON ASİMİLASYONA KARŞI BİR DURUŞTUR

Önderlik, “Entegrasyon, demokratik toplumun ulus-devlet ile birlikteliğini ifade eder. En doğru tanım budur. Toplum kendini bir devlet gibi örgütlemez ve başka bir devlete de bağlanmaz. Kendini demokratik bir toplum olarak, demokratik cumhuriyetle bütünleştirir. Entegrasyon aynı zamanda denkliği, eşitliği de içerir. Bu da demokratik müzakere yoluyla sağlanır. Entegrasyon, demokratik müzakereyi zorunlu kılar. Demokratik müzakere ise demokratik toplum ile ulus-devletin birleşmesini mümkün kılar. Ulus-devlet ise bugün asimilasyon temeli üzerine kuruludur. Bazıları entegrasyonu asimilasyon olarak yorumlayabilir, ama biz tam tersine, asimilasyona karşı bir duruş olarak ele alıyoruz” diyor.

Bu tezleri önümüze koyduğumuzda, Rêber Apo’nun görüşlerinin oldukça güçlü olduğu görülür. Anlaşılmaktadır ki Önderlik, kazanılmış toplumsal değerleri savunmakta ve bu değerlerin korunması için devletle birlikte bir çözüm modeli geliştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Avrupa devletlerinin göçmenler üzerine geliştirdiği entegrasyon politikaları buna örnektir. Bu yaklaşımların amacı, kişilerin dili öğrenmesi, iş bulması ve sistem içinde yer edinmesidir. Aynı şekilde NATO gibi kurumlar da askeri bir entegrasyonun sonuçlarıdır. Avrupa Birliği (AB) ise kendi içinde siyasi ve ekonomik bir entegrasyon örneğidir. Toplumlar, bireyler ve topluluklar bir araya gelip kendi özgünlüklerini koruyarak, yeni bir siyasi, ekonomik, kültürel veya toplumsal birlik oluşturduklarında bu durum entegrasyon anlamına gelir; bu bütünleşme entegrasyon yoluyla hayata geçirilir.

Yüzyılı aşkın bir süredir Türk devleti, Kürtlere karşı düşmanca bir siyaset yürütmektedir. Her türden savaş yöntemi uygulanmış, özellikle de Kürtlere karşı kapsamlı bir özel savaş politikası geliştirilmiştir. Bu politikalar kültürel ve ulusal soykırım düzeyine ulaşmıştır. Ancak Kürt toplumu, her koşul altında bu politikalara karşı direniş sergilemiş ve var olma mücadelesini sürdürmüştür. Önderlik, tarihi analiz ederek yeni bir çözüm modeli geliştirmekte ve sürece yeni bir yön kazandırmaktadır. Rêber Apo’nun mücadele yöntemi, dönüşümle birlikte kendini yenilemektedir. Önderlik Kürt-Türk tarihsel ilişkilerini ve ilkesel temelleri esas alarak yeni bir toplumsal sözleşme zemini aramaktadır. Bu yolla devlet içinde demokratik bir dönüşüm yaratmak istemektedir. Demokratik Cumhuriyet tezi bu temelde şekillenmiştir. Kürt sorununun demokratik çözümü için Demokratik Cumhuriyet’in inşası önemlidir.

MEVCUT ANAYASA KÜRTLERİN VARLIĞINI REDDETMEKTEDİR

Demokratik Entegrasyon Modeli, demokratik toplum ile demokratik cumhuriyetin birlikteliğini ifade eder. Amaç, Kürt toplumu ile devletin eşit ve ortak bir yaşam kurmasıdır. Bu nedenle entegrasyon, hükümetle değil, devlet mümkün olur. Burada devlet, Kürt toplumunun kültürünü, tarihini ve varlığını tanımalıdır. Bunun için devletin hukuk sisteminde reformlar yapması gerekir. Çünkü mevcut anayasa ve yasalar Kürtlerin varlığını reddetmektedir. Kürtlerin kültürü, dili, ülkesi, kimliği ve toplumu mevcut yasalar ve politikalar tarafından yok sayılmaktadır. Bu inkârcı siyaset bugün de sürmektedir. Demokratik entegrasyonun inşası, yasaların değiştirilmesiyle, yani Kürt gerçeğinin kabulüyle mümkündür. Aksi takdirde, faşist bir devlet yapısıyla entegrasyon gerçekleşemez. Hiç kuşku yok ki devlet entegrasyonu, her zaman asimilasyonun bir aracı haline getirmek isteyecektir. Bunun önüne geçmenin tek yolu, bu gerçeğin yasal güvence altına alınmasıdır.

