Gergerlioğlu: Bazı İslami çevreler dini argümanlarla Kürtlerin hak kazanmasına karşı çıkıyor

DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Rojava’ya dönük saldırıların ardından Türkiye’de bazı İslami çevrelerin HTŞ ve IŞİD’i savunur noktaya geldiğini belirterek, “Kürt karşıtlığı kökleşmiş bir hastalık haline gelmiş durumda” dedi.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU

Türkiye, 6 Ocak’ta HTŞ ve Türk devletine bağlı çetelerin Rojava’ya ve Kürtlere yönelik saldırıları sonrası özellikle siyasal İslamcıların ve İslamcı aydınların HTŞ ve IŞİD savunuculuğu yapmasını konuşuyor. Kürtlere yönelik soykırım saldırıları artarken Türkiye’de kendisini “muhalif” ve “aydın” gösteren birçok kesim, Kürtlerin direnişinin yanında yer almamak adına IŞİD yanlısı açıklamalar yaptı, HTŞ ile çeteleri savunur hale geldi.

Özellikle bugüne kadar muhalif olduklarını söyleyen kesimlerin bu yönlü açıklamaları tartışılırken, İslami kesimlerden de katliamlara açık destek gelmesi dikkat çekti.

DEM Parti Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, özellikle İslami kesimin IŞİD yanlısı açıklamalarını ANF’ye değerlendirdi.

Türkiye’de Kürt karşıtlığının kökleştiğini belirten Gergerlioğlu, ikiyüzlü bir yapının olduğunu dile getirerek sözlerine şöyle devam etti: “Bizim ülkemizde maalesef Kürt karşıtlığı yaygın ve kökleşmiş bir hastalık hâline gelmiş durumda. Kürt’ün yanında olduğunu söyleyen çok kişi var; ancak bu destek çoğu zaman sözde kalıyor. Yeter ki Kürt anasını görmesin, yeter ki Kürtler gün yüzü görmesin anlayışıyla hareket eden bir zihniyet hâlâ güçlü. Bu nedenle samimiyetten uzak, ikiyüzlü bir yapı ile karşı karşıyayız.”

‘KÜRDÜN BİR HAKKA SAHİP OLMASINDAN RAHATSIZ OLMAK BÖLÜCÜLÜKTÜR’

Kürt meselesinin gelmesi ile birlikte gizli bir “Türklük Sözleşmesi”nin devreye girdiğini söyleyen Gergerlioğlu, Kürdün bir hakka sahip olmasından rahatsızlık duyulduğunu belirterek şunları ifade etti: “Ne yazık ki Kürt meselesi gündeme geldiğinde, ilk soruda da görüldüğü gibi, görünmez bir ‘ortak Türklük sözleşmesi’ devreye giriyor. Toplumun hemen her kesiminden insanlar, refleks olarak Kürtlere karşı bir savunma hattına geçiyor. Bu, vicdanla açıklanabilecek bir durum değil; bu, açıkça fanatizmdir.

Fanatizm işte tam da böyle kötü bir şeydir. Kimlikçilik böyle yıkıcıdır. Birbirini anlamak istememek kadar ağır bir körlük yoktur. Kürt’ün bir hakka, bir imkâna, bir kazanıma sahip olmasından rahatsız olmak kadar derin ve tehlikeli bir bölücülük de yoktur. Bunları görmeleri gerekiyor; fakat ne yazık ki ısrarla aynı zihniyette kalmaya devam ediyorlar.

Süreci istemeyenler elbette var. Milliyetçiliği, İslamcılığın önüne geçen ve bu nedenle barış fikrine mesafeli duran kesimler bulunuyor. Bu yüzden barış sürecine soğuk bakan insanlar var. Bu tablo son derece üzücü. Toplumsal olarak hâlâ aşamadığımız, hastalıklı bir hâli gösteriyor.”

Yaşanan tablonun bir yandan iktidar içerisindeki çekişmeyi de ortaya koyduğunu belirten Gergerlioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu tablo aynı zamanda iktidar içindeki bir çekişmeyi de ortaya koyuyor. Zaten AK Parti ile MHP’nin bu konuda farklı duruşları var; her iki yapı içinde de ciddi farklılaşmalar bulunuyor. Asıl ihtiyaç duyulan şey samimiyettir. Samimiyetten uzak duruşlar her zaman sorunludur. Toplumun aradığı da tam olarak budur: samimiyet. Aksi hâlde sergilenen bu tutumlar kaçınılmaz olarak çelişkili ve inandırıcılıktan uzak kalmaktadır.”

Bazı İslamcı kesimlerde dini argümanları öne sürerek Kürdün haklarının tanınmasına karşı çıkıldığını, kimliği din ile karşı karşıya getirmek istediklerini vurgulayan Gergerlioğlu, şu ifadeleri kullandı: “Evet, Kürtlerin en temel hakları olan kimlik haklarının tanınmasına, dini argümanlar ileri sürerek karşı çıkma eğilimi özellikle bazı İslamcı çevrelerde görülüyor. Kimliği dinle karşı karşıya getirme hevesi son derece sorunlu bir yaklaşım. Bu, yıllardır tekrar edilen ciddi bir hatadır.

Sanki büyük bir ‘cihat zaferi’ kazanılmış gibi bir tablo çizilmeye çalışılması son derece tehlikelidir. Kürtleri adeta İslam düşmanı ya da din karşıtı gibi göstermeye çalışmak hem haksızdır hem de yıkıcıdır. Bunu yapanlar gerçekten ne yaptıklarının farkında mı? Aslında dine verilen en büyük zararın, tam da bu yaklaşımlar üzerinden verildiğini görüyorlar mı?

Milliyetçilik ve fanatizm öylesine körleştirici bir etki yaratmış durumda ki, ne yaptıklarının, hangi insani değerlere nasıl zarar verdiklerinin farkına bile varamıyorlar.”

‘SDG’YE YÖNELİK MUHALEFET ARAP VE KÜRT HALKI ARASINDA AYRIM OLUŞTURMAYI ÇABALIYOR’

Türkiye’de SDG’ye yönelik muhalefetin Arap ve Kürt halkı arasında bir ayrım oluşturmaya çabaladığını belirten Gergerlioğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Evet, SDG’ye yönelik muhalefetin, Araplar ile Kürtler arasında bilinçli bir ayrım oluşturmaya çalıştığı açıkça görülüyor. Türkiye iktidarının, anlaşılan o ki, bölgedeki Araplara yönelik bazı istihbari çalışmalar yürüttüğü ve bu doğrultuda çeşitli cepheler oluşturmaya çalıştığı izlenimi doğuyor.

Oysa bölgede kimlikleri birbirine düşman ederek, halkları birbirinden uzaklaştırarak kimse bir yere varamaz. Bu yaklaşım, son tahlilde bölgenin toplumsal barışına büyük zarar verir. Buradan kimsenin kazanç elde etmesi mümkün değildir.

Kürtlerin bölgede varlık gösterememesini istemek son derece arızî, günü kurtarmaya dönük bir bakış açısıdır. Kısa vadeli hesaplarla üretilen bu politikalar, uzun vadede bölgenin toplumsal barışına zarar vermekten başka bir sonuç doğurmamaktadır.”