Gök: 8 Kasım yürüyüşüne katılım, Önderliğin çağrısına katılımdır

8 Kasım’da Köln’de yapılacak yürüyüşe ilişkin konuşan KON-MED Eşbaşkanı Kerem Gök, “Bu yürüyüşe katılım, aynı zamanda Önderliğin ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na katılım olacaktır” dedi.

KEREM GÖK

Aralarında çok sayıda yazar, gazeteci, siyasetçi, sanatçı ve insan hakları aktivistinin de bulunduğu isimler, Önder Apo’ya uygulanan tecridin kaldırılarak fiziki özgürlüğünün sağlanması ve Kürt sorununun çözümü için 10 Ekim 2023’te küresel çapta bir kampanya başlatmıştı.

Kürtlerin dostları tarafından “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm” talebiyle dünyanın 74 merkezinde eş zamanlı başlatılan kampanya, üçüncü yılını tamamladı.

Geride kalan iki yılda Önder Apo’nun fikirleri sokaklarda, üniversitelerde ve dünyanın bilinen kimi merkezlerinde yoğun biçimde tartışıldı. Ayrıca miting gibi kitlesel eylem ve etkinliklerle de Kürt Halk Önderi’nin özgürlüğü haykırıldı. Tanınmış siyasetçiler, yazarlar, gazeteciler ve sanatçılar da kampanya sürecinde bu talepler etrafında küresel girişimlerde bulundu.

Kampanya kapsamında Almanya’nın Köln kentinde iki büyük yürüyüş yapıldı. Kampanyanın üçüncü yılında, 8 Kasım 2025’te saat 11.00’de Köln Deutzer Werft’te, “Kürt Sorununa Siyasi Çözüm, Abdullah Öcalan’a Özgürlük” şiarıyla yürüyüş ve miting düzenlenecek.

Köln yürüyüşünün ve mitinginin anlamı ile hedeflerini, Almanya Kürdistanlı Toplumlar Konfederasyonu (KON-MED) Eşbaşkanı Kerem Gök ANF’ye değerlendirdi.

“Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm” kampanyası üçüncü yılına girdi. KON-MED olarak üçüncü yıl için neler söylemek istersiniz?

KON-MED olarak biz hem siyasi hem de bir sivil toplum örgütüyüz. Genel anlamda bir halk kurumu olduğumuz için, halkın ihtiyaçları, Kürt halkının şartları ve içinde bulunduğu durum, bu kurumun bu şekilde örgütlenmesini gerekli kılmıştır.

Kurum bünyesinde çalışan kişiler de bu zemin üzerinde kendini inşa etmiş; bu doğrultuda çalışmalar yürütmüş, pratikleri ve anlayışları bu zemin üzerinde oluşmuştur. Bu nasıl bir zemindir? Diyebiliriz ki, dünya üzerinde niceliksel olarak en çok sayıya sahip olmasına rağmen herhangi bir statüsü olmayan, dili hâlâ yasaklı, kimliği hâlâ kabul görmeyen Kürt halkıdır. Bu kesimler, kendi ülkelerinde baskıya maruz kaldıkları için zorunlu olarak bu ülkeye göç etmiştir.

Kürt halkının bazı üyeleri ekonomik nedenlerle Almanya’ya gelmiş, bazılarının köyü yakılmış, bazıları devletin verdiği cezalar nedeniyle sürgüne gitmiştir.

Öte yandan, ekonomik nedenlerle gelenler açısından baktığımızda, Kürtler ve toprakları yıllarca sistematik ve bilinçli bir şekilde geri bırakılmak istenmiştir; habersiz, bilinçsiz, örgütsüz, öncüsüz kalsınlar diye sistem, bu halkı elinde tutup kendi isteği doğrultusunda idare etmek için yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürmüştür. Zamanla nüfus artmasına rağmen endüstriyel altyapı orada geliştirilmemiştir.

Denebilir ki, ekonomik nedenlerle buraya gelenler de sömürgeci yaklaşımın sonuçları nedeniyle gelmiştir. Kolonyal mantıkla bu insanlara ekonomik, kültürel, siyasal baskı uygulanmıştır. İmha ve inkar politikaları yürütülmüştür. Kürt halkı çaresiz kalıp buraya gelmiştir. Bu nedenle önümüzdeki süreçte varlığımız, Kürdistan’ın statüsü ve Kürt halkının sorunlarının çözümüne bağlıdır. Bütün çalışmalarımız bu temel üzerinde yürütülecektir.

Rêber Apo da bu halkın statü elde etmesi, sorunlarının çözülmesi ve ezilen halkların özgürlüğü için daha adil, makul, özgür bir sistem inşa etmek adına yıllarca mücadele yürütmüştür. Bu nedenle, Rêber Apo’nun özgürlüğü aynı zamanda Kürt halkının özgürlüğü anlamına geliyor; statüsüzlük sisteminin reddi, köleci sistemin reddi, imha ve inkarın reddi anlamına geliyor.

Bu nedenle, düzenli toplantılarımızdan tutalım 8 Kasım’daki Köln yürüyüşüne kadar, tüm diplomatik, kültürel, sanatsal, ekolojik ve hukuki çalışmalarımız Kürt meselesinin siyasi çözümü ve Rêber Apo’ya özgürlük temelinde yürütülecektir.

Bizim için önemli olan bir diğer konu ise, Kürt sorununun çözülmesi ve Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü için yürütülen temasların müzakereye dönüşmesidir. Kürt halkı ve Avrupa toplumu, Ortadoğu’daki savaş karşısında Rêber Apo’yu başmüzakereci ilan etmiştir.

Biz de kurum olarak, Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanması ve diyaloğun doğrudan sivil toplum örgütleri, Kürt halkı, siyasi partiler ve kurumlarla yürütülmesi talebini yineliyoruz.

Bu nedenle, Rêber Apo’nun özgürlüğü yaşamsaldır; bu kadar önemlidir. Kürt halkı için, kurumumuz için, barışın ve demokratik toplumun sağlanması için önemlidir, yaşamsaldır.

8 Kasım’da Köln’de yürüyüş düzenlenecek. Bu yürüyüşün öneminden bahseder misiniz?

2023’te “Rêber Apo’ya Özgürlük, Kürt Sorununa Çözüm” adıyla bir hamle başlatıldı. Bu hamle, 5 kıtadan 74 farklı merkezde Kürt olmayan kesimler tarafından başlatıldı. Mevcut konjonktürde ve sorunu zor yöntemlerle çözmeye çalışan kesimlere yönelik bir cevaptı. Hamlenin motivasyon kaynağı da Rêber Apo’nun paradigmasıydı.

Kürt halkı dışındaki kesimlerin, Rêber Apo’nun paradigmasından etkilenip “Rêber Apo’ya Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm” önerdiği bir hamle oldu.

Şu ana kadar hamle kapsamında Köln’de iki yürüyüş düzenledik. Çok heybetli iki yürüyüştü. Bu yürüyüşlerle hem Avrupalı kurumlara hem işgalci devletlere mesajlar verildi; hem de halkımız ile diğer halkların ortaklaştığı, farklı renklerin ve kültürlerin bir araya geldiği bir tablo ortaya çıktı.

Rêber Apo’nun paradigmasının nasıl enternasyonalleştiğini ve hangi sınırlara ulaştığını gördük.

Hamleyle hem toplumsal hem siyasi çevrelere hem de bölgesel statükocu güçlere mesaj verildi. İnanıyorum ki, bu kesimler mesajlarını aldılar. Halkın bu düzeyde katılımı ve Rêber Apo’yu sahiplenmesi, bazı kurumlara baskı uygulayıp karar almalarına yol açtı. Buna örnek olarak ‘umut hakkı’nın Avrupa Konseyi ve BM gündemine girmesini verebiliriz.

Bu yılki yürüyüşü önceki yıllardan farklı kılan nedir?

Bu yılki yürüyüşün önemi diğerlerinden farklıdır. Hem önemlidir hem de acildir. Önceki yürüyüşlerde “tecrit kırılsın” diyorduk; tecrit kısmen de olsa kırıldı.

Bu yürüyüşle diyoruz ki artık yeter: Rêber Apo İmralı’dan çıkmalıdır. Çünkü biz Rêber Apo’yu 60 milyon Kürdün temsilcisi olarak görüyoruz. 60 milyon Kürdün temsilcisinin dört duvar içinde tutulması antidemokratiktir; Kürt halkının haklarının ayaklar altına alınmasıdır.

Bu bir sınavdır. Dünyanın neresinde bir halkın veya ulusun siyasi temsilcisi tutuklu bulunabilir? Danimarka, Hollanda, İsveç ya da Almanya’da böyle bir durum görülebilir mi? Ama Kürtlerin siyasal iradesi İmralı’da tutulmaktadır -hem de 15 Şubat 1999’dan beri ağır bir tecrit altında.

Bugün bir diyalog başlatılmış durumda. Demokrasiden, hukukun üstünlüğünden ve haklardan bahseden Avrupalı kurumlara bu yönlü bir çağrı yapılmalı; kendi kuruluş ilkelerine bağlı kalıp görevlerini yerine getirmeleri istenmelidir. Çünkü onların hukuklarında bu haklar vardır.

Rêber Apo acilen serbest bırakılmalıdır. Rêber Apo’nun orada tutulduğu her saat, her dakika, her saniye demokrasi için bir kayıptır. Bu nedenle diyoruz ki Rêber Apo acilen İmralı’dan çıkarılmalı ve İmralı sistemi lağvedilmelidir. Artık kimse Kürt halkı üzerinde imha ve inkar politikası yürütmesin; bu politikalar sonuç vermiyor, daha çok kan akmasına yol açıyor.

Tüm toplumlar için bu politikalar zararlıdır. Barışın sağlanmalıdır. Ezilen ve sömürülen toplumların barış ve demokrasisinin geliştirilmesinde Rêber Apo en başat aktördür.

‘YÜRÜYÜŞ, BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISINA KATILIMDIR’

8 Kasım Köln mitingi ve yürüyüşünün önemine dair son olarak neler söylersiniz?

8 Kasım’da, kadın ve gençlik öncülüğünde tüm toplum olarak -diğer topluluklarla birlikte- Köln’e akmalıyız. Bir kez daha tüm kurum ve güçlere hatırlatalım ki, Reber Apo’nun başlattığı süreci öne çıkaracak ve onu sahiplenmeyi büyütecek bir irade beyanı ortaya koyacağız.

Rêber Apo’nun geliştirdiği süreçte barışçıl yöntemlerin öne çıkması ve Önderliğin pratik rolünün görünür hale gelmesi için bu yürüyüşe katılacağız. Rêber Apo’nun 27 Şubat’taki ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ hem devlet güçleriyle barışın sağlanması hem de toplumun demokratikleşmesi içindir.

Biz demokratik bir yapıyız; sorunların diyalog yoluyla çözülmesi taraftarıyız. Rêber Apo, diplomasi ve diyalog yollarını bizler için açmış durumda; bu yönüyle zemin sunmuştur. Bu yürüyüşe katılım, aynı zamanda Önderliğin 27 Şubat’taki ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na da katılım olacaktır.

Bu yönüyle, bu yılki yürüyüş önceki yıllardan farklı ve daha önemlidir. Ortadoğu halklarının sorunları için de kader tayin edici olan Kürt sorunudur. Kürdistan şahsında diyalog ve çözüm yaklaşımı, diğer meselelere de etki edecektir. Yürüyüşe katılım, Önderliğin çağrısına katılım anlamına geliyor; bu düzeyde önemli, yaşamsal ve tarihsel bir adımdır.