Bu nedenle, hukuki bir değişim olmadan entegrasyon gerçekleşmez. Demokratik entegrasyonun alfabesi, birey ve toplum haklarının tanınmasıdır, bu da ancak yasalarla mümkün olur. Demokratik entegrasyon, toplumun demokrasi temelinde örgütlenme ve yönetilme hakkına sahip olduğunu ifade eder. Bir toplumun kendi kültürü, dili ve düşüncesiyle kendi demokratik siyasetini kurabilmesi, özgürlük yasalarıyla güvence altına alınmış bir örgütlenme hakkını gerektirir. Bu nedenle özgürlük yasalarının en temel maddesi, toplumun kendi iradesiyle örgütlenebilmesinin önünü açmaktır. Bu bağlamda, özgürlük yasaları içinde en önemli nokta kadın özgürlüğü hakkıdır. Ulus-devlet, bütünüyle erkek egemen bir akıl tarafından inşa edilmiştir ve bu şekilde yönetilmektedir.

Mevcut anayasa ve yasalar da bu erkek egemen zihniyet temelinde oluşturulmuştur. Bu yüzden bunların tamamı anti-demokratiktir. Yasalar ne kadar demokrasiye karşıysa, o kadar kadına da karşıdır. Kadına ne kadar karşıysa, halka da o kadar karşıdır. Yasaların köklü bir şekilde düzeltilmesi, kadın haklarının tanınması ve kabul edilmesiyle mümkündür. Demokratik entegrasyonun ölçütü, kadın haklarının tesis edilmesidir. Bu, demokrasinin temelidir. Bugün mevcut yasalarda kadın hakları zerre kadar bile yer almamaktadır. Kadın haklarından yoksunken, halkların ve devletin demokratikleşmesi de eksik kalacaktır.

MÜZAKERELER OLMADAN DEMOKRATİK ENTEGRASYON MÜMKÜN DEĞİLDİR

Diğer yandan, müzakereler olmadan demokratik entegrasyon mümkün değildir. Yani ilk aşama, müzakerelerin başlamasıdır. Bu, tarafların birbirine saygı göstermesi, çözümün yol ve yöntemlerini tartışması ve netleştirmesi anlamına gelir. Bu karşılıklı uzlaşıdan sonra, halk ile devletin bir araya gelmesi, birbirini kabul etmesi ve demokratik ilkeler temelinde bir anlaşmaya varması mümkündür. Burada önemli olan nokta mücadeledir. Tarihte hiçbir yerde müzakere mücadelesiz başarıya ulaşmamıştır. Bu süreçte en doğru tutum, mücadeleyi güçlendirmek, demokratik eylemleri ilerletmek ve toplumu örgütlemektir. Ayrıca demokratik entegrasyon sürecinde kurumların inşası da önemlidir. Dil, sağlık, spor, ekonomi ve kültür alanlarında kurulacak kurumlar, bu sürecin temel sorumluluk ve görevlerindendir.

Demokratik entegrasyon Kürtler için de geçerlidir. Rêber Apo, bu temelde Kürtler arasında, KDP, YNK gibi partiler dahil ilişkilerin geliştirilmesi ve birliğin sağlanması gerektiğini vurgular. Bu aşamada en önemli adım, Kürt partileri arasında entegrasyonun tartışılması ve geliştirilmesidir. Demokratik entegrasyonun ölçü ve ilkeleri, Kürt toplumunun birliği ve var olan siyasetlerin ortak zeminde buluşması için en doğru ve faydalı yöntemdir. Bu yolla Kürt toplumunun birliği gelişecek ve Kürt Ulusal Kongresi, meclis ve öz savunma mekanizmaları gibi yapılarla ilerleyecektir. Demokratik entegrasyon çözümü, aynı zamanda Ortadoğu toplumlarının sorunları için de en uygun yoldur. Önderlik üçüncü dünya savaşı koşullarının giderek yoğunlaştığı bu dönemde, demokratik entegrasyonun tüm toplumlar ve devletler için en uygun çözüm yolu olduğunu belirtir.

Bu, yeni bir çözüm paradigmasıdır. Çünkü kapitalist hegemonik sistem, bölgeyi bütünüyle yıkıma sürüklemeye çalışmaktadır. Rêber Apo açıkça şunu ifade eder: “Kürtlerin yaşadığı sorunlar, aynı zamanda Ortadoğu’nun en ağır sorunlarıdır. Fakat çözüm açısından da en elverişli konum Kürtlerdedir. Kürt ve Türk sorununun çözümü, Ortadoğu’nun çözümüdür. Bu mesele öylesine önemli ve acildir ki, buradaki çözüm, tüm Ortadoğu’nun çözümünün önünü açacaktır. Dolayısıyla Kürt-Türk çözümü, bölgesel bir mesele değildir; zamana sıkışmış, dar bir sorun değildir. Ortadoğu’ya kesin çözümdür.”

Bu gerçekler önümüze konulduğunda, Önderliğin tezinin ne kadar güçlü olduğu ortaya çıkıyor.   Önderlik kazanılmış toplumsal değerleri savunmakta ve bu değerlerin korunması için devletle demokratik bir çözüm modeli önermektedir. Demokratik entegrasyon sürecinde, her zaman her şeyden çok mücadeleye, demokratik siyasetin yükseltilmesine ve demokratik kurumların inşasına ihtiyaç vardır. Bu mücadele ve örgütlenme, barış ve demokratik toplum sürecinin başarısının, Kürt halkının özgürlüğünün ve Rêber Apo’nun güvenliğinin teminatı olacaktır.