GÖRÜNTÜLÜ

‘Devletin denk atımlar atmaması, toplumda soru işaretleri yaratıyor’

Siyasetçi Faysal Sarıyıldız, Önder Apo’nun 27 Şubat’taki “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın ardından gelişen süreçte, Kürt tarafının stratejik yaklaşımına karşılık devletin denk adımlar atmaması nedeniyle toplumda soru işaretleri oluştuğunu belirtti.

2025 Yılı Kürdistan ve Kürt sorunu açısından kuşkusuz çok önemli bir sürecin yaşandığı bir yıl olarak kayıtlara geçti. Süreç, Önder Apo’nun 27 Şubat’ta “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile başladı.

Çağrının ardından, PKK 12. Kongresi’ni toplayarak “fesih kararı” aldığını duyurdu. Temmuz ayında, silah yakma töreni düzenlendi. Ardından ise, PKK’ye bağlı silahlı güçlerin Türkiye’den çekildiği açıklandı.

Türkiye tarafında ise, Meclis bünyesinde bir komisyon kuruldu. Bu komisyondan milletvekilleri, İmralı Adası’na giderek Önder Apo ile görüştü. Böylece Kürt Özgürlük Hareketi’nin baş müzakereci olarak işaret ettiği Önder Apo, Türk devleti tarafından resmi muhatap kabul edildi.

Ancak sürece rağmen kamuoyunda, özellikle Kürt halkında, devletin yaklaşımına dair soru işaretleri sürüyor. 2016’dan bu yana sürgün geldiği Almanya’da yaşayan ve diasporadaki Kürt toplumuyla yürütülen çalışmalara katılan DEM Parti Almanya Eş Temsilcisi Faysal Sarıyıldız, sürece dair değerlendirmelerde bulundu.

Sarıyıldız, süreçte gelinen aşamanın doğru anlaşılması gerektiğini belirterek, son görüşme notlarında yer alan kısa bir cümleye dikkat çekti. Önder Apo’nun ‘Biz 50 yıllık mücadelemizle Kürtlerin varlık ve onur mücadelesini verdik. Başarılı olduk. Şimdi de Türkiye’de herkesin bir arada eşit, özgür yaşayacağı demokratik bir yaşamın inşasına sıra geldi’ sözlerinin süreci özetlediğini ifade etti.

Bu sözlerin, 50 yıl öncesine kıyasla Kürdistan’da yaşanan dönüşümü ortaya koyduğunu vurgulayan Sarıyıldız, geçmişte “Kürt’üm demenin dahi suç olduğu” bir dönemden bugüne gelindiğini, Kuzey Kürdistan’da muazzam bir bilinç oluştuğunu dile getirildi. Rojava’da yaşananların yalnızca Kürtler açısından değil, insanlık açısından da bir devrim niteliği taşıdığını belirtti.

Sürecin bir yıl önce Devlet Bahçeli tarafından yapılan “Silahlar bırakılsın, Meclis’te konuşulsun” çağrısıyla başladığına işaret eden Sarıyıldız, silahların artık bir mücadele aracı olmaktan çıkmasının hedeflendiği vurguladı. Buna rağmen devletin aynı ciddiyetle karşılık vermediğinı, atılması gereken adımların henüz atılmadığını ifade etti.

Türk devletinin son 100 yılda Kürt halkının tüm meşru, demokratik ve özgürlük taleplerine karşı izlediği saldırgan politikalar nedeniyle halkın devlete dair güveninin çok zayıf olduğuna dikkat çeken Sarıyıldız, Önder Apo’nun 27 Şubat’ta yaptığı açıklamanın, silahların sembolik olarak yakıldığı törenin ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne bağlı güçlerin Türkiye’den çekilme kararını duyurmasının ardından, sürecin ilerlemesi için hukuki ve demokratik zeminin oluşturulması gerektiğinin altını çizdi.

Sarıyıldız, devletin süreci hala bir pazarlık ve şantaj aracı olarak ele aldığını, özellikle Rojava’daki kazanımların pazarlık konusu yapılmasının abes olduğunu belirtti. Rojava’da tüm halklar ve inançlar için eşit ve özgür bir yaşamın inşa edildiğini, buna tüm Ortadoğu’nun ihtiyacı olduğunu vurguladı.

2015’ten bu yana Türkiye’de dinci ve ırkçı bir hamasetle toplumun manipüle edildiğine işaret eden Faysal Sarıyıldız, siyasal iktidarın sürece kendi iktidarının geleceği üzerinden yaklaştığını, bunun da belirsizliği derinleştirdiğini ifade etti. Buna rağmen Türkiye toplumunu temsil eden Meclis’ten temsilcilerin İmralı’da Önder Apo ile görüşmesinin önemli bir gelişme olduğunu, istenmese de bir muhataplık durumunun ortaya çıktığını belirtti.

Sürecin gereği olarak dağdaki gerillaların, sürgündeki siyasetçilerin ve cezaevlerindeki binlerce siyasetçinin serbest bırakılarak legal ve demokratik mücadele alanına dahil edilmesi gerektiğini vurgulayan Sarıyıldız, buna karşın sürecin hala pazarlık konusu yapılmasının ciddi bir sorun olduğunu ifade etti.

Faysal Sarıyıldız, önceki dönemlerde İrlanda, Bask ve Katalonya örneklerinde olduğu gibi, silahın mücadele aracı olmaktan çıktığı süreçlerde kitlesel demokratik eylemlerin belirleyici olduğunu hatırlatarak, Kürdistan’da da bu sürecin halkın öz gücüyle gelişeceğini, yüz binlerin katıldığı eylemlerin devleti adım atmaya zorlayacağını vurguladı.