Önder Apo’nun inisiyatif almasıyla başlayan “Demokratik Toplum ve Barış” süreci tartışmaları, Meclis’te kurulan Çözüm Komisyonu üzerinden sürüyor.
DEM Parti Milletvekili Serhat Eren, sürecin seyrine ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulunarak önceki çözüm sürecinin AKP merkezli yürütülmesinin en büyük sorun olduğunu hatırlattı. Bugün ise farklı bir süreç yaşandığını ve ortada farklı bir tablo olduğunu; ancak hâlâ kritik eksikliklerin bulunduğunu vurguladı.
Eren, 2013-2015 sürecinde barış masasının toplumsallaşmadığına, Meclis’e taşınmadığına ve AKP’nin bu süreci kendi iktidar çıkarları için araçsallaştırdığına dikkat çekerek şunları söyledi:
“AKP, Kürt halkının haklarını tanıma niyetinde değildi. Sürecin, kendi iktidarına yarayıp yaramadığı üzerinden yürüttü. Yararlı olmadığını gördüğü anda da masayı devirdi. Sayın Abdullah Öcalan, özellikle o dönemde sürecin Meclis zemininde yürütülmesinde ısrarcı olmuştu; ancak iktidar buna kapalıydı.”
27 Şubat’ta Önder Apo’nun çağrısıyla başlayan yeni barış sürecinin farklı bir aşamadan başladığını hatırlatan Eren, PKK’nin doğrudan silah bırakma kararı almasının, benzer süreçlerde dünya deneyimlerinde dahi nadir görülen bir durum olduğunu kaydetti.
Eren, “Bu kez süreç tersinden başladı. Önce silah bırakma kararı alındı. PKK kongre topladı, fesih ve silah bırakma iradesi ortaya konuldu. Bu, toplumun büyük çoğunluğunun desteğini arkasına almış bir sürecin başlangıcı oldu” diye konuştu.
Serhat Eren, “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin en önemli farkının toplumsallaşması olduğunun ve Meclis’te siyasi partilerin çoğunluğunun sürece dahil edilmesinin güven yarattığının altını çizdi. Meclis çatısı altında kurulan çözüm komisyonunun sürece dair çalışmalarını da değerlendiren Eren, komisyonun önemli ve tarihsel bir rol oynadığını; ancak yetki ve perspektif açısından sınırlarının olduğuna işaret ederek şunları dile getirdi:
“Komisyon kendine dar bir misyon biçmiş durumda. Meseleyi sadece PKK’nin silahsızlanması ve bunun hukuksal zeminini oluşturmakla sınırlıyor. Oysa bu mesele çok daha geniş. Eşit yurttaşlık, anadil, kimlik, kültürel haklar ve demokratik yerel yönetimlerin tartışılması ve konuşulması çerçevesinde bir çalışma başlatması gerekiyordu. Komisyon, Kürtlerin anadilde eğitim, kimlik ve anayasal haklarını tartışmıyor. Bu bir Kürt meselesidir; yüz yıllık tarihi olan, halkın dilini, kültürünü ve iradesini ilgilendiren bir meseledir. Eğer bunu ‘terör’ çerçevesine sıkıştırırsanız, çözüm mümkün olmaz.”
DEMOKRATİK ENTEGRASYON YASALARI
Önder Apo’nun dile getirdiği ‘demokratik entegrasyon yasaları’nın acilen gündeme alınması gerektiğini vurgulayan Eren, sürece göre PKK kadrolarının toplumsal ve siyasal yaşama katılımının önünün açılmasının önemine değindi ve şu önerilerde bulundu:
“Siyasi entegrasyon kapsamında cezaevindeki siyasetçilerin derhal özgürlüğüne kavuşması lazım. Yurt dışında sürgünde bulunan siyasetçilerin de dönüşünü sağlayacak koşullar sağlanmalıdır. Sürecin toplumsal güvenirliği açısından Kürtçenin eğitim dili olarak tanınması, kültürel ve sosyal hakların güvenceye alınması gerekiyor.”
Sürecin sağlıklı ilerlemesi ve kontrol mekanizmasının sağlanması açısından Önder Apo’nun özgürlüğünün olmazsa olmaz olduğunun altını çizen Eren, “Süreci olgunlaştıran ve barış için irade koyan Sayın Abdullah Öcalan’ın sadece çalışma koşulları değil, tamamen özgürlüğünün sağlanması gerekiyor. Bu, aynı zamanda devletin samimiyetinin göstergesi olur” diye belirtti.
Serhat Eren, sürecin kalıcı olabilmesi için anayasal düzenlemelerin de kaçınılmaz olduğunu vurgulayarak şu noktalara dikkat çekti: “Yasaları değiştirmek yetmez. Anayasada bütün halkların eşit ve özgür koşullarda yaşaması garanti altına alınmalı. Kürtlerin ve diğer halkların varlığı tanınmalı. Yerel yönetimlerin yetkileri genişletilmeli; halk kendi kültürüne, doğasına, diline kendisi karar vermeli. Süreç sadece silahların susmasıyla sınırlı kalmamalı. Toplum artık soruna sadece çatışmaların sona ermesi gözüyle değil, eğitimden kültüre, sosyal projelerden hakların tanınmasına kadar yaşamın her alanında demokratikleşme istiyor. Bu olmadan barış kalıcı hale gelmez.”