Devrimci yoldaşlık
2026 yılının ilk saatlerinde fiziken aramızdan ayrılan Hüseyin Aykol, yalnızca gazeteci kimliğiyle değil; devrimci bilinç ve yoldaşlığıyla hafızalarda yaşamaya devam ediyor.
2026 yılının ilk saatlerinde fiziken aramızdan ayrılan Hüseyin Aykol, yalnızca gazeteci kimliğiyle değil; devrimci bilinç ve yoldaşlığıyla hafızalarda yaşamaya devam ediyor.
14 Ekim 2025 tarihinde Hüseyin Aykol’un geçirdiği beyin kanaması nedeniyle acilen hastaneye kaldırılması, beraberinde endişe dolu bir bekleyişe yol açmıştı. O günden ölüm anına kadar ailesi, yakınları, sevenleri ve tüm yoldaşları böyle bir bekleyiş içerisindeydi. Yeni yıla girerken, 2026 yılının ilk saatlerinde doktorların Hüseyin Aykol’un fiziken aramızdan ayrıldığına dair yaptığı açıklama ile bu bekleyiş son buldu.
Söylemek gerekirse, eğer yalnızca mesleki ölçütlerle değerlendirilecekse, Hüseyin Aykol herkesten daha çok gazeteci olarak anılmayı hak eden biriydi. Ancak o, yalnızca gazeteci kimliğiyle tanınan ve kabul gören biri olmadı; kendini de öyle tanıtmadı. Önce tıp öğrencisiydi; daha sonra tercihini Siyasal Bilgiler’de okumaktan yana kullandı. Asıl olarak ise yaşamının her anını ideallerine ulaşma arayışına adayan, devrimci ve sosyalist bilinçle hareket eden biriydi.
Tanıyanlar onu genellikle öne çıkan gazeteci kimliğiyle anımsar ve anlatırken bu yönünü öne çıkarırlar. Kuşkusuz, hakkında anlatılanlar doğru ve sorgulanamaz niteliktedir. Hüseyin Aykol, birçok gazetecinin çalışma arkadaşı olduğu gibi, gazeteciliği öğrendikleri bir öğretmen olarak da rol aldı. Okurunun düşünce ve duygularını en geniş halk kesimlerine taşırdı; hiçbir engele takılmadan, ödenecek bedeli baştan kabul ederdi. Böylece gerçeklerin karanlıkta kalmasına izin vermedi. Hakkında toplamda yüzlerce yılı bulan ağır hapis cezaları ve yüksek meblağlara varan para cezaları istendi. Polis tarafından izlendi; işkence ve zindanlara alındı. Ölüm başta olmak üzere yapılan tüm tehditlere boyun eğmedi ve inandığı yolda yürüyüşüne devam etti.
Hüseyin Aykol, yaşamının en uzun yürüyüşünü Özgür ve Demokratik Alternatif Basın ile yaptı. Bu yönüyle Özgür Basın, onun yaşamının ayrılmaz bir parçası oldu ve onunla bütünleşti. Özgür Basın denildiğinde akla ilk gelen, erkek egemenlikli, dinci, milliyetçi ve etik değerlerden yoksun endüstriye karşı duran, kadın özgürlükçü, anti-kapitalist, halkların eşitliği, sosyalizm, demokrasi ve özgürlüklerden yana bir duruş olur. Hüseyin Aykol, hep bu mücadele içinde sosyalist, devrimci düşünce ve hareket tarzının sahibi ve arayışçısı oldu.
Özgür Basın, Türkiye ve Bakurê Kürdistan’da legal alanda ilk adımlarını 1988’de “Toplumsal Diriliş” dergisiyle attı. Her ne kadar bu adım kısa sürede kesintiye uğratılsa da yoluna devam etti. “Halk Gerçeği” adlı haftalık gazete ise bu yolculuğun önemli bir aşaması oldu. Hüseyin Aykol’un Özgür Basın ile kesintisiz birlikteliği de bu süreçte başladı. Daha sonra çıkan her gazetede yerini aldı ve rol üstlendi; Gurbetelli Ersözlere, Yücel Halislere, Seyit Evranlara yol arkadaşı oldu. Apê Musaların, Cengiz Altunların, Hafız Akdemirlerin mirasını devraldı; katledilişlerinin acısını, gazete binalarının bombalanmasını ve dağıtımcı çocukların yaşadığı acıları hep hissetti, yaşadı ve unutmadı. Özgür Basın’ın bugünlerine taşınmasında öncü ve öğretmen oldu; varlığıyla devrimci yoldaşlığın somut ve canlı bir sembolü haline geldi.
Devrimci yoldaşlık, Hüseyin Aykol’u en iyi anlatan kavramdır. Çünkü o, zenginlik olarak gördüğü farklılıkları ortaklaşma önünde engel saymaz; ideallerine ulaşmak için kişi olmaktan çıkar ve tüm varlığıyla yoldaşlarıyla birlikte hareket eder. Konuşurken, yazarak düşünceyi ifade ederken bile bu özelliğini korur. Zindanlarda tutulan devrimci tutsaklarla, ezilen ve sömürülen halklarla bağını hiçbir zaman koparmaz; her zaman onların sesi ve kalemi olur.
Hüseyin Aykol’un Kürdistan halkı ile ilişkilerini belirleyen, onun düşünce, eylem ve yaşam tarzıdır. Manisa-Salihli’de doğmuştur; doğduğunda bölgedeki Kürt nüfusu bugünkü kadar yoğun değildi. Onu Kürdistan halkının yaşadıklarıyla tanıştıran sosyalist ve devrimci bilinci, okul yıllarında Apocular aracılığıyla gündeme getirilen Kürt sorunu oldu.
Böyle bir ortamda Hüseyin Aykol, ezen-ezilen ulus ilişkisini anlayan ve bunu çözmek için sadece söylemekle yetinmeyen biri oldu. Söz ve eylem uyumunu koruyarak, şovenizmin ve sosyal-şovenizmin tırmandığı koşullarda bu tutumundan taviz vermedi. Anadolu ve Mezopotamya halklarının özlemini duyduğu duruşun sahibi oldu. Sosyalist düşüncede, kendi halkının kurtuluşunu ezilen ve sömürülen ulusun kurtuluşuyla bir gören; görev ve sorumluluklarını buna göre yerine getiren bir devrimci olarak hafızalara kazındı.
Bugün, Kürdistan’da 1800’lerin ilk yıllarından itibaren başlayan ve halen devam emekte olan soykırım savaşına son vermeyi hedefleyen bir arayış ve çaba söz konusudur. Ancak, bu çaba ve arayış daha çok İmralı’da rehine olarak tutulan Önder Apo ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin tek yanlı attığı adımlar olma sınırını aşmış değildir. Muhalefeti ve iktidarıyla hakim iktidar güçleri var olan bu süreci, oyalama taktikleriyle boşa çıkarmak istemektedir. Bunlar karşısında çok sınırlı bir alanda görülen sol, demokrat kesimlerce bir sahiplenme olsa da azımsanmaması gereken bir kesiminin, iktidar güçlerini zorlayacak etkin bir duruşu söz konusu değildir. Aksine CHP ve kendini başından beri Kürt karşıtlığı temelinde konumlandırmış kimi yüzüne ‘‘Sol’’ görünümlü maske takmış olan güçlerin doğrudan engelleriyle karşılaşılmaktadır. Bu güçler dün olduğu gibi, bugün de soykırım saldırılarına ara verilmeden devam edilmesinde ısrarlıdırlar. Hatta içlerinden barış söylemine biraz duyarlılık gösterenler olduğu zaman, kızgınlıklarını dile getirmekten bile geri kalmamaktadırlar.
Barış söylemini öne çıkaranların sesinin kısılmaya çalışıldığı bir süreçte, Hüseyin Aykol fiziken aramızdan ayrılmıştır. Oysa, o, soykırımın saldırılarının en şiddetli yaşandığı, milyonlarca insanın yerini yurdunu terke zorlandığı, binlerce köyün boşaltıldığı, evin yıkılarak yerle bir edildiği, ormanların yakıldığı, dağların sürekli bombalandığı, yaylalara çıkışların yasaklandığı, tarıma ve hayvancılığa dayalı üretimin yok edildiği, on binlerce insanının faili belli cinayetlerle katledildiği, yüz binlerce insanın işkencelerden geçirilerek zindanlara alındığı, kısacası yaşamın dumura uğratılmak istendiği bir süreçte o, Kürdistan halkının yanında yer aldı. Buna karşı ise -onun da içinde yer aldığı- Özgür Basın; asker postallarının altında çiğnenen, tankların, panzerlerin arkasında sürüklenen, çıplak bedenleri sergilenen gerilla cenazelerinin fotoğrafları yayınlayarak, iri puntolarla “İNSANLIK SÜRÜKLENİYOR” başlığıyla yayınladığı haberle tarihi bir görevi yerine getirdi.
Önder Apo ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ‘‘Barış’’ söylemini kullanmanın ötesine geçirerek adımlar attığı içerisinde olunan bir süreçte öne çıkan yine sessizlik oldu. Öncesinde olduğu gibi yüzlerini ‘‘sol’’ maske ile kapatmış yine kendilerine ‘‘sosyal-demokrat’’ adını veren kimi şoven ve sosyal-şoven çevreler iktidar ve muhalefetiyle birlikte saf tutmuşlardır.
Hüseyin Aykol’un farkı, yaşanan bu süreçte daha da belirginleşti. Onun farklılığı, etnik, kültürel veya inançsal kimliklerle değil; sahip olduğu bakış açısı, ideolojik ilkeler ve bağlı olduğu dava uğruna yürüttüğü mücadeleyle ölçülüdür. O, her zaman haklının, sömürü ve baskıya karşı olanın, özgürlük, eşitlik ve adalet için mücadele edenin yanındaydı. Bu yüzden Hüseyin Aykol, sadece bir gazeteci değil; ortaklıklarını öne çıkaran, farklılıkları bir engel saymayarak yoldaşlarıyla bütünleşen gerçek bir devrimci yoldaş olmuştur